Valeria, elindeki zarfı uzun süre incelemeye devam etti.
Üzerindeki kendi adı...
Arkasındaki altın renkli taç...
Hepsi fazlasıyla garipti.
Zarfı çevirdi.
Açıp açmamak arasında kaldı.
Tam parmağını kenarına götürecekken aşağıdan annesinin sesi geldi.
Anne:
— Valeria! Yemek hazır!
Valeria irkildi.
Zarfı hemen kitabının arasına koydu.
Valeria:
— Geliyorum!
Bir kez daha kitaba baktı.
“Sonra açarım.”
Bunu söylerken kendisi bile buna inanmadı.
Ama aşağı indi.
Çünkü annesi yemek hazır olduğunda onu bekletmek, evde yapılabilecek en büyük hataydı.
---
Akşam yemeği her zamanki gibiydi.
Babası gün içinde yazdığı birkaç sayfadan bahsediyor, annesi ertesi gün yapacaklarını anlatıyor, Valeria ise okulda arkadaşlarıyla yaşadıkları komik şeyleri anlatıyordu.
Kimse zarftan bahsetmedi.
Valeria da bahsetmedi.
Bir ara babası ona baktı.
Baba:
— Bugün biraz dalgınsın.
Valeria elindeki çatalı bıraktı.
Valeria:
— Ben mi?
Baba:
— Evet, sen.
Anne:
— Bir şey mi oldu okulda?
Valeria bir an durdu.
Zarf aklına geldi.
“Evet. Çantamda bana ait olmayan bir zarf buldum. Üzerinde adım ve taç vardı.”
Bunu söylemek istedi.
Ama kulağa o kadar saçma geliyordu ki...
Başını salladı.
Valeria:
— Yok, bir şey olmadı. Sadece biraz yoruldum.
Babası gülümsedi.
Baba:
— O zaman erken yat.
Valeria başını salladı.
Valeria:
— Tamam.
Ama o gece erken yatmak hiç de kolay olmayacaktı.
---
Odasına çıktığında ilk yaptığı şey kitabının arasındaki zarfı çıkarmak oldu.
Masasının üzerine koydu.
Bir süre sadece baktı.
Sonunda derin bir nefes aldı.
Zarfı açtı.
İçinden tek bir kâğıt çıktı.
Valeria kâğıdı çevirdi.
Boştu.
Valeria:
— Ne?
Kâğıdın diğer tarafına baktı.
O da boştu.
Kaşlarını çattı.
Valeria:
— Şaka mı bu?
Kâğıdı ışığa tuttu.
Hiçbir şey yoktu.
Zarfın içini kontrol etti.
Yine hiçbir şey.
Valeria sonunda kâğıdı masanın üzerine bıraktı.
“Herhalde birisi şaka yaptı.”
Bunu düşünmek daha kolaydı.
Zarfı kitabının arasına geri koydu.
Sonra yatağına uzandı.
Birkaç dakika sonra gözleri kapandı.
---
Valeria kendisini hiç bilmediği bir yerde buldu.
Etrafında uzun ağaçlar vardı.
Hava sessizdi.
Öyle sessizdi ki kendi nefesini bile duyabiliyordu.
Yavaşça yürümeye başladı.
Ağaçların arasından ilerlerken uzakta bir ışık gördü.
Işığa doğru yaklaştı.
Sonra karşısına büyük bir kapı çıktı.
Kapının üzerinde aynı sembol vardı.
Altın taç.
Valeria kapıya elini uzattı.
Tam dokunacakken arkasından bir ses geldi.
Bilinmeyen ses:
— Valeria...
Valeria hızla arkasını döndü.
Kimse yoktu.
Valeria:
— Kim var?
Sessizlik.
Sonra aynı ses yeniden duyuldu.
Bilinmeyen ses:
— Henüz zamanı değil.
Valeria'nın kalbi hızlandı.
Valeria:
— Neye göre zamanı değil?
Cevap gelmedi.
Kapının üzerindeki taç bir anda parladı.
Valeria gözlerini kapattı.
Ve...
uyandı.
---
Valeria yatakta doğruldu.
Nefes nefeseydi.
Odasına baktı.
Her şey yerli yerindeydi.
Masa.
Kitapları.
Perde.
Dolabı.
Sabahın ilk ışıkları pencerenin kenarından içeri süzülüyordu.
Valeria alnını ovuşturdu.
Valeria:
— Sadece rüyaydı.
Bir süre sessizce oturdu.
Sonra gülmeye çalıştı.
Valeria:
— Hem de çok saçma bir rüya.
Yataktan kalktı.
Fakat masanın üzerindeki kitabın yanında duran kahverengi zarfı görünce durdu.
Bir an rüyadaki taç gözlerinin önüne geldi.
Valeria hemen bakışlarını kaçırdı.
---
Okula vardığında Mirael onu kapının önünde bekliyordu.
Mirael:
— Valeria! Nerede kaldın?
Valeria:
— Beş dakika geciktim sadece.
Mirael:
— Beş dakika mı? Biz burada yaşlandık.
Valeria güldü.
Valeria:
— Abartma.
Birlikte sınıfa girdiler.
Her şey yine normaldi.
Dersler başladı.
Öğretmen tahtaya yazıyor, öğrenciler not alıyor, arka sıralardan ara sıra fısıldaşmalar yükseliyordu.
Valeria ise bir türlü kendini derse veremiyordu.
Gözlerinin önüne sürekli aynı şey geliyordu.
Kapı.
Taç.
Ve o ses.
“Henüz zamanı değil.”
Teneffüste Mirael yanına geldi.
Mirael:
— Bugün çok sessizsin.
Valeria:
— Öyle mi?
Mirael:
— Evet. Normalde teneffüste üç farklı konu hakkında konuşuyorsun.
Valeria gülümsedi.
Valeria:
— Uykumu alamadım.
Mirael ona dikkatlice baktı.
Mirael:
— Emin misin?
Valeria birkaç saniye sustu.
Tam anlatacaktı.
Dün odasında bulduğu zarfı...
Üzerindeki tacı...
Gece gördüğü rüyayı...
Hepsini anlatmak istedi.
Ama sonra Mirael'in ona nasıl bakacağını düşündü.
“Bana ait olmayan bir zarf buldum, üzerinde taç vardı. Sonra rüyamda aynı tacı gördüm.”
Gerçekten de kulağa saçma geliyordu.
Üstelik zarfın içi boştu.
Belki gerçekten biri şaka yapmıştı.
Belki de bütün bunları kafasında büyütüyordu.
Valeria başını salladı.
Valeria:
— Gerçekten bir şey yok.
Mirael gülümsedi.
Mirael:
— Tamam. Ama bir şey olursa bana anlat.
Valeria:
— Anlatırım.
Zil çaldı.
İkisi tekrar sınıfa döndü.
---
Öğle arasında Mirael'le bahçede oturdular.
Konuşma yine kitaplara geldi.
Valeria sonunda biraz olsun rahatladı.
Bir süre önce yaşadığı garip şeyleri tamamen unutmuş gibiydi.
Ta ki çantasını açana kadar.
Yeni aldığı kitabını çıkarmak için elini çantasına attı.
Parmakları bir şeye değdi.
Valeria durdu.
Kahverengi zarf.
Dün gece onu evde, kitabının arasında bırakmıştı.
En azından öyle hatırlıyordu.
Yavaşça zarfı çıkardı.
Üzerindeki isme baktı.
VALERIA.
Bu kez zarfın arkasındaki küçük tacın altında...
daha önce görmediği çok ince bir çizgi vardı.
Valeria kaşlarını çattı.
Ama Mirael ona seslendi.
Mirael:
— Valeria! Kitabı versene!
Valeria zarfı hızla çantasına geri koydu.
Valeria:
— Geliyorum!
Kitabını aldı ve Mirael'in yanına döndü.
Yüzünde gülümseme vardı.
Ama aklında tek bir düşünce dolaşıyordu.
Bu zarfı gerçekten ben mi evde bırakmıştım?
Ve o gün...
Valeria ilk kez hayatında bazı şeylerin tesadüf olmayabileceğini düşünmeye başladı.
Ama henüz kimseye anlatmayacaktı.
Henüz değil...