İçeriğe geç

Elma Ağacının Altındaki Kedi

Bölüm 3 · 13 dk okuma

Elma Ağacının Altındaki Kedi

Bölüm 3

Okyanus Etkisi

Okyanus etkisi, biriyle bir yerde şans eseri tanışmak anlamına gelir.

'Bizim tanışmamızı şansa bırakamam. Hayatta biliyor buna mecbur olduğumu. Sen şans eseri tanışılmayacak kadar güzelsin.'

*

"Son zamanlarda az pişmiş kedi eti çok revaçta öyle değil mi Patron?" Ne! Hadi canım! Yok artık. Allah'ım! Satanistelere denk geldim Ya Rabbim!

"Söz veriyorum bir daha buraya gelmeyeceğim. Hatta yakınından bile geçmeyeceğim. Lütfen üzerime üzerime gelmeyin." Az önce bahsettikleri şey doğru olmalıydı çünkü şu an ağızlarından damlayan salyaların başka hiçbir açıklaması olamazdı.

"Merak etme istesen de bunu yapamayacaksın artık." Kahverengi olan kedi büyük bir iştahla bunu söylediğinde kurtulabilme ihtimalimin kalmadığını anlayarak korku içinde gözlerimi kapattım. Yolun sonu burası olmalıydı. Sadece ölseydim bari. Etlerimi lime lime edip beni yiyeceklerine inanamıyordum. İştahlı nefeslerini tüylerimin arasında hissetmeye başladığımda ayaklarım bir anda yerden kesilmişti.

"Çocuklar! Sizce de onun üzerine fazla gitmiyor musunuz?" Duyduğum yumuşak sesle gözlerimi hızla açtım. Bu da kimdi böyle? Dört günlük kedi hayatımda beni böylesine nazik tutan ilk kişiydi. Gerçi çirkinliğimden dolayı çoğu insan beni sevmeye yeltenmemişti bile ama olsun. Başımı çevirerek beni kucağına yerleştiren kişiye baktım. Ah gözüm! Kör oldum! Güneş hemen kafasının arkasından vurduğu için net olarak yüzünü görememiştim ancak kıvırcık saçlı biri olduğu kesindi.

"Gel bakalım. Seni buradan uzaklaştıralım." Yaşayacak olmanın verdiği sevinçle az kalsın beni kucaklayan adamın yüzünü yalayacaktım. O bir melek olmalıydı.

"Bu son görüşmemiz olmayacak." Konteynırdaki beyaz kedi bana seslendiğinde ona dil çıkarttım. Şu an korkudan tir tir titriyor olsam da bu fırsatı da kaçırmak istememiştim doğrusu. Yerde ki kediler bana öfkeyle bakarken gözlerimi onlardan çekerek önüme çevirdim. Bir daha buraya adımımı bile atmayacağım.

"Çok korkmuşsun anlaşılan." Bedenim hala titrediği için bunu söylemesi normaldi. Korktum tabi! Az kalsın benden kedi sote yapacaklardı.

"Sorun yok. Gayet iyisin." İnsanların beni anlamadığını bilsem de bazen sözlerimiz sanki birbirine karşılık geliyordu. Birkaç sokak öteye geldiğimizde uzandığım yerdeki rahatım bozulmuştu. Beni usulca yere bırakırken konuştu.

"Burası güvenli görünüyor." Yere bırakıldığımda yumuşak sesli adama doğru bakındım. Göz göze geldiğimizde kalakalmıştım. Ne kadarda yakışıklı bir adam bu! Kıvırcık saçları gibi kirpikleri de oldukça gürdü. Ona baktığımı gördüğünde gülümsedi. Yanaklarındaki gamzeler ağzımı açık bırakırken kısılan gözlerini de görmemle birlikte sendeledim. Bu bir manken filan olmalı. Başımı sallayarak kendime gelmeye çalıştım. Senin bir sevgilin var Sara.

"Yollarımız burada ayrılıyor sanırım." Hayır hayır. Ayrılmasın. Elini beni okşamak istercesine üzerime uzattığında patilerimle elini kavradım. Beni bırakmasını istemiyordum. Yoksa bu kedi halimle bi dört gün daha yaşayamazdım.

Bu hareketimi oyun zannederek beni yere yatırmış ve karnımı, sırtımı her yerimi ellemeye başlamıştı. Ya bıraksana beni. Oyun oynamak istemiyorum. Gitme diye sarıldım eline. Yüzüne doğru dişlerimi gösterdiğimde elini üzerimden çekmişti.

"Çok asabisin." Asabi filan değilim Kıvırcık ya. Tam bir ev kedisiyim bak. Ona sevimli bir bakış atmaya çalışsam da şu tipimle pek başarılı olabildiğimi sanmıyordum.

"Dur bakalım." Elini çantasına daldırarak çıkardığında bir paket kedi mamasını bana doğru sallıyordu. Acıkmıştım ama istediğim bu değildi. Kalacak bir yere ihtiyacım vardı. Benim için yere döktüğü kedi mamalarından birazcık aldığımda ayaklandı. Başımı çevirmeme fırsat vermiyor hemen kaçmaya çalışıyor ya. Gitmemesi için yalvaran bakışlar atmaya başlamıştım.

"Ama bana öyle bakarsan ben gidemem ki." Yüz ifadesini gördüğümde aynı şekilde o da bana sevimli gelmişti. Gitmesini istemiyordum ama onu engelleyebilmemin bir yolu da yoktu. Karnım guruldarken mamalardan yemeye devam ettim. İnsan olsam bu adamla kesin arkadaş filan olurdum.

"Sana bol şanslar." Ah buna gerçekten ihtiyacım vardı. Arkasını dönerek yürümeye devam ettiğinde ona karşı minnet duydum. Bu iyiliğini asla unutmayacaktım. O iyi bir adamdı. Çantasından kedi maması çıkardığına göre bir kedisi olabilir miydi? Eğer bir kediye bakıyorsa bana da bakabilirdi. Acaba beni evine alır mıydı? Mama yemeyi bırakarak arkamı döndüğümde onu sokağın sonuna doğru ilerlerken görmüştüm. Köşeyi dönmeden bana baktığında gülümsemişti. Ne kadar da harika bir gülümseyişi vardı.

Hadi ama Sara. Bunu yapabilirsin. Kalacak başka hiçbir yerin yok ki. Ona mecbursun. Kendini kabul ettirmek zorundasın. Kıvırcık köşeyi döndüğünde hızlı bir şekilde ona doğru koşmaya başladım. Ne yaptığımdan pek emin değildim. Yani şimdiye dek bana iyi davranan nadir insanlardan biri de oydu. Sanırım bundan yüz bulmuştum. Peşini bırakmazsam bana hiç değilse evinin önünde bile göz kulak olabilirdi. En azından sokak kedilerine yem olmazdım. Köşeyi döndüğümde onu göremiyordum. Nereye gitmişti? Yanımdan geçen arabaya baktığımda şoför koltuğunda onu görmemle donakaldım. Nasıl yani? Tüm şansımı da kayıp mı etmiştim? Hayır, vazgeçemezdim. Arabanın ileriden sola döndüğünü gördüğümde o sokağı bildiğimi fark ettim. Eğer çok hızlı olursam belki de bir şekilde camından içeri atlayabilirdim. Hiç düşünmeden koşmaya başladığımda delirdiğimi düşünüyordum. Ancak biliyordum ki beni kedisi olmayan hiç kimse evine almazdı. Minicik gördüğüm o umuda tutunmaktan başka çarem var mıydı ki? Ara sokağa girdiğimde sağa döndüm. Biraz sonra az ileride ki yoldan arabasıyla geçecekti. Kendi tarafında olan camı açıktı. Zamanlamayı iyi tutturamazsam o acılı ölüm biraz sonra da yaşanabilirdi. Tek yapmam gereken doğru zamanda camdan içeri atlamaktı. Bunu yapabilirdim. Hızla koşmaya devam ederken bir anda önüme az önce beni sıkıştıran kedilerin çıkmasıyla şoka girdim. Beni mi takip ediyorlardı? Hepsi birden önüme çıkmış, resmen kediden bir duvar örmüşlerdi.

"Vay vay. Bu kadar erken kavuşacağımızı düşünmemiştim." Hayır, hayır, hayır. Hızımı kesersem o arabaya asla binemezdim. Onların sözlerine aldırmadan sokak duvarına zıplayarak bir anda kedi bariyerini atlattığımda bunu yapabileceğime dair net bir inancım bile yoktu. Bunu başardığıma inanamıyordum. Eminim onlarda benim gibi şaşırmışlardı ama arkamı dönerek vakit kaybedemezdim. İşte oradaydı. Hemen önümden geçmek üzereydi. Ancak diğer taraftan da bir kamyonet geliyordu. Ya altında kalırsam? Hayır bunu düşünmemeliydim. Tereddüt edersem asla başaramazdım. Hızlı bir şekilde koşarak zıpladığımda tek planım Kıvırcığın açık olan camından içeri girmekti. Havadayken sanki ağır çekimde ilerlemeye başlamıştım. Kamyonette ağır çekimde üzerime doğru geliyordu. Tam bana çarpmak üzereyken yalnızca kuyruğumu sıyırdığını hissetmemle kendimi kıvırcığın kucağında bulmuştum. Ah işte şimdi mutluluktan ağlamak üzereyim. Başarmıştım. Kucağına aniden camdan bir kedi düşmesinin etkisiyle doğal olarak sıçramıştı. Benim şokumla arabayı kaldırıma çıkaracaktı ki son anda kontrolü sağlamıştı.

"Senin ne işin var burada?" Bir eve ihtiyacım var. Ona en masum bakışlarımdan atmaya çalışıyordum. Umarım bir etkisi olurdu. Yolcu koltuğuna geçerek onu araba sürerken yalnız bıraktım. Ay az önce olanlar çok heyecanlı değil miydi? Satanist kedileri atlatarak bir kamyonetin altında ezilmekten son anda kurtulmuştum. Ek olarak da kıvırcığın kucağına atlamıştım. Kedi olmak eğlenceli bir hale gelmeye başlamıştı.

"Seni diğer kedilerden kurtardığım için bana borçlu değilsin. O yüzden peşimden gelmeyi bırakabilirsin." Hayır o yüzden değil Kıvırcık. Ben yalnızca bir ev arıyorum. Sana talibim anlayacağın. Yani evine. Ya da bahçene. Yani sen nasıl uygun görürsen.

"Ne yapacağım ben seninle?" Bende bilmiyorum ki. Ama şu an mutluyum. Beni camdan atmadığına göre evine mi götürüyordu? Bu kadar kolay olacağını hiç tahmin etmemiştim. Az sonra arabayı yolun kenarına çekmişti. Benim tarafımda ki kapıyı açarak bana baktı. Evi buralarda mıydı?

"Bence artık gitmelisin." Ne şaka mı bu? Beni kovuyor muydu? Asla olmaz.

"Bak seni eve almayı çok isterdim ama hayvan tüylerine karşı takıntılarım var." Takıntı mı? Nasıl yani? Kıvırcığın zaten bir kedisi yok muydu? O zaman neden çantasında kedi maması taşıyordu ki? Ah Sara! Senin de bir kedin yok ama sokak hayvanlarını besleyip duruyorsun. Bu adam resmen benim erkek halimdi. Tamam söz veriyorum tüylerimin dökülmemesi için çok fazla hareket bile etmeyeceğim. Hatta diyorum ya bahçende kalmaya bile razıyım. Uzanarak benim kapımı örtmüştü. Oha beni duyuyor muydu yoksa? Küçük vücudumu avuçlarının arasına aldığında beni duyup duymadığını kontrol ediyordum. Dediklerimi anlıyorsan iki kere hapşır. Ya da dur. Dediklerimi anlıyorsan 'anlıyorum' de.

Kendi kapısını açarak beni yere koyduğunda hayal kırıklığıyla suratına bakındım. Beni anlamıyormuş. Ayaklarım tekrar soğuk asfalta değdiğinde ağlamak üzereydim. Keşke güzel bir kedi olsaydım belki o zaman beni evine alırdı.

"Bir annen olmalı. Seni çok fazla uzaklaştırırsam birbirinizi kaybedersiniz." Kıvırcığın sözleri beni duygulandırmıştı. Bir annem yoktu ve o bunu bilemezdi. Olsa bile beni bu kedi halimle tanıyacağından şüpheliydim. Burnumu çektiğimde gözümden bir damla yaş inmişti. Kapıyı kapatmadan önce son kez bana baktığında duraksamıştı. Sanırım ağladığımı anlamıştı. Aslında ben kedilerin pek ağladığına şahit olmamıştım. Ah vicdan yapıp beni evine almasını istemiyordum. Arkamı dönerek uzaklaşmaya başladım. Sanırım ölümden kaçamayacaktım. Ölümden zaten kimse kaçamaz ama keşke haksız yere lanetlenmiş olmasaydım. Bir kediye dönüştüğümde bile minik bir dert küpü olacağımı nerden bilebilirdim ki? Bir anda yerden havalandığımda önümden geçen arabayla sıçradım. Az kalsın arabanın altında kalıyordum! Ğhaaaaaaaa! Az kalsın eziliyordum!

"Yok bu böyle olmayacak. Bu gidişle sen bensiz kesin ölürsün." Kıvırcık beni kurtarmıştı. Tamda ölümü düşünürken ölmek üzereydim. Son anda beni kucaklamış olmasa pestile dönüşmüş olurdum.

"Gel bakalım şuraya." Beni arabaya nazikçe koyduğunda şaşkındım. Ciddi ciddi az önce ölecektim. Kıvırcık kapıyı kapatarak arabayı sürmeye başladığında hala olayın şokunu atlatamamıştım. Keşke kendi evime girebilmemin bir yolu olsaydı. O zaman kimseye muhtaç olmadan evde ne varsa bir süreliğine yaşayabilirdim.

"Madem seni bırakamıyorum, sen de benden gidemiyorsun, o zaman aşılarını yaptırdığıma emin olmadan seni evime alamam öyle değil mi?" Ne! Şaka mı bu? Daha ezilecek olmanın şokunu atlatamadan bir de iğne tehtidi ile mi karşı karşıya kalıyordum. Açık olan bir cam yok mu? Acilen buradan atlayıp uzaklaşmam gerek. Ne aşısı ya? Ben insan sayılırım. Hem benim tetanos, hepatit B, çiçek aşılarımın hepsi tamdı. Dört gündür kediyim sadece. Aşı olmama gerek yok ki. Tamam ben vazgeçtim. Sokaklarda yaşasam da olur. Bırak beni Kıvırcık, varıp gideyim yoluma.

"Geldik bile." Camdan dışarı baktığımda bir veterinerin önündeydik. Ay bayılacağım galiba. Kıvırcığın uzun parmakları üzerime doğru geldiğinde ciddi bir karar almam gerektiğinin farkına vardım. Ya sokaklarda eziyet çekerek ölecektim ya da veteriner bana aşı yaparken korkudan ölecektim. Bu gerçekten zor bir seçimdi. Karar vermeme müsaade edilmeden kucaklandığımda kaçmakla kaçmamak arası Kıvırcığa bakıyordum. O da kaçacağımı anlamışçasına beni sıkı sıkıya tutuyordu. İçeri girdiğimizde önlüklü bir kadın etrafı toparlıyordu.

"Hoş geldiniz. İşiniz acil değilse oturun lütfen birazdan sizinle ilgileneceğim." Kadın arkasını dönüp bize bakmamıştı bile.

"Çok acil sayılmaz. Ama beni bekletmek istemezsin."

"Bulut!?" Kadın şok ve heyecan içerisinde arkasını döndüğünde adının Bulut olduğunu öğrendiğim Kıvırcıkta kadına doğru tatlı bakışlar atıyordu.

"Sen? Ne zaman geldin? Bulut ya!" Kadın koşarak Kıvırcığa sarıldığında aralarında tost olmuştum. Ah boğuluyorum sanırım. Kadının kolları sıkılaşırken Kıvırcıkta bir eliyle beni tutup diğer eliyle kadına sarılmıştı.

"Dur bakalım Sanem. Biraz daha sarılırsak kedim aramızda ezilecek." Kadın kollarını Bulut'tan ayırdığında bende nihayet derin bir nefes alabilmiştim. Ay o az önce bana 'kedim' mi demişti? Artık sokaklarda yaşamayacağıma da emin olduğuma göre sıra aşılardan kaçmaktaydı.

"Kedi mi? Senin kedin mi? Sen evine hayvan almazsın ki?" Bulut gülümserken ilerleyerek renkli koltuklardan birine oturdu. Sanem'de hemen karşımıza oturduğunda Bulut tüylerimi okşayarak devam etti.

"Bugün bu fikrim değişti. Sana da o yüzden geldim. Ufaklığın aşılarını yaptırmadan evime almak istemedim."

"Sen Melbourne'dan ne zaman döndün?" Bulut tebessüm ettiğinde şaşırmıştım. Anlaşılan bir süredir Avustralya'daydı.

"Aslında dün gece döndüm. Baya yorgundum geç uyandım. Etrafta biraz dolaştıktan sonra sana geleyim dedim. Bu ufaklıkta sebebim oldu." Sanem tebessüm ederek beni sevmek için uzandığında geri çekildim. Herkese de sevdiremem kendimi ama haksız mıyım?

"Şunun tipine bak ya. Hem çirkin hem sevimli. Belli ki sokaktan almışsın." Belli ki mi? Sanem denen kadına dişlerimi gösterdiğimde hiçbir tepki vermemişti.

"Ben gün içinde ne biçim hayvanlarla uğraşıyorum. Sence beni korkutabilir misin?" Bakalım dişlerimi sana geçirdiğimde de aynı şeyleri söyleyebilecek misin?

"Çok uysal aslında sana neden yükseldi anlamadım." Bulut'cuğum ben boş konuşan herkese yükselirim.

"Getir bakalım aşılarını yapalım ufaklığın."

***

Berbattı! Eli hiç hafif değildi. Hem de kırk tane aşı oldum neredeyse! Bir anda o kadar aşı yapılır mı? Tamam kırk tane değilse de en az iki tane vardır yani. Neyse ki etrafı darmadağın ederek kendi çapımda onunla ödeşmiştim. Bir daha o meymenetsizin suratını bile görmek istemiyorum. Bulut beni kucakladığında kollarının arasına yerleştim. Hadi hemen buradan gidelim Bulut. Kapıdan çıkacağımız sırada Sanem bize seslenmişti.

"Bulut. Bir ara kahve içelim. Olur mu?" Olmaz canım. Bulut Sanem'e ufak bir tebessüm ederek onu yanıtladı.

"Ararım seni." Kısa bir süre daha Sanem'e bakmaya devam etmişti. Neydi bu? Aralarında geçen bu bakışmada neydi? Sanem neden Bulut'a garip bakışlar atıyordu?

Nihayet evimize geldiğimizde ufak, bahçeli bir ev olduğunu gördüm. Ufaktı ama çok hoş görünüyordu. Bulut'un durumu gerçekten iyi olmalıydı. Umarım yalnız yaşıyordur. Çocuklu bir evde yaşayabileceğimi hiç sanmıyordum. Yaşadığım ev benim dışımda en fazla bir kişilik olmalıydı. Ah buldum da bunuyordum.

"İçeri geç bakalım." Bulut beni evin kapısından içeri koyduğunda hemen etrafı gezmeye başlamıştım. Burası gerçekten çok güzeldi.

"Tüyleri için hemen bir şey satın alsam iyi olur." Benden mi söz ediyor? Hemen patilerimi durdurarak ona baktım. En iyisi etrafta fazla dolaşıp ortalığı tüy etmemek. Bulut'ta arkamdan içeri geçtiğinde elinde tuttuğu poşetleri mutfağa bıraktı. Eve gelirken pet shoptan benim için bir şeyler almıştı. Ah bir erkekle yaşayacağıma inanamıyordum. Henüz Kayra ile birlikte yaşamayı bile aklımdan geçirmemiştim. Kedi halimle bana bir yabancının bakmasındansa sevgilimin bakmasını her şeyden çok isterdim. Bu yüzden bir yanım buruktu. Beni kandırdığı tekrar zihnime düştüğünde sinirlendim. Bana bakmayı hak etmiyor o. Her neyse bunu hatırlatıp durmamalıydım kendime. Hırçınlaşıyordum. Şimdilik kendi planım üzerine yoğunlaşsam iyi olurdu. Şu ana dek düşündüklerim basit şeyleri aslında. Ara sıra kendimi sevdirip şirinlikler yapmak. Bu sayede bir evin içerisinde güvende olacaktım. Planımın geri kalanıysa Bulut evde olmadığı zamanlarda da Ulu Kedi Şahı'nı aramak için dışarı çıkmaktı. İşte bu kadar. Tertemiz ve basit bir plan.

Bulut salona geçerek koltuğa yayıldığında bende onu takip ederek diğer koltuğa geçmiştim. Koltuklar tüylerimin aksine açık renkteydi. Tüylerim çok döküldüğü için umarım şikayetçi olmazdı. Peki şimdi ne yapacaktık? Bir kedi gün boyu ne yapardı ki? Artık kendimi kollayıp sokaklarda avare avare gezmemede gerek kalmamıştı.

"Biraz dinleneyim sonra seninle işimiz var." İşimiz mi? Ne işinden söz ediyordu?

"Gel de o güzel tüylerini bir seveyim." Gitmek istemiyordum. Zaten beni yeterince sevmişti. Artık sevmese olmaz mıydı? Ah ama onun o güzel yüzünün düşmesini de istemiyordum. Artık eminim. Bu adam kesinlikle bir manken.

"Tamam tamam ben geliyorum." Ayağa kalktığında bunu yapacağını hiç tahmin etmemiştim. Çok yorgun görünüyordu buna rağmen beni sevmek için uzandığı koltuktan yanıma gelmişti. En iyisi evde ki ilk izlenimimi kötü oluşturmamaktı. Beni sevmesine izin verecektim. İnce parmaklarıyla bedenimi kavradığında az önce uzandığım yerde şimdi o yatıyordu. Tabi ben de onun kucağındaydım.

"Doğruyu söyle. O kediler mi haklıydı sen mi?"

"Miyav" Tabi ki ben haklıydım. Beni yemekten söz ediyorlardı.

"Hmm anlıyorum. Yine de dikkat etmelisin. O kadar kalabalık bir kedi grubunu kızdırmak istemezsin." Ben yalnızca karnımı doyurmaya çalışıyordum. İnce parmakları ile tüylerimin arasını okşamaya başladığında mayışmıştım. O kadar hoşuma gidiyordu ki. Telefon çaldığında ikimizin de rahatını bozmadan aramayı cevaplamıştı.

(...)

"Evet döndüm. Haberler hızlı yayılıyor." Kiminle konuşuyordu acaba?

(...)

"Onlarla görüşmeyi düşünmüyorum. İşlerimi halleder Avustralya'ya geri dönerim."

(...)

"Uzatma."

(...)

"Olur görüşürüz." Telefonu kapattığında morali bozulmuş gibiydi. Görüşmeyi düşünmediği kişiler kimdi acaba? Ev sahibimi tanımak için can atmasam da meraklanmadığımı da söyleyemezdim. Moralinin bozulması benimde canımı sıkmıştı. Gülümsemeliydi. Bir kedi sahiplenmişti ve onu sahiplendiği ilk günün tadını çıkarmalıydı. Geçmişe dönüp baktığında bugüne dair kötü hisler beslemesini istemiyordum. Ama bir kedi olarak ne yapabilirdim ki? Onu güldürecek bir şeyler bulmalıydım. Kucağından yere zıpladığımda bakışlarını bana çevirmişti. İki ayağım üzerinde durmaya çalıştım. İnsan olduğum zaman ki kadar kolay olmasa da bunu başarabiliyordum. Yaptığım harekete tebessüm ettiğinde iki patimin üzerinde zıplamaya başlamıştım. Ah çok saçma olduğunu biliyorum ama başka ne yapabilirdim ki? Bana dair iyi hisler beslemezse tekrar sokaklara geri dönebilirdim.

"Şapşal seni." Bana gülmeye başladığında dengemi kaybederek yere kapaklanmıştım. Kahkaha atarken beni kucağına tekrar almıştı. En azından az önce ki keyifsizliğini giderebildiğim için mutluydum.

"İyi misin kızım?" İyiydim. Bunu sorarken bile gülmesi benim için gerçekten endişelenmediğini ortaya koyuyordu.

"Gel bakalım vakti geldi." Neyin vakti geldi?

"Artık ikimizin de duşa girmesi lazım." Ne? Beni banyo mu yaptıracaktı? Kedi oldum olalı sudan haz etmiyordum. Oysa insanken yapmayı en sevdiğim şeylerden biri de duş almaktı.

"Hazır seni yıkayacağım beraber girelim en iyisi değil mi?" Siktir!

Bölüm sonu

2 yorum