İçeriğe geç

Elmas Kadeh

Bölüm 6 · 16 dk okuma

Elmas Kadeh

Bölüm 6

5.Bölüm:Beklenmedik Ziyaret

Aslında fark ettim ki, ruhumuzu büyüten geçen yıllar değil, yıllarda yaşadıklarımız.

Kendini son zamanlarda ihtiyarlarmış bir nine gibi hissediyordum. Çalışkan bir insana olmama rağmen bu kadar yük fazla gelmişti. Sabahın saati belirsiz bir vaktinde zorlukla kalkabilmiştim. Defteri yastık manasında kullandığım için yazılar yüzüme bulaşmış olmalıydı. Başımın iki kenarında derin bir sızı hissediyordum. Kendime bu kadar iş yüklemem olumsuz yanıt vermişti ve işin kötü yanı beni kendime getirecek bir kahve yoktu.

Neyse ki elimde bir gül vardı. Gülün solmamasını istediğim için defterimin arasına koymuş, kurutuyordum. Böylece en azından buradan çıkana kadar bana dost olacaktı. Elimle alnımı biraz ovaladıktan sonra yatakta doğruldum. Yatak yılları aştığını kulak sızlatan gıcırtısıyla hatırlattı. Zorda olsa bu gecede geri kalmıştı. Gece boyunca dışarıdan bir ses duymadığım için Tanrı'ya şükrettim. Demek ki siyah bileklikler dün herhangi bir sorun çıkarmamıştı.

Bodrum katından yavaşça çıkıp kimseye görünmeden yemekhaneye geçtim. Yemekhaneye girmeden önce merdivenlere gidip sanki odamdan iniyormuş gibi yapıyordum. Karşımdakiler akıl hastası da olsa beyinlerini kullanabilirlerdi. Risk alacak durumum yoktu.

Yemekhane, düne göre çok daha doluydu. Boş sandalye gözüme çarpmamıştı -Siyah bilekliklerin yanlarındaki sandalyeleri saymazsak- İştahım olmadığı için çok umursamadım. Petek'te ortalıklarda gözükmüyordu. Bahçede olmalıydı.

Yemekhaneye daha adım atmadan geri döndüm ve bu sefer rotamı bahçe olarak belirledim. Giriş kapısından bahçeye geçerken Asuman ile karşılaştım. Petek'in dün adının Müge olduğunu söylediği kadında yanındaydı. Sözde doktor olan kadın.

Onlara karşı içimde soğuk rüzgarlar esiyordu. Duygularımı gizleme ihtiyacımı duymadım ve ters bakışlarla onları inceledim. Yanlarından geçip gidecekken Asuman, kolumu kavradı ve beni kendime çekti.

"Burada idarenin kim olduğunu unuttun sanırım, Kadeh. Bir daha bana öyle bakma. Müge'ye de. Geçici olduğunu da asla düşünme. Hayat bu, neler getireceğini kimse bilemez." diye kulağıma fısıldadı.

"İdarenin kim olduğunu gayet iyi biliyorum. Amcam olur kendileri. Ve ne yazık ki bu hastanede olanlardan hiç haberi yok." dedim ve dudaklarıma sahte bir gülüş kondurdum. Asuman, sinirle tısladı ama daha fazla konuşmadan çekip gitti. Arkama bakma ihtiyacı bile duymadan bahçeye geçtim. İnsanlar, olaysız geçen bir gecenin ardından rahat hareket edebiliyorlardı. Ön bahçe bile bu kadar doluysa arka bahçeyi düşünemiyordum. Gözlerim Petek'i arıyor, adımlarım ise rastgele gidiyordu.

"Kadeh, buradayız!"

Yakınlarda duyduğum sese doğru döndüm. Petek ve yanında ki üç kişi bana doğru geldiler. Bahsettiği arkadaşlar ya da iyi anlaştığı akıl hastaları topluluğu olmalıydı. Petek'in hemen yanında duran kişi aynı onun gibi gri bileklikti. Boyu Petek'e göre daha uzundu. Açık kumral, dağınık saçlara ve mavi gözlere sahipti. Sıradan yaşamda tanışsak yakışıklı diyebileceğim bir yüze sahipti.

Diğer iki kişiden biri kız diğer erkekti. Kız olan ağzında sakızıyla ayaklarını yere sürtüyordu. Siyah saçlarını topuz yapmıştı. Omuzundaki dövmeler neredeyse derisini tamamen kapatıyordu. Gözleri de siyaha yakın bir tondaydı. Petek'in yanında çok zıt kalmışlardı. Diğer erkek ise ellerini montunun cebine atmış, sırıtarak etrafa bakıyordu. Onunda gözleri ve saçları koyu renkteydi.

"Gel Kadeh, bizimkilerle tanış." diye öne attı beni Petek.İlk karşı karşıya kaldığım kişi Petek'in hemen yanımda duran altın saçlı çocuktu. Uzatmadan bana elini uzattı ve sadece ismini söyledi.

"İlker."

"Memnum oldum, İlker. Bende Kadeh."

İsmimi duyunca gülmesini bekledim ama kimseden ses çıkmadı. Hatta etrafa sırıtarak bakan çocuk bile buna gülmedi. Ben burayı şimdiden sevdim.

Petek bu sefer beni dövmeli kızım önüne çekiştirdi. Dövmeli kız, ağzındaki sakızı atmadan bana elini uzattı. Onun yüz hatları şimdi daha yakınındaydı.

"Merhaba yeni kız, Özge bende." Havalı gibi gözükse de gayet samimi bir tonlama kullanmıştı.

"Merhaba Özge, tanıştığımıza memnun oldum."

Son olarak diğer çocuğun yanında durdum. Onunla da tanışmak için can atıyordum. O daha kendini tanıtmadan Petek atladı ve bizi ve tanıştırdı.

"Kadeh bu da grubumuzun en küçük üyesi, Levent." Sırıtan çocuk bir anda sinir küpüne dönüşmüştü.

"Arada sadece bir ay var diye havaya girme, sarı!" diye Petek'e çıkıştı. Ardından sakinleşmiş bir şekilde bana döndü ve ellerimi tutarak nazikçe öptü.

"Tanıştığıma memnum oldum, Kadeh Hanım." Ona gülümsedim ve "bende" der gibi başımı salladım. Birbirleriyle tamamen alakasızlardı ama işin garip yani hepsi gri bilekliklere sahipti. Ne az tehlikeli, ne çok tehlikeli.

Beni de aralarına katıp arka bahçeye doğru yürüdüler. Sesimi çıkarmadım çünkü halimden memnundum. Onlarla tanışmayı lafın gelişi olarak memnun olduğumu söylememiştim. Burada geçireceğim vakitte yalnız olsaydım gerçekten bir akıl hastasına dönüşebilirdim. Hep birlikte taşlara oturduk. Levent, yanıma oturup bana açıklamada bulundu.

"Sen bu sarıya bakma, Kadehciğim. Benden bir ay büyük diye afra taslıyor. Ben kendisinden çok daha olgun bir insanımdır." Sesimizi duyan Petek gözlerini devirdi. Bu değişik insanların nasıl bir araya geldiklerini çok merak ediyordum doğrusu. Bizim konuşmamıza şahit olan Özge ise Levent ile uğraşmaya başladı.

"Sen misin olgun insan? Geçen cuma yaşanılanları hatırlatırım." Herkesten hafif bir kıkırtı işitmiştim. Petek bana dönüp konuyu anlatmaya başladı.

"Geçen cuma şu Levent adlı şahıs bize bir teklifte bulundu da, Özge ondan bahsediyor. Teklifine göre siyah bilekliklilerin oyunu sırasında hep beraber bahçede bekleyecekmişiz. Şimdi sen sanacaksın ki bu baş kaldırısı falan. Beyefendinin tek derdi adrenalin. Siyah bileklikliler bizi kovalayacakmış. Bizde adrenalin dolu dakikalar yaşayıp eğlenecekmişiz." Petek olanları anlatırken hepsi güldü. Ortada gülünecek bir şey yoktu hatta uyarı gerekiyordu ama onlara ayak uydurarak bende güldüm. Uzun zaman sonra iyi hissettim.

"Peki, siz nasıl tanıştınız?" diye hepsine birden bir soru yönelttim. Hepsi birbirine bakıp düşünemeye başladı. Çok mu zor bir soru sormuştum? Kimseden cevap gelmeyince İlker konuştu. "Ortak noktalar işte. Çok alakasız kişiler bir araya gelebiliyor. Ayrıca bu hastanede insan sayısı kısıtlı."

"Ne kadar sıkıcısın, İlker? Tanışma hikayemiz çok heyecan vericiydi. Siz zaten ne anlarsınız heyecandan? Ama eminim Kadeh beni anlayacak değil mi, Kadeh?" diye beni sorguladı Levent. Onu onayladığımda nispet yapar gibi İlker'e baktı. Anlayacağım, Levent hem de çok. Umarım ki anlamakla kalmayıp sizleri iyileştirebilirim. Buradan çıkıp onları geride bırakmayacaktım. Elimden geldiğinde bir ay boyunca onlarla ilgilenecektim. Orta seviye hastaların bir ayda iyileşebileceğini sanmazdım ama denemeye değerdi. Başarısız olursam bile başta Petek olmak üzere onları her ay ziyarete gelecektim. Sadece gri bileklikliler değil hedefimde bir siyah bileklik bile vardı. İmkansız diye bir şey yoktur. En azından benim için.

"Kadeh, biraz da sen anlat bakalım neden bu hastanedesin?" Özge'nin sorusuyla yaşadığım anlara bir kez daha zaman yolculuğu yaptım.

"Üzerime bir iftira atıldı ve geçmişimde yaşadığım bazı olaylar delil olarak gösterildi."

"Sen bizim gibi değilsin, o zaman. Sağlıklısın." diye beni tekrar etti. Kendilerini farklı görmelerini istemiyordum ama Levent benimde görevini üstlenerek ortamı sıcaklaştırdı.

"Aslında sağlıklı zihinde gereksiz. Deli olacaksın bu hayatta. Baksana siyah bilekliklerin yaptıklarını kimse sesini çıkarmıyor. Bizde gülüp eğleniyoruz. Kadehciğim umarım sende en kısa zamanda bu zevki tadarsın, yani delirirsin." deyince gülmemi tutamadım. "Umarım."

"Dün hava durumunda bugünü yağmurlu gösteriyordu ama baksana tek bir su damlası yok." dedi Özge istan edercesine. Hava durumu mu? Hastanede teknoloji kullanımı yasaktı. Hava durumunu nereden bilebilirdi ki? Yutkunduğumu duyan Özge bana bakarak gülmeye başladı.

"Ah, Kadeh. Merak etme o kadar delirmedim. Hayal olarak hava durumu falan görmüyorum. Dün Asuman'a sormuştum. Hem o kadar delirsem siyah bileklik olurdum." Onu şizofreni sanmıştım ve bana yanıldığımı göstermişti. Şizofreni tedavisi hızlı olan bir hastalık değildi bu yüzden rahatlamıştım. Umarım hastalıkları çok ağır değildir. Diğer insanlar gibi gerçek bir arkadaş grubu olabilirlerdi. Onlar benim fırsatımda bende onların şansıydım. İnsanların ölümünün gizlendiği, şehirden uzak bu hastanede bir psikolog olması milyonda bir gerçekleşen olaydı. Hem psikolog hem de akıl hastası olmayan biriydim. Zor ama hayatında ilk defa zorluk aşmıyorsun, Kadeh. Sen zorluklara alışıksın.

"Seni dinleyende kabahat zaten. Yağmur yağacak dedin montumu alıp çıktım. Nerede o yağmur?" Levent, Özge'ye hesap sormaya başlayınca ikili tartışmaya başladı. Ama bu tartışmanın ciddi olmadığına ant içebilirdim. Petek ise her zaman ki kahkahasını atmıştı. Sıradan bir kahkaha değil, Petek kahkahası. Deftere onun hakkında not aldığım en önemli şey buydu zaten. Ani kahkahaları. Gerçek mi sahte mi belli olmayan kahkahalar.

Petek, Levent ile benim arama oturdu. "Özge ve Levent ikizler. Özge dakika farkıyla daha büyük. Bu durumda grubun en küçük üyesi Levent oluyor." dedi gülüşünü bozmadan. Söylediklerinin ardında gözlerimi ikizlere çevirip daha ayrıntılı incelemeye başladım. Davranış olarakta, fiziksel özellik olarakta pek benzedikleri söylenemezdi. Özge, daha soğukkanlı ve katıydı. Levent ise daha neşeli birine benziyordu. Bu onlara ilk baktığımda ki ilk düşüncelerimi. Daha derinlere zamanla inecektim. İkisi de aynı akıl hastanesine gelmiş, aynı bilekliği takıyorlardı. Onların benim için en önemli ortak özelliği buydu. Özge ve Levent tartışmalarına hız kesmeden devam ederken bense en az konuşan İlker'i gözlemliyordum. Gözleri bazen bana takılsa da bakışları Petek'ten ayrılmıyordu. Bakışlarının anlamını çözememek çok can sıkıcıydı.

"Nasıl buldun, bizimkileri?" diye ansızın sordu Petek. Tek kelimeyle mükemmellerdi. Şu durumda beni yalnız bırakmayarak zannediklerinden çok daha fazlasını yapıyorlardı. Yalnız kalmaktan korkan biriydim.

"Çok iyisiniz ve bence bir konuda yanıldın. Siz bir araya gelmiş deliler değil, gerçek arkadaşlarsınız." Diğerlerinin durmayacağı şekilde sadece Petek'e konuşmuştum. Bana içimi ısıtacak bir gülümse sundu. Bu yalan değildi, olamazdı. Petek değişik bir karaktere sahipti. Defalarca sahte gülüşünü sahip olmuştum ama bu gerçekti. Gözlerinden anlamıştım.

Gözler, yalan söylemez.

"Kadeh, kendini kötü hissetmiyorsun değil mi? Bu siyah bilekliklerin yaptıkları için."

Özge'nin sorusu karşısında büyük bir ikilemde kaldım. Kendimi çok kötü hissediyordum ama sıradan insanlar böyle hissederlerdi. Onlara bir iftira sonucu buraya geldiğimi söylesem de inanıl inanmadıklarını bilmiyordum. Akıl hastası gibi davranmayı da beceremezdim.

"Aslında evet, biraz korkuyorum. Burada geçici olsam da hayatımın tehlikede olması içimi açmıyor." Yutkunduktan sonra devam ettim. "Neyse ki bir arkadaş sayesinde güvendeyim." Son kurduğum cümleyle Petek kaşlarını çattı. "Benden başka bir arkadaşın var mı?"

"Arkadaş olduğumuzdan emin değilim çünkü benimle pek konuşmuyor. Ama şunu biliyorum ki onun sayesinde siyah bileklikliler bana zarar veremiyor."

"Kara Kuzgun'dan mı bahsediyorsun?"

Petek'i kafamı aşağı yukarı sallayarak onayladım. Sakızını yere atan Özge, bana dönüp sohbete katıldı. "Diğer siyah bilekliklere nazaran iyi biri gibi ama aşırı sinir bozucu. Sigara içerken yanına gidip istemiştim. Elinde sigarayla yüzüme boş boş bakıp, çekip gitti. Ukala maskeli." İstemsizce kıkırdadım. Bu kıkırdamayı sadece kendim duymuştum.

“Ben maskesinin ardındaki yüzü çok merak ediyorum. Onu tanımak isterdim.” dedi Levent. Bende tanımak isterdim. “Her ne olursa olsun bir siyah bilekliyle samimi olmayalım, canımızı seviyorsak tabii.” diye ekledi Petek. Bunu zaten aklımın bir köşesine not etmiştim. Ona hemen güvenmek mümkün değildi. Zamanla bile güvenmeyebilirdim. Güven benim için değeri yüksek olan bir duyguydu. Özellikle son yaşananlardan sonra güven zedelenmesi yaşamıştım. Aklıma geldikçe kalbim hızla atmaya, ellerim titremeye başlıyordu.

“Senin korkmana gerek yok Bal Peteği. Ben seni korurum.” dedi İlker. Petek ona baktı ve herhangi bir şekilde terslemedi. Özge ve Levent’inde garipsediği bir durum yoktu. Zor bir ihtimaldi ama neden olmasın? Sevgili olabilirlerdi. İkiside sarışın oldukları için kardeş olma ihtimalleride vardı. Onlar hakkında yeterince bilgiye sahip değildim. Belki de kafamda çok büyütüyorum. Sadece arkadaşlar.

Kendi aralarında konuşmaya başlayan grubun sohbetini anlamaya çalışıyordum. Sadece onların bildiği şakalar ve konular vardı. Fazla Fransız kalmıştım. Hepsinin zihni hastaydı ama kalpleri çoğu insandan daha sağlıklıydı. Boşuna doktor değilim, bende beyinleri iyileştireceğim. Düşüncelerimden sıyrılıp tekrar onları dinlemeye başladığımda Asuman'dan söz ettiklerini fark ettim.

"O kadın bize nefretle bakıyor. Canavarmışız gibi. Ama hakkını vermem lazım, canavar olsam ilk ona musallat olurdum." dedi Özge gözlerini kısarken.

"Ben ilk Ceyda'ya musallat olurdum. Siyah bileklilerden bile daha deli olduğuna yemin edebilirim ama kanıtlayamam." Bu konuda Petek'e tamamen katılıyordum. Ceyda ve Asuman'ında bu ile ortak olan herkesinde tedaviye ihtiyacı vardı. Yasal olmayan bir oyun oynatıyor, insanların canlarını tehlikeye atıyor, büyük suç işliyorlardı.

"Kulağı çınladı galiba. Baksanıza Asuman bu tarafa doğru geliyor." Levent'in sözleriyle arkama baktım. Hakikaten Asuman hiç değişmeyen sert yüz ifadesiyle bizim oturduğumuz yere geliyordu. Özge oflayıp geriye doğru yaslandı. Levent'de kafasını Özge'nin omuzuna yatırdı. "Görünüşe göre sana doğru geliyor Kadeh. İyi şanlar." dedi Petek yanımdan kalkıp İlker'in yanına geçerken. Gerçekten de Asuman tam benim önümde durmuştu. Sabahki laf atışmamız için bana ceza veremezdi. Çünkü gerçekleri söylemiştim ayrıca ceza alması gereken kişi onlardı.

"Sakin olun çocuklar," diye söze girdi Asuman. "Kadeh, ziyaretçin var." Yüzüme boş boş bakıp uzaklaştı. Arkamdakiler rahat bir nefes alırken ben ziyaretçinin kim olduğunu düşünüyordum. Selçuk amcam olma olasılığı yüksekti ya da Fidan Abla. Bana tek inanan kişi beni görmeye gelmiş olabilirdi.

"Demek ziyaretçin var, Kadeh. Bize ziyaretçi gelmeyeli uzun zaman oluyor." Levent,biraz şaka biraz burukluk içerek bu ifadeyi kullandığında ona tebessüm ettim. Petek ayağa kalkıp yanıma zıpladı. "Gel seni ziyaretçi odasına götüreyim. Belliki Asuman seninle biraz ters durumda." Onu onayladığımda nedenini bile sormadan önümde yürümeye başladı. Hastanenin mimari yapısın yavaş yavaş çözmeye başlamıştım.

İlk kat ortak alanlardı. Yemekhane, Ceyda'nın odası -en çok kullanılan revir-.Üç katlı hastanenin diğer iki katını hastaların odaları kaplıyordu. Bodrum katınızda atlamamak lazım. Şu an hiç hasar almadan duruyorsam bodrum katında kaldığım içindi. Kapılar yeterince sağlam değildi. O gece Kara Kuzgun'un odama geldiği gibi kalan siyah bileklilerde odama kolaylıkla girebilirdi. Temizlik odaları ve ziyaret odasını da zamanla öğrenecektim.

İkinci katın merdivenlerinden çıkarken Petek bana soru yöneltti. "Bizimkilerle iyi anlaştın gibi?"

"Kesinlikle. Özel olmayacaksa sana bir şey sorabilir miyim?"

"Elbette."

"Hani bana sormuştun, aşka inanıyor musun diye. Senin bahsettiğin panzehir İlker olabilir mi?" Petek'in adımları durdu. Hemen cevap vermedi. Gerginliği her halinden belli oluyordu. Bu durumu yanlış bulacağımı falan mı düşünüyordu? Hayatım boyunca aşık olmadım ama aşkı daima desteklerim. Sıkıntılı bir nefesin ardından beklediğim itirafı yaptı. "Nereden anladın?" Gülüşümü gizlemeyemedim. "Fazla belli ediyorsunuz." Petek'in gerginliği dinmemişti.

"Peki, ne düşünüyorsun?" Beklenti içinde bana baktı. Gerçekten onu tersleyeceğimi ya da alay edeceğimi düşünüyordu.

"Kalp bu, Petek. Kontrol edemezsin. Benim söyleyeceklerimin pek bir şey ifade edeceğini sanmıyorum ve zaten kötü bir şey söylemeyecektim. Onunda sana olan bakışlarını gördüm. Farklı bakıyor. Herkesten farklı. Bazen bir akıl hastanesinde bile olsak bu durumlar olabilir. İnan bileklerimizde bilekliklerin hiçbir anlamı yok. Beyaz, gri ve siyah. Böyle bir sınıflandırma söz konusu olamaz. Herkes iyileşebilir çünkü özümüzde hepimiz insanız. İnsan hayatında kaç kere birini gerçekten sevebilir ki? Eğer ona olanı sevginden ve onunda sana olan sevgisinden eminsen geri kalanları hiçbir değeri yok." Sözlerimin ardından bana sarılmasına beklemiyordum. "Eminim." dedi kısık bir sesle.

Bu hareketi beni şaşırtsa da karşılık vermem uzun sürmedi. Geri çekilen ilk o olmuştu. Gözlerinin hafif dolu olduğunu fark etsem de üstüne gitmedim.

"Yalnız bu durumu Levent ve Özge bilmiyor. Nasıl karşılayacakları hakkında ufacık bir fikrim yok. Sınıflandırma konusunda sana katılıyorum ama bu bizim sağlıklı olduğumuz anlamına gelmiyor. Bende hastayım Kadeh. Belki sen değilsin ama biz deliyiz. Sağımız solumuz belli olmaz."

"Sen gönlünü rahat tut. Levent ve Özge'ye bir şey söylemem." İkimizin de adımları durduğunda ziyaretçi odasına geldiğimizi anladım. Ortak odalar gibi ilk kattaydı ama pek kullanılmadığı için köşeye gizlenmişti. Zaten şehirden yeterince uzak olan hastaneye ziyaretçi gelmesi beklenemezdi.

"Bundan sonrasına ilerlemem yasak. Malum kurallara çok uyuyoruz."diye sırıtarak uzaklaştı Petek. Ziyaretçi odasının kapı kolumu dokunduğum anda yanımda bir adam belirdi. Orta yaşlarda, boyunun çok uzun olduğunu söyleyemeyeceğim bir adamdı. Üstündeki üniformaya bakılırsa bir görevliydi. Bu hastanede bir güvenlik olmasını beklemiyordum. Aslına bakılırsa otoriterliği gündüzleri yapabiliyorlardı. Katı görünüşlü bu adam benimle konuşmadan odanın kapısını açtı. İçeri girdiğimde arkamdan sertçe kapatılan kapının sesi kulaklarımda yankılandı.

Ziyaretçim her kimse henüz gelmemişti. Odanın tozlu ve rutubetli havası keyfimi kaçırmıştı. Karşılık duran ve aralarında cam olan sandalyelerden kendi tarafımda olan oturdum. Kutu olarakta adlandırabileceğim küçük bir odaydı. Sandalyelerin vidası gevşemişti. Karşı tarafımda ki sandalyesinde sağlam olmadığını seziyordum. Daha önce dizilerde rastladığım hapishane görüşme yerlerine benziyordu. Neyse ki iletişim için telefon yoktu. Cam ses geçiriyor olmalıydı. Ahşap masayla uğraşarak beklemeye başladım. Eskimiş masanın tozu elime bulaşınca geri çektim. Sandalyeye bile yaslanamıyordum.

Camın öteki tarafında birinin geldiğini görünce bekleyişimin bittiğini anladım. Her kimse kısa sürede konuşmayı bitirmeyi bu ortamdan uzaklaşmayı planlıyordum. Sandalyeyi çekip oturan kiş yabancı değildi. Düz sarı saçları, yeşil gözleri ve orta boyuyla çok yakından tanıdığım bir kişi gelmişti.

Gülden.

Açıkcası ondan böyle bir ziyaret beklemiyordum. Yüzüme bakabilmesi bile şaşırtıcıydı. Bana attığı kan dondurucu iftiradan sonra üstüne bu hastaneye gelmem için yalvarmıştı. Birileri bu hastaneye gelmemi istiyormuş gibi birçok palavra. Karşı karşıya geldiğimize yüzüme bakabilmesi zaman aldı. Konuşmaya başlayan elbette ben oldum.

"Hoşgeldin Gülden, yaran iyileşti mi?" İğneleyici ses tonun onu yerin dibine sokuyordu. Suskunluğunu korumaya devam etti. Bende hızımı kesmedim. "Şu bıçak adli tıp raporun gitmiş olmalı. Hem senin hem benim parmak izim vardır. Deliller artıyor, beni suçlamak çok kolaydı değil mi?"

"Kadeh, mecburdum."

Açıklaması bu kadardı. Kendini bıçaklayıp suçu benim üzerime yıktıktan sonra, beni bu hastaneye mahkum ettikten sonra açıklaması bu kadardı.

"Tam olarak neye mecburdun, Gülden? Bana bütün bunları yaşatmaya mı? Ben psikoloğum. İşimi her şeyden çok önemserim. Sen, bana akıl hastası dedin. Ben burada kalıyorum bir doktor olarak değil, bir hasta olarak. Sen benim neler yaşadığımı biliyor musun?" Yükselen sesimi durduramamıştım. İçime attıklarım gün yüzüme çıkmak için bu anı bekliyordu. Gülden, gözlerime bakamadı. Yüzünü kendi tarafındaki masaya çevirdi.

Konuşmaya devam ettim. Sesim artık boğuk bir hal almıştı. İçimde ki öfkeyi tutamadığım gibi acılardı tutamıyordum.

"Benim yaşadıklarımı anlayamazsın. Senin iftiran yüzünden Selçuk amcam bana inanmadı. Ben babamı sadece küçükken bana anlattığı masallardan ibaret hatırlıyorum. Hayatımda sadece beş yıl net bir şekilde var. Ben, anılarımı kaybettim Gülden."

Gözlerim doldu ama susmadım.

"Selçuk amcam benim için sadece baba yarısı değildi. Babaydı. Sen benimle hiç konuşmuyordun ama ben seni seviyordum. Arzu halama ve Sahra'ya göre seni ön planda tutuyordum. Sana yardımcı olmaya çalışıyordum. Kahretisin ki, ben seni hala iyileştirmek için çabalayacağım! Çünkü ben buyum."

İçimi dökmek azda olsa fayda sağlamıştı. Burada kaldığım süre boyunca düşüncelerimi kimseye anlatamamıştım. Ağladığım vakitler olmuştu, uyumak için uğraştığım dakikalar. Bu hastanede ölme ihtimalim vardı.

"Özür dilerim." Bu kadar. Yaşadıklarıma karşı bir özür.

"Buradan çıkana kadar benim yanıma gelme. Buraya bir ziyaretçi gelecekse ya Fidan Abla olacak ya da Selçuk amcam. Onunla da konuşacaklarım olacağı için yoksa benim için artık çok farklı biri." Kendi ruh halime geri dönmüştüm.

"Kadeh senden, beni anlamanı beklemiyorum. Bende seni anlayamam lâkin benimde üzgün olduğumu bil istiyorum." Sonunda yüzüme bakma zahmetine ulaşmıştı. Gerçekten üzgün gibi duruyordu. Ama bu benim yaşadıklarım için mantıklı bir teselli değildi. Camın diğer tarafında ben, şu anda bulunduğum yerde o olmalıydı. Bir ay sonra tam olarak bu gerçekleşmeliydi. Tabii öncesinden bu hastane zehirli sarmaşıklarından kurtulmalı, kötülükten arınmalıydı. Düzene uyum sağlamam her şeyin kabullendiğim anlamına gelmezdi.

"Bana söyleyebileceğin gerçek bir açıklama var mı?" İğneleme yapmadım. Bu soruyu kendim emin bir şekilde sadece cevaba ihtiyacım olduğum için sordum. Bir açıklama istemek en büyük hakkımdı.

"Zaman, Kadeh. Biraz zaman her şeyi çözecek. Kafandaki soruların cevaplarını ulaşacaksın. Bunun garantisini sana verebilirim." Alayla tısladım. Ziyaretlerin belirli süreleri vardı. Kalan süremi verimli kullanabilmek için kendi sıkıntılarımı bir kenara bıraktım. Geceleri bu hastanede oynanan, insanların hayatlarını tehlikeye atan oyundan bahsedecektim. En azından bu hastaneye gelmem iyi bir işe vesile olacaktı.

"Şimdi beni iyi dinle, Gülden. Bu hastanede aralarında benimde olduğum onlarca kişinin ölümü söz konusu olabilir." Gözlerini gözlerime kilitledi ve dikkatle beni dinlemeye başladı. "Bu hastanede bir sınıflandırma var. Beyaz, gri ve siyah bileklikliler. Siyah bileklikliler kendi aralarında bir oyun kurmuş. Kara saklambaç, diyorlar. Görevliler geceleri kapıları açık bırakıyor. Hiçbir güvenlik önlemi alınmıyor. Selçuk amcamın bunlardan haberdar olması bunu durdurması lazım." Gülden, uzun süre cevap vermedi. Ziyaret süresi dolmadan iyi özet geçmiştim. Anlattıklarımı sindirmeye çalışıyor olmalıydı.

"Kadeh, ben burada yaşanılanlardan haberdarım." Cümlesinin kanımı dondurması saniyeler içinde gerçekleşti. Biliyordu. Buradan olanları biliyordu ve benim buraya gelmemi istemişti. Söylenecek binlerce söze karşı dilim tutulmuştu. Bana bunu neden yapmıştı? Beni ölüme gönderecek kadar ileriye gitmişti. Beynimin bunu idrak etmesi zaman alacak gibi duruyordu. Kurşun, beynime saplanmıştı ve çıkmaya niyeti yoktu. Selçuk amcam, karısının bütün bunları yaptığını öğrendiğinde ne olacaktı? O zaman kaçacak bir deliği olacak mıydı? Hiç sanmıyorum.

"Şunu da bilmeni istiyorum. Burada yaşanılanlardan sadece benim değil Selçuk'unda haberi var."

Aynı kurşun bu kez kalbimi paramparça etti. Yalan söylüyordu. Selçuk amcam belki bana inanmadı ama beni kendi elleriyle ölüme yollamaz. Ben onun biricik yeğeniydim. Kardeşinden geriye kalan tek şeydim. Kalbim kırılmaya devam ederken beynim bunu sonuna kadar inkar etmeye hazırdı. "Bu mümkün değil." Gülden'in gözlerinde kesinliğe şahit oldum. İnsanların gözlerinden ne hissettiklerini anlayabilirdim. Bu konuda uzmandım ama bu kez uzmanlığım, yıkımıma sebebiyet vermişti. Selçuk amcam, biliyordu ve beni buraya getirmişti. Boğazımı aynı anda binlerce elin boğduğunu hissettim. Suyun en derinine batıyordum. Nefes almak için güç harcamam gerekiyordu.

Bu ihanet değildi, çok daha farklıydı.

Biliyorlardı. Her şeyden haberdarlardı.

"Ziyaret süresi doldu!" Duyduğum ses sanki kulağımda çınlıyordu. Gelen görevli bir şeyler mırıldandı ama onu anlamadım. Birinin beni tutup kaldırdığını hissettim. Gözlerim Gülden'i göremeyince oradan uzaklaştığımı anladım. Kafamdaki uğultular susmak bilmiyordu. Görüş alanım buğuluydu. Dayanacak gücü kendimde bulamadım. Bütün bunları anlamlandıracak gücüm yoktu. Suyun en dibindeydim ve beni yüzeye çıkarabilecek tek bir kişi bile yoktu.

Kendi öz ailem, beni ölüme göndermişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.