İçeriğe geç

Elma Şekeri

Bölüm 7 · 2 dk okuma

Elma Şekeri

Bölüm 7

Zeytin Ağacı ve Zamanın Durduğu Yer

Zil çaldığında sınıf bir anda boşaldı. Koridor, seslerle değil, beklentilerle doluydu. Ama benim içimdeki tek ses, kalbimin attığı ritmdi.Yürürken ceketimin fermuarını çektim. Hava artık resmen kıştı. Kar, okulun camlarına ince bir perde gibi yapışmıştı. Her adımda içimde bir şeyler çözülüyordu. Bugün, sadece okul çıkışı değildi. Bugün, belki de hayatımın en heyecanlı yürüyüşü başlıyordu.Merve... Bilmiyorum. Daha önce de kız arkadaşım olmuştu. Adlarına bile zor hatırladığım insanlar. Onlarla rahat konuşmuş, espri yapmış, sıradan sevgililik denemeleri yaşamıştım.Ama Merve’yle başka bir şey vardı. Cümle kurmadan beni konuşturuyordu. Göz göze gelmeden beni görüyordu. Ve en çok da, ona her yaklaştığımda kendime yabancılaşıyordum. Yani evet, bu aşktı. Belki de ilk kez gerçekten âşıktım.Okulun kapısında onu beklerken kar taneleri yakama kondu. Sanki evren bile bu anı süslemek istiyordu. Ve sonunda... geldi.Yavaş yürüyordu. Gözleri önümdeydi ama rüzgâr onunla yarışıyor gibiydi. Saçlarına düşen karlar, çilek şurubu gibi eriyip kayboluyordu. Gülümsedi. Ben ise sadece yutkundum."Yürüyelim mi?" dedi.Sadece başımı sallayabildim. Kelimeler ağzıma geldi, ama çıkmadı. Olsun. Bu an sessizlikle daha güzeldi belki de.Yol boyunca hafif bir sohbet başladı. Önce okul, sonra Murat, sonra çaktırmadan Nursel'in dedikoduları...“Sen hep böyle misin?” dedi. “Yoksa sadece bana özel mi suskunluğun?”“Bilmiyorum,” dedim gülümseyerek. “Sanırım senin yanında sistemlerim biraz kilitleniyor.”Güldü. Kar taneleriyle yarışan bir gülüşü vardı.Sahile vardığımızda kar iyice hızlanmıştı. Deniz, griyle mavi arası bir renkte köpürüyor, dalgalar kıyıya öfkeyle vuruyordu. Ama biz... bir zeytin ağacının altındaki bankta oturuyorduk.Ağaç öyle heybetliydi ki, dalları gökyüzüne tutunmuş gibiydi. Ama altındaki bank… kuru ve temizdi. Sanki doğa bile bizim için o anı hazırlamıştı. Üzerimize yağan karın bile cesaret edip oturmadığı bir yerdi orası.Oturdum. Yanıma oturdu. Sessizlik oldu. Ama bu sefer huzurluydu.Önümüzde köpüren deniz, arkamızda karla örtülü şehir ve biz... tam ortasında duruyorduk dünyanın.Elini tutmak istiyordum. Ama elim... sanki bana ait değildi. Donmuştu, korkudan değil, hissizlikten.Sonra içimdeki ses konuştu: Ya şimdi ya hiç.Kendime bir çıkış yolu aradım. Çünkü doğrudan “elini tutabilir miyim?” demek... bana fazla cesur geliyordu. Bu yüzden kendi kendime bir kılıf uydurdum.“Biliyor musun,” dedim. “Vücut ısısı en iyi cilt temasıyla korunuyormuş.”Başını eğdi, bana baktı. “Yani?”“Yani... eğer elini tutmazsam donup ölebilirim,” dedim.Bir saniye durdu. Gözleri gözlerimdeydi. Sonra o gülümseme geldi.“Senin hayatta kalmanı sağlayacak kadar sıcak olduğuma emin misin?”“Denemeye değer,” dedim.Elini uzattı. Ben tuttum.Ama bu sadece bir el tutuşu değildi.Bu, evrene kök salmaktı.Zamanın ipini çekmekti.Ve kendini birine bırakmaktı, düşmeden.Parmak uçlarımız birbirine dokunduğu an, dünya yavaşladı. Dalgalar durdu.Kar havada asılı kaldı.Rüzgâr bile nefesini tuttu.O an... sonsuzdu.Benim için sadece bir bank, bir kız ve bir tutuş değildi bu.Bu, yaşamla el sıkışmaktı.Ve belki de… ilk kez tam anlamıyla yaşadığımı hissettiğim andı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.