12 Aralık 2002
Küçük bir kız. İçinde kötülük nasıl yer alsın? 13 yaşında. Genç. En fazla ne yaşayabilir?
13 yaşında bir kızın ne gibi bir sorunu olabilir?
Aile nedir? Anne baba çocuk? Anne baba çocuk mu aile? Ne olması gerekir? Aileler, çocuklarının fırtınada sığındığı güvenli yer olmalıdır. Güvenli yer arama sebebi değil.
Elem insanı ne kadar ele geçirebilir?
Neva Soylu. 13 yasında bir genç. Dersini çalışır, ev işi yapar. Kadındır. Acı çeker. Bir insanın babası ne kadar kötü olabilir?
Babası genel ev müdürü, annesi hayat kadını olan ve taciz sonucu doğan Neva Soylu. Elemin vücut bulmuş hali.
Her insanın bir kaçışı olur.
Aren Koralev. 15 yaşında. Mafya çocuğu.
Ailenin var oluşuyla olmayışı bir olabilir mi? Bir insan, ailesi olmasına rağmen ailesiz hisseder mi?
Neva'nın babası Ali. Yaptı bir pislik. Şimdi çocuğuna bakıyor, ilgileniyor. Hayır. İlgilenmiyor. İşkence çektiriyor. Suçu ne peki küçük kızın? Babasının pislik yapması. Geceleri eve geç geliyor. (Alkolik biçimde) Annesi desen çalışıyor. (Hayat kadını)
Kendi yemeğini kendi yapıyor. Akşamları babası geliyor. Dövüyor. Neva ise yan komşusu olan Aren Koralev'in yanına kaçıyor. Aren, Neva'nın en iyi arkadaşı.
Tek arkadaşı.
"Baba! Lütfen! Dur! Yanlışlıkla yaktım yemeği! Gelmeyeceğim demiştin! Kendime yaptım! Yoksa yemin ederim sana pişmiş yemek yedirmezdim! Lüt-"
Dayanamayıp kan kusarak bayıldı küçük kız. Son kez lütfen diyemedi. Deseydi eğer babası vurmayı kesecek miydi?
Uyandığında aynı yerde, kanlar içindeydi. Annesi geldi. İsmi bilinmiyor. Lakabı Gül. Elinde bir kova su. Diğer elinde ise bez. Kızın önüne fırlatıyor. Tiksinmiş bir ifade ile bakıyor kızına.
"Al şunları! Sil burayı! İğrenç kız!" Küçük kız, titreyen elleriyle yeri silmeye başlıyor. Annesi gidiyor. Salona. Kız odasında. Sildikten sonra üstüne kot bir tulum ve icine pembe bir tişört giyiyor.
Gizlice kapıyı açıyor, karşı komşusunun kapısını çalıyor. Elleri titriyor. Kapı açılıyor. Aren açıyor kapıyı.
"Çiçek? Neyin var? Geç içeri." Çiçek. Ona taktığı lakaptı bu. Çiçek kokusu yüzünden.
Kana rağmen çiçek kokusu.
"Tamam..." dedi ve içeri geçti küçük kız. "Ailen nerede?"
"Şehir dışındalar."
Kızın yaralarına krem sürüp ağrı kesici verdi. Neva kendini tutamayıp ağlamaya başlayınca koltuğa oturdu, kızın kafasını kendi göğsüne yaslayıp saçlarını okşamaya başladı.
"Çiçek... Onlar umrumda değil. Ben varım. Burdayım."
"Benim suçum ne?.."
"Şhhh... Ah, bak sana ne vereceğim." Oğlan ayağa kalktı ve masadaki küçük kutuyu aldı. Kutuyu açtı. Kutunun içinde bir kolye var. Zambak desenli bir kolye.

"Aren... Bu... Çok güzel..." diyor küçük kız. Aren kolyeyi kutusundan çıkarıp Neva'nın boynuna takıyor.
"İyice çiçek buketi oldun." Diyor ve kıkırdıyorlar. O gece kıza sarılarak uyuya kalıyor.
Sabah oluyor. Uyanılmak istenmeyen bir sabah. Genç kız etrafına bakınıyor. Kimse yok. Kimse. Kimse.
Küçük kız o zaman ölüyor. Elem, vücudunu tamamen ele geçiriyor. Tek bir isteği var. İntikam.
12 Aralık 2027. Neva Soylu. Eflâl Gölge.
12 yıl. 12. Korkunç 12 yıl. Beni terk edişinin üstünden geçen 12 yıl. On ikinci ayın on ikisinde terk etti beni. 12 yıl büyüdüm.
Ben Eflâl Gölge'yim. Kurak Toprak. İntikam için büyüdüm. İçimde bir umut vardı. Söndü. Elem. Elem beni ele geçirdi. Kendi ajan örgütüm var. Koralev Mafya Şirketi'nin baş düşmanı.
Şirkete değil Aren'e kızgınım. Ve haklıyım.
Tek amacım intikam. 21 yaşında başladım bu işe. 4 yıldır. Ve istediğime ulaştım da. Eski bir depoya gidecekler. Adam dövmek için. Adam varsa tabii. Onlardan borç alan benim adamlarım. Benim ajanlarım. Ayna karşısında oturmuş siyah saçlarımı tepemde topluyorum şuan. İceri tanıdık biri giriyor. Sarı saçlı bu kız, Lüsya. Sağ kolum.
"Oooo hanımefendi. Hazırsınız bakıyorum." Dedi.
"Heyecan desen var. Ama intikam arzusu yiyor be kızım heyecanı." Kıkırdadı ama sonra bir anda ciddileşti ve yanıma oturdu. "Neva... Şimdi sen onu vuramazsan ne olacak? Ya vuramazsan?"
Ya vuramazsam? O zaman ne olacak?
Dudaklarımı birbirine bastırdım. Kolyem hâlâ boyumdaydı. Hiç çıkarmamıştım ki. "Ben... Bilmiyorum... Yaparım herhalde..."
Gülümseyerek odadan çıktı. Üzerime siyah bir şeyler giyip aşağı indim ve arabaya bindik. Disiplinli bir kadındım ve genelde ajanlarım benden çekinirdi. Bir sessizlik hakimdi arabada.
Ben, herkese Eflâl'dim. Lüsya'ya Neva. O'na... Ona kimdim? Çiçek... Çiçek miydim? Bana tekrar çiçek derse ne olacaktı? O sesi duymaya katlanabilir miydim?
Sorular beynimi bir farenin yapacağı gibi kemirirken araba durdu. Depoya gelmiştik.
Onunla yüzleşecektim. Aren Koralev'le yüzleşecektim.
Dikkatli bir şekilde yürüyüp depoda yerlerimizi aldık. Ondan borç alan iki adamım -Efe ve Alper- silahlarını bana bırakıp ortaya geçtiler. İkisi yakın arkadaştı. Onlar ilk öğrencilerimdi. Çok iyi rol yaparlardı evet.
Aradan biraz zaman geçti ve deponun önünde bir araba durdu. Bir araba mı? Adamları ile gelmedi mi bu Çiçek? Ne bileyim tek gelmiş herhalde.
Aren, altında siyah kargo bir pantolon ve üstünde siyah dar bir tişört ile mekâna giriş yaptı. Kumral saçları, ela gözleri ve uzayan boyu. Kaslanan vücudu.
Spordan mı geliyordu? Öyleyse tek gelmesi çok normaldi. Efe ve Alper korkuyormuş gibi yapıp sigaralarını yere arttılar. Aren yaklaştı.
"Neydi isminiz? Efe ve Alper mi?" Bir adım daha yaklaştı. "Benden borç para aldınız. Geri vermediniz. Nağmımı duymadınız herhalde." Dedi ve bir adım daha yaklaşıp Efe'nin yakasından tuttu.
"Oğlum neden ödemiyorsun lan borcunu?! Madem ödemeyeceksin neden borç alıyorsun?!" "Abi dur lütfen! Abi valla özür dilerim! Yemin ederim ödeyeceğim borcunu!" Tam o sırada adamlarıma işaret verdim ve silahlarının namlusunu Aren'e doğrultarak ortaya çıktılar. Bunu fark eden Aren sırıttı. Bir şey biliyor gibi sırıttı. Bir anda adamlar içeri giriş yaptı. Hepsi silahlarının namlularını benim adamlarıma doğrulttu. Kimse onlara zarar veremez. Aren sırıttı. "Hangi ite çalıştığınızı söyleyin sizi bırakalım." Dedi. Sinirlerime hakim olamayıp ortaya çıktım. Kar maskesi yüzümü kapatıyordu. Eğer kapatmasaydı kim olduğumu anlar mıydı? "Bana." Dedim soğuk bir sesle. Silahımın namlusu ona çevriliydi. "Öyle it falan da ayıp oluyor." Bana doğru bir adım attı. "Sen... Neydi lakabın, Kurak Toprak?" Sırıtması solmuş, ciddileşmişti ama hâlâ küçük bir sırıtış vardı. "Neden bize düşmansın? Aileni mi öldürdük?" Beni, beni öldürdün Aren. Küçük kızı.
Elim boynuma gitti. Siyah boğazlı kazağımın içinden kolyemi çıkardım. Yüzü soldu. Daha sonra maskemi çıkardım. "Ailemi değil, içimdeki küçük kızı öldürdün."
"Çiçek..." Yo, hayır bunu demedin. Lütfen demedim de.
"Küçük bir kızı terk ettin Aren Koralev. O kız büyüdü, intikam almaya geldi. Haberin var mı?"
"Sen hâlâ benim için Çiçek'sin. Neva değilsin. Eflâl değilsin. Düşmanım hiç değilsin."
"Lakabım neden Eflâl biliyor musun? Eflâl, kurak toprak demek. O toprak kurudu. Çiçek açamaz. Anla bunu."
Yakasından tuttuğu adamı bıraktı. Elini kaldırdı ve tüm adamlar silahlarını bellerine geri koyup çekildi. "Sen... Nasıl?.. Çiçek ben... Seni isteyerek, bilerek terk etmedim. O gece ailem adamlarını yolladı eve. Aldılar beni. Lütfen. İnan bana."
Sinirle burnumdan gülüp alaycı bir bakış attım ona. "Tamam. Hadi diyelim ailen aldı götürdü falan. Veri tabanından bulabilirdin beni. Yanına alabilirdin. O iğrenç olayları yaşamama engel olabilirdin. 14 yaşımda okulumun arka sokağında taciz edilmemi engelleyebilirdin!" Sona doğru sesim yükselmişti. "Eğer yanımda olsaydın, eğer beni cidden bulmak isteseydin bulurdun. Korurdun. Ama sen, yapmadın!"
"Özür dilerim... Çiçek yalvarırım affet beni. Affet..." Sesi fısıldar gibi çıktı. "Lütfen..."
Ellerim titremeye başladı ve silah elimden düştü. Lüsya arkamdan gelip omzuma elini koydu. "Eflâl... İyi değilsin... Gidelim..."
"Ama 4 yıl-" Sözümü kesti. "Onu şimdi öldürsen bile sonradan adamları hepimizi keser. Bu kadar kaybı göze alamayız." Haklıydı. Olmasındı.
Elem miydi bu hissettiğim? Ben zaten elem değil miydim? Daha ne kadar hissedebilirdim? Aren'e son kez baktım. Gitmemi engellemeyecekti. İşaret verdim ve depodan çıktık.
Arabalara bindiğimizde kafamı cama yaslayıp düşünmeye başladım. Neden silah düştü elimden? Hâlâ seviyor muyum onu? Sevmemem gerekti. Gerekti mi sevmemem? Gerekti. Arabayı Alper sürüyordu.
"Patronus. Takip ediliyoruz." Patrous. Sonuna us yani ingilizcede biz anlamına gelen bir kelime koymuştu. Patronumuz. Ama bir dakika. Takip mi edliliyorduk?
"Arabayı durdur. Ve sözümden çıkmayın. Canınızı seviyorsanız." Araba durdu ve ben indim. Arabada kalmalarını söylemiştim. Beklediğim gibi, Aren indi arabadan. Boş yolda bana doğru yürüdü. Aramızda nerden baksan 4 metre vardı. "Çiçek... Seni yanıma alabilir miyim ki?" Deli herif. Ne istiyor benden? Alayla güldüm. "Alamazsın." Bakışları yere çevrildi. "Kaçıra bilir miyim?" "Hayır." O sırada diğer taraftan bir araba geldi ve inen adamlar benimkilerin arabasına girdi. "Bana bak Aren! Onlara en ufak bir zarar verirsen yemin ederim ki sana cehennemi yaşatırım! Yemin ederim ki yaparım bunu!" Tehtitkâr sözlerim karşısında ciddileşti. "Ya adamların ya kendin Çiçek. Seç birini." "Tamam dur! Dokunma onlara! Geliyorum!" Ona doğru bir adım attım. "Lanet olsun ki geliyorum!" Aren eliyle işaret vererek adamların çekilmesini sağladı. Adamlar arabadan çıkınca koluna girmem için işaret etti. Ona ters bir bakış atıp arabasına doğru yürüdum. Arabaya bindim. Ön yolcu koltuğuna binmiştim. Sürücü koltuğuna o oturdu. "Nerege gidiyoruz?" Diye sordum. "Doğru düzgün konuşabileceğimiz bir yere." Arabayı çalıştırdı. Bizim arabanın yanından geçerken Lüsya'nın endişe dolu gözlerle bana baktığını gördüm. Elimle işaret verdim. Komuta ondaydı. Geçmişle yüzleşmiştim. _____________________________ Elem, acı demek.
