Mei, kapının eşiğinde duran kişiye baktı.
Bir an boyunca hiçbir şey söyleyemedi. Gördüğü şeyin gerçek olduğuna inanmak istemiyordu. Kalbi göğsüne sığmıyor, parmakları kontrolsüzce titriyordu.
Çünkü karanlığın içinden ona bakan kişi…
Annesiydi.
Mei'nin gözleri doldu. Yıllardır zihninde sakladığı yüz, şimdi tam karşısındaydı. Aynı gözler, aynı saçlar, aynı gülümseme…
Ama bir şey yanlıştı.
Annesinin ayakları yere değmiyordu.
Mei bir adım attı.
"Anne?"
Kadın başını hafifçe eğdi.
"Ah, benim küçük Mei'm… Ne kadar büyümüşsün."
Mei'nin gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
"Sen… sen öldün."
Kadının gülümsemesi kayboldu.
"Öyle mi söylediler sana?"
Mei, Finn'e döndü. Genç adamın yüzü bembeyazdı. Mei onun bu kadar korktuğunu hiç görmemişti.
"Finn…" diye fısıldadı. "Bu ne demek?"
Finn, Mei'nin kolunu daha sıkı tuttu.
"Onun yanına gitme."
"Bu benim annem!"
"Hayır," dedi Finn, sesi titreyerek. "En azından karşındaki şey değil."
Kadının yüzündeki ifade bir anda değişti.
Gözleri karardı. Dudaklarının kenarındaki gülümseme genişledi. Başını Finn'e çevirdiğinde boynu, olması gerekenden çok daha fazla döndü.
"Sen hâlâ konuşmayı seviyorsun, Finn."
Finn bir adım geri çekildi.
Kadın yeniden Mei'ye baktı.
"Canım kızım, buraya gel. Sana bütün gerçekleri anlatacağım."
Mei'nin içindeki özlem, korkusuyla savaşıyordu. Annesine dokunmak istiyordu. Ona sarılmak, yıllardır sormak istediği soruları sormak istiyordu.
Ama Finn'in sözleri aklından çıkmıyordu.
Ne duyarsan duy, o kapıyı açma.
Mei aşağıya baktı.
Elindeki siyah anahtarın kırmızı ipi parlamaya başlamıştı.
Birden duvarların içinden fısıltılar yükseldi.
"Kanını taşıyor…"
"Kapıyı açabilir…"
"Sonunda geri döndü…"
Mei kulaklarını kapattı.
"Kesin şunu!"
Fakat fısıltılar daha da yükseldi. Merdivenlerin duvarlarında ince çatlaklar oluşmaya başladı. Çatlakların arasından mavi ışık sızıyordu.
Finn, Mei'nin elindeki anahtarı görünce gözlerini büyüttü.
"Hayır…"
Mei ona döndü.
"Ne oluyor?"
Finn'in sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.
"Bu anahtarın seni seçmiş olması imkânsız."
"NE DEMEK SEÇMİŞ OLMASI?"
Finn cevap veremeden annesi konuştu.
"Çünkü babanın sakladığı şey artık uyanıyor."
Mei dondu.
Babası.
Bu okulda kimse babası hakkında konuşmuyordu. Annesinin ölümünden sonra ona anlatılan tek şey, babasının yıllar önce ortadan kaybolduğu olmuştu.
Mei yutkundu.
"Babamın nerede olduğunu biliyor musun?"
Kadın gülümsedi.
"Elbette biliyorum."
Bir adım öne çıktı.
"Çünkü onu en son gören kişi bendim."
Mei, Finn'in kolundan kurtulup kadına doğru yürüdü.
"NEREDE?"
Finn arkasından bağırdı.
"MEI, DUR!"
Ama Mei çoktan kapının eşiğine ulaşmıştı.
Annesi elini uzattı. Parmaklarının ucunda siyah dumanlar dolaşıyordu.
"Önce bana bir şey vermen gerekiyor, kızım."
Mei duraksadı.
"Neyi?"
Kadının bakışları Mei'nin avucundaki anahtara indi.
"Onu."
Mei anahtarı saklamak için elini kapattı.
"Hayır."
Kadının yüzündeki gülümseme silindi.
Bir anda bütün koridor sarsıldı.
Finn, Mei'yi yakalamak için ileri atıldı ama görünmez bir güç onu duvara çarptı. Genç adam yere düştü.
"FINN!"
Mei ona koşmak istediği anda annesinin sesi yeniden duyuldu.
"Buraya bak, Mei."
Mei başını çevirdi.
Kadının gözleri artık tamamen siyahtı.
"Bana o anahtarı vermezsen, Finn'in gerçek kimliğini öğrenemezsin."
Mei'nin kalbi duracak gibi oldu.
Finn başını kaldırdı.
"SAKIN ONA İNANMA!"
Kadın kahkaha attı.
"Öyleyse ona soralım."
Karanlık koridorun ortasında bir anda kırmızı harfler belirdi.
Mei, harfleri okuduğunda nefesi kesildi.
FİNN, MEİ'NİN BABASININ SOYUNDAN GELİYOR.
Mei yavaşça Finn'e döndü.
Finn hiçbir şey söylemedi.
Ama gözlerindeki korku, cevabı çoktan vermişti.
Mei'nin sesi titredi.
"Finn… sen kimsin?"
Finn ayağa kalktı. Gözlerini Mei'den kaçırmadan konuştu.
"Ben… sana anlatmaya çalıştığım kişiyim."
"NE?"
"Mei, ben senin—"
Tam o anda yukarıdaki bütün kapılar aynı anda çarparak kapandı.
Kırmızı harfler kayboldu.
Annesi çığlık attı.
"ÇOK GEÇ!"
Mei'nin elindeki anahtar birden havaya yükseldi. Kırmızı ip koptu ve anahtar, merdivenlerin sonundaki duvara doğru uçtu.
Duvar ikiye ayrıldı.
Arkasında siyah bir kapı belirdi.
Kapının üzerinde altın harflerle tek bir kelime yazıyordu:
ELEMENTUM.
Mei, kapının ardında bir şeyin nefes aldığını duydu.
Sonra karanlığın içinden başka bir ses geldi.
Bu ses ne annesine ne de Finn'e aitti.
"Sonunda…"
Bir çift parlak göz karanlıkta açıldı.
"Ateşin varisi geri döndü."
Mei'nin avuçlarından alevler yükseldi.
Ve ilk kez hayatında, ateş ona hiç zarar vermedi..
Mei irkilerek uyandı. Hepsi bir rüya mıydı?
Mei: ..Anne
Mei yataktan kalkıp lavaboya gitti. Elini yüzünü yıkayıp odadan çıktı. Kütüphaneye inip eline ilk geçen kitabı alıp okumaya başladı. Kütüphanede mei'den başka kimse yoktu. Arkasından kitap düşme sesi geldi. Mei yavaşca arkasını döndü. Yerde üzerinde eski öğrenciler olan bir kitap düşmüştü. Ayağa kalkıp kitabı yerden aldı. Tam yerine koyacakken üzerindeki bir öğrenci dikkatini çekti yerine koymadan önce üzerini dikkatlice inceledi. Kız annesine benziyordu. Mei emin olmak için telefonundan annesinin fotoğrafını açtı. İkisini de yanyana koyup inceledi. Çok benziyordu ama annesinin burda ne işi olacaktı ki.
Mei çokta aldırış etmeyip odasına geri döndü. Yatağa yatıp kütüphane'den aldığı kitabı okumaya başladı.
