İçeriğe geç

ELORİON KIRALIĞI'NIN SON VARİSİ VALERİA

Bölüm 1 · 6 dk okuma

ELORİON KIRALIĞI'NIN SON VARİSİ VALERİA

Bölüm 1

BÖLÜM 1 : MEKTUP

Bazı hikâyeler, sıradan bir günün içinde sessizce başlar.

Valeria on sekiz yaşındaydı.

Hayatının en güzel dönemlerinden birinde olduğuna inanıyordu.

Sabahları güneş odasının penceresinden içeri girdiğinde, ilk yaptığı şey perdeyi açmak değil, yatağının hemen yanında duran kitabına uzanmaktı.

O sabah da farklı değildi.

Gözlerini açar açmaz kitabını eline aldı ve dün gece kaldığı sayfayı buldu.

“Son bir bölüm…”

Bunu kendi kendine söylerken gülümsedi.

Son bir bölüm.

Her zaman böyle söylüyordu.

Ve her zaman en az üç bölüm daha okuyordu.

Tam sayfayı çevirecekken kapısı açıldı.

“Valeria!”

Annesinin sesiyle kitabı göğsüne bastırdı.

“Uyandım anne!”

Annesi kapının önünde durup başını iki yana salladı.

“Uyandığını değil, yataktan kalktığını görmek istiyorum.”

Valeria kitabını kapatıp yatağının üzerine bıraktı.

“Kitap tam en güzel yerindeydi.”

Annesi gülümseyerek cevap verdi:

“Senin için kitapların olmadığı bir dünya düşünemiyorum.”

“Ben de düşünemiyorum.”

Annesi güldü.

“Beş dakikan var.”

Valeria itiraz etti:

“On dakika.”

“Beş.”

“Sekiz?”

Annesi kaşlarını kaldırdı.

“Valeria.”

Valeria ellerini kaldırarak güldü.

“Tamam, tamam. Beş.”

Annesi odadan çıkarken Valeria yeniden kitabına baktı.

“Sen de benim kadar bekleyebilirsin.”

Kitabı masasına bıraktı ve hazırlanmak için dolabına yöneldi.

Aşağı indiğinde mutfaktan taze ekmek kokusu geliyordu.

Babası masanın başında oturmuş, kahvesini içerken bir kitabın sayfalarını karıştırıyordu.

Valeria sandalyesine oturdu.

“Günaydın baba.”

Babası kitabından gözlerini kaldırdı.

“Günaydın, kitap kurdu.”

Valeria kaşlarını kaldırdı.

“Bana kitap kurdu deme.”

Babası gülerek sordu:

“Dün gece kaçta uyudun?”

Valeria birkaç saniye sustu.

Babası onun yerine cevap verdi:

“Anladım.”

Valeria hemen savunmaya geçti.

“Kitabın suçu.”

Babası kahvesinden bir yudum aldı.

“Tabii. Kitabın suçu.”

Annesi kahvaltılıkları masaya koyarken ikisine baktı.

“Sabah sabah yine başladınız.”

Valeria gülümseyerek annesine döndü.

“Anne, bugün okuldan sonra kitapçıya gideceğiz.”

Annesi şaşkınlıkla sordu:

“Yine mi?”

“Evet, yine.”

“Daha geçen hafta gitmediniz mi?”

Valeria heyecanla anlatmaya başladı:

“Geçen hafta yeni kitap gelmemişti. Bugün yeni kitaplar gelecekmiş.”

Babası kahkaha attı.

“Bir kitapçıya bu kadar sık gidip hâlâ eve kitap sığdırabilmeniz şaşırtıcı.”

Valeria hemen itiraz etti:

“Benim odamda daha çok yer var.”

Annesi başını iki yana salladı.

“Artık yok.”

“Var.”

“Yok.”

Valeria babasına döndü.

“Baba, annem bana haksızlık yapıyor.”

Babası gülerek cevap verdi:

“Ben sana bir raf daha yaparım.”

Valeria'nın yüzü aydınlandı.

“İşte benim babam!”

Babası göz kırptı.

Valeria'nın ailesiyle böyle küçük anları vardı.

Onları seviyordu.

Hem de çok.

Babası ülkenin tanınmış yazarlarından biriydi. Kitapları farklı şehirlerde okunuyor, insanlar imza günlerinde saatlerce sıra bekliyordu.

Valeria ise babasının şöhretinden çok, onun evdeki hâlini seviyordu.

Sabah kahvesini içerken dalıp gitmesini...

Yeni bir hikâye bulduğunda heyecanlanmasını...

Ve en önemlisi, kitaplar hakkında saatlerce konuşabilmelerini.

Annesiyle babasının tanışma hikâyesini de defalarca dinlemişti.

Bir kitap imza gününde tanışmışlardı.

Annesi, babasının kitabını imzalatmak için sıraya girmişti.

Babası kitabın ilk sayfasına imza atarken annesine bir soru sormuştu.

Sonrası, ikisinin de hayatını değiştirmişti.

Valeria bu hikâyeyi her duyduğunda gülümserdi.

“Bir gün benim de böyle bir hikâyem olacak.”

Babası kahvesinden bir yudum aldı.

“Önce kahvaltını bitir.”

Valeria dudaklarını büzdü.

“Romantizmi mahvettin.”

Annesi kahkaha attı.

“Haydi kızım, geç kalacaksın.”

Valeria çantasını aldı.

“Akşam görüşürüz!”

Babası arkasından seslendi:

“Kitapçıdan yine bütün dükkânı satın alma!”

Valeria kapıyı açarken gülerek cevap verdi:

“Garanti veremem!”

Kapıyı kapattığında üçünün kahkahası hâlâ evin içindeydi.

Okul her zamanki gibi hareketliydi.

Koridorlarda öğrenciler konuşuyor, sınıflardan kahkahalar yükseliyor, öğretmenler bir yerlere yetişmeye çalışıyordu.

Valeria sınıfa girer girmez en yakın arkadaşı yanına koştu.

“Sonunda geldin!”

Valeria çantasını sırasının üzerine bıraktı.

“Ne oldu?”

Arkadaşı heyecanla elindeki kitabı gösterdi.

“Dün sana söylediğim kitabı bitirdim!”

Valeria şaşkınlıkla kitaba baktı.

“Şimdiden mi?”

“Gece boyunca okudum.”

Valeria gülerek başını salladı.

“Sen benim öğrencim olmaya başlamışsın.”

Arkadaşı kaşlarını çattı.

“Ne alaka?”

Valeria kahkaha attı.

“Ben de aynı şeyi yapıyorum.”

İkisi birlikte gülmeye başladı.

Bir süre sonra diğer arkadaşları da yanlarına geldi.

Konuşmanın konusu kısa sürede derslerden kitaplara, kitaplardan karakterlere dönüştü.

Arkadaşlarından biri heyecanla:

“Ben söylüyorum, ana karakter kesinlikle haklıydı,” dedi.

Diğer arkadaşı hemen karşı çıktı:

“Hayır, değildi!”

“Nasıl değildi?”

“Çünkü üçüncü bölümde—”

Valeria hemen ellerini kaldırdı.

“Şşş! Spoiler verme!”

Arkadaşı şaşkınlıkla ona baktı.

“Sen kitabı daha okumadın mı?”

“Okumadım ama okuyacağım.”

“E o zaman niye tartışıyorsun?”

Valeria hiç düşünmeden cevap verdi:

“Çünkü tartışmak için kitabı bitirmek gerekmiyor.”

Arkadaşları kahkahaya boğuldu.

“Bu nasıl mantık?” diye sordu içlerinden biri.

Valeria gururla gülümsedi.

“Benim mantığım.”

Tam o sırada ders zili çaldı.

Öğretmen sınıfa girince herkes yerine geçti.

Valeria son kez arkadaşlarına baktı.

Onlarla birlikteyken zaman çok hızlı geçiyordu.

Dersler, teneffüsler, kahkahalar...

Bazen hayatının böyle küçük şeylerden oluşmasını seviyordu.

Her şey olması gerektiği gibiydi.

En azından o öyle düşünüyordu.

Öğle arasında Valeria ve arkadaşları okulun bahçesine çıktı.

Hava güneşliydi.

Arkadaşlarından biri çantasından bir kitap çıkardı.

“Bakın ne buldum!”

Valeria hemen yanına gitti.

“Bunu nereden aldın?”

Arkadaşı kitabı havaya kaldırarak cevap verdi:

“Evden.”

Valeria kitabı almak için elini uzattı.

“Bana neden daha önce göstermedin?”

Arkadaşı kitabı kendine çekti.

“Çünkü sen görürsen geri vermeyeceğini biliyorum.”

Valeria gülerek itiraz etti:

“Belki.”

Arkadaşı kahkaha attı.

“Valeria!”

Valeria iki elini havaya kaldırdı.

“Şaka yapıyorum.”

Kitabı geri verdi.

Bir süre bahçedeki bankta oturup kitap hakkında konuştular.

Valeria o anlarda kendini gerçekten mutlu hissediyordu.

Geleceği düşünmüyordu.

Geçmişi düşünmüyordu.

Sadece arkadaşlarının sesini, rüzgârı ve elindeki kitabın sayfalarının kokusunu hissediyordu.

Hayat güzeldi.

Basitti.

Ve Valeria bunun böyle kalacağını sanıyordu.

Okul çıkışında üç arkadaş birlikte kasabanın eski kitapçısına gittiler.

Kitapçı, kasabanın en sevdikleri yerlerinden biriydi.

Kapıyı açtıklarında küçük çan çaldı.

Şıngır.

İçeride eski kitapların kokusu vardı.

Valeria derin bir nefes aldı.

“Burası cennet.”

Arkadaşlarından biri gülerek cevap verdi:

“Senin için her kitapçı cennet.”

Valeria başını salladı.

“Doğru.”

Rafların arasında dolaşmaya başladılar.

Yeni gelen kitaplara baktılar.

Birbirlerine kitap önerdiler.

Hatta hangisinin önce okunacağı konusunda küçük bir tartışma bile çıktı.

Valeria sonunda elinde üç kitapla kasaya geldi.

Kitapçı sahibi ona bakıp gülümsedi.

“Yine mi üç tane?”

Valeria kitapları tezgâha bıraktı.

“Bu sefer az aldım.”

Yaşlı adam güldü.

“Geçen sefer de aynısını söylemiştin.”

Valeria hiç bozuntuya vermeden cevap verdi:

“Çünkü geçen sefer de az almıştım.”

Kitapçı sahibi başını iki yana salladı.

“Seninle tartışılmaz.”

Valeria gülümsedi.

Kitaplarını çantasına yerleştirirken gözü rafların en üst kısmındaki eski bir kitaba takıldı.

Kitabın kapağı koyu lacivertti.

Üzerinde herhangi bir isim yoktu.

Sadece küçük, altın renkli bir sembol vardı.

Bir taç.

Valeria kitabı işaret ederek sordu:

“Bu kitap yeni mi?”

Kitapçı sahibi başını kaldırdı.

“Hangisi?”

“Şu üstteki.”

Yaşlı adam kitaba baktı.

“Ha, o mu?”

“Evet.”

“Uzun zamandır orada.”

Valeria merakla sordu:

“Adı ne?”

Kitapçı sahibi omuzlarını silkti.

“Adı yok.”

Valeria şaşırdı.

“Nasıl yani?”

“Bazı eski kitapların adı zamanla kaybolur.”

Valeria gülümsedi.

“Ne kadar gizemli.”

Yaşlı adam gülerek cevap verdi:

“Sen zaten gizemli kitapları seviyorsun.”

Valeria başını salladı.

“Doğru.”

Kapının yanında bekleyen arkadaşı seslendi:

“Valeria, hadi! Meydana gidecektik.”

Valeria arkadaşına döndü.

“Geliyorum!”

Son kez lacivert kitaba baktı.

Sonra arkadaşlarının yanına koştu.

Kitapçıdan çıktıklarında akşam güneşi kasabanın taş sokaklarına vuruyordu.

Valeria arkadaşlarıyla konuşa konuşa eve doğru yürüdü.

O günün sıradan bir gün olduğunu düşünüyordu.

Bir okul günü.

Arkadaşlarıyla geçirilen güzel bir öğleden sonra.

Yeni kitaplar.

Ailesi.

Kahkahalar.

Ve eve dönerken çantasındaki üç yeni kitap.

Her şey normaldi.

Ta ki odasına çıkıp çantasını açana kadar.

Kitaplarının arasında daha önce koymadığı küçük, kahverengi bir zarf vardı.

Valeria kaşlarını çattı.

Zarfı eline aldı.

Üzerinde yalnızca bir isim yazıyordu.

VALERIA.

Valeria zarfı birkaç saniye sessizce inceledi.

Sonra arkasını çevirdi.

Zarfın mühründe...

kitapçıdaki lacivert kitabın kapağında gördüğü aynı altın taç vardı.

Valeria'nın gülümsemesi yavaşça kayboldu.

“Bu da nereden çıktı?”

Bölüm sonu

6 yorum