Bundan yıllar önce genetik bir bozukluk yüzünden herkes köprücük kemiğinin altında inci ile doğmaya başladı. Bilim adamları kişinin geliştikçe inci'nin gümüş'e döndüğünü ortaya çıkardı. Artık herkes göğsünün üzerinde bir inci, geliştikçe ve büyüdükçe sırasıyla gümüş, altın, yakut, elmas ve zümrüt'e dönüştüğünü keşfettiler. Bu elementlerin seviyeleri vardı. Örneğin; 1. seviye inci, 2. seviye gümüş, 3. seviye altın ve böyle olmak üzere toplam altı element vardı. Element köyünde herşey güzel gidiyordu... Tâ ki kral ölüp onun oğlu kral Loyal tahta geçene kadar...
Her sabah olduğu gibi aynanın karşısına geçip morarmış yüzüme baktım. Dün iyi bir dayak yemiştim. Her ne kadar kabullenmek istemesem de, ben gerçekten tam bir eziktim. Ama buna rağmen, hâlâ kimse inci olduğumu bilmiyordu. Eğer öyle olsaydı neler yapabileceklerini tahmin ediyordum. Muhtemelen kendileri altın ve yakut olduğu için doğduğumdan beri gelişmemiş olan incimle dalga geçeceklerdi. Çantamı alıp evden çıktım. Sokak yine boş ve huzurluydu. Belki de insanların olmamasıydı onu bu kadar huzurlu yapan... Okula girdiğimde O'nu görünce bir kez daha mest oldum. Şekerli kokusu burnuma kadar geliyordu. Annesinin karnından böyle çıktı sanki vicdansızın kızı. Kahverengi dalgalı kısa saçları rüzgarın etkisi ile havalanır iken yeşil gözleri bana kendimi hatırlatıyordu. Neden bilmiyordum ama bu kızda beni çeken bir şeyler vardı. Okul üniforması ve eteği ile her zamanki gibi bakımlı ve güzel görünüyordu. Ben onun etkileyici görünüşünü izlerken bir anlık bana baktı. Ne yapacağımı bilemeyerek şaşkınlıkla gülümsedim. Ve o an hiç beklemediğim birşey yaptı. Yanakları kızardı ve bana el salladı. İnanamıyorum! Bu gerçekten yaşandı mı? Utanarak başımı eğip sınıfa girdim. Sırama geçip oturduğumda hâlâ aklım onda idi. Aslında onun hakkında birkaç bilgiye sahiptim.
Pâru Yoshida,
16 yaşında genç bir kız.
Okulun amigo takımında.
Ders notları ortalamanın bir tık üstünde.
Utangaç ve çekingen biri ama buna rağmen çok iyi kalpli biri.
Elementi gümüş, yani benimkinin bir üst seviyesi.
Ayrıca kimse bilmiyor ama resime ilgisi ve yeteneği var.
Bazen onu izliyorum, okuldan sonra tepeye çıkıp tuvalini tahtaya yerleştiriyor. Sabırlı ve sakin bir şekilde boyalarını çıkarıp paletine sıkıyor. Ve kafasındaki o resmi detayı detayına çiziyor. Ama sonra o tuvali ne yaptığını hiç öğrenemedim...
Bu kız nasıl hem bu kadar gizemli hem bu kadar merak uyandırıcı olabiliyor?
Düşüncelerime daldığım sırada zilin çalması ile kendime geldim. Birazdan 'element' dersi başlayacaktı. Diğer köylerde böyle bir ders yoktu çünkü diğer köylerde göğsünün ortasında inci ile doğan biri yoktu. Bu derste bize elementleri falan anlatıyorlardı. Ve ben eski okulumda hep dalga konusuydum. Ama yeni okulumda kimse inci olduğumu bilmiyordu. Bu benim için bir avantajdı tabii.
Birkaç dakika sonra hoca gelmiş ve derse başlamıştık.
"Evet çocuklar, dersimize hoşgeldiniz. Bildiğiniz üzere geçen yıl element dersi işlememiştiniz. Ama bu yıl işleyeceksiniz. Ben de sizin öğretmeniniz; 'Samiel'
İlk olarak sizler ile tanışmak için adınızı ve birkaç bilgi paylaşarak elementinizi söylemenizi isteyeceğim. Mesela ben; Samiel Sara, 38 yaşındayım, bu okula geleli iki sene oluyor. Elementim yakut."
Ahanda şimdi ayvayı yedik.
"İstersen ilk senden başlayalım canım." Dedi hoca ve kardeşim Kazuki'yi işaret etti. Kazuki ayağa kalktı ve konuşmaya başladı. "Benim adım Kobayashi Kazuki. 16 yaşımdayım ve elementim altın."
Ardından Kazuki'nin yanındaki çocuk konuşmaya başladı. "Ben Nora. 16 yaşındayım elementim altın."
"Ben Haruka. 16 yaşındayım elementim altın." Ve geri kalan altı yed kişiden sonra sıra sonunda bana gelmişti. Diğerlerinin aksine titreyerek ve özgüvensizce ayağa kalktım. Kalbim yerinden çıkmak istercesine atıyordu. Ben elementim için ne diyecektim? "Ben..." Dedim güçsüz ve cılız çıkan sesimle. "Ben Kobayashi Emerarudo. 17 yaşındayım ve elementim..." Deyip durdum. Altın mı demeliydim? Buradaki çoğu kişi altın elementine sahipti. Bende altın desem sorgulamazlardı değil mi? "Elementim... Altın..." Tam derin bir nefes verip yerime oturuyordum ki Kazuki'nin sesi yankılandı sınıfta. Büyük bir kahkaha atarken bir eli karnındaydı. Ardından kanımı donduran o cümleyi söyledi...
"Neden inci olduğunu söylemiyorsun abi?"