İçeriğe geç

ELÇİLER gerçeğin başlangıcı

Bölüm 6 · 5 dk okuma

ELÇİLER gerçeğin başlangıcı

Bölüm 6

Diyarlar ve kapıları

12 Yıl Önce

“Mert çok adisin.”

Mert ve Gece odanın etrafında oradan oraya koşuşturuyordu. Mert Gece’yi kovalıyor, Gece de kaçıyordu.

“Seni yakalayacağım Gece ve yakaladığımda o yediğin kurabiyenin hesabını soracağım.” Gece, Mert’in kurabiyelerinden birini yemişti. Bunu canı kurabiye istediği için değil Mert ile oyun oynamak istediği için yapmıştı.

“Ya Mert alt tarafı bir kurabiye. Ben sana daha güzelini bulurum, söz.” Gece bir yandan koşuyor diğer bir yandan da Mert’e kendini affettirmeye çalışıyordu ama bir yandan da hiç affetmesin sürekli koşturalım istiyordu. Mert’te aslında kurabiyesini yedi diye Gece’ye hiç kızmamıştı. Zaten o yesin diye ortada bırakmıştı[H1] . Çünkü o da Gece ile yakalamaca oynamayı seviyordu.

“Neler oluyor burada!” İçeri yetimhane müdürü girdi. Gece ve Mert korkudan koşmayı bıraktılar ve oldukları yere sabitlendiler. Gece başını eğdi ve “Özür dileriz efendim. Oyun oynarken kendimizi fazla kaptırdık.” dedi.

Müdür kendisinden hiç beklenmeyecek bir sakinlikle “Önemli değil.” dedi. Gece ve Mert şaşırmıştı ama çok sorgulamadılar. Müdür yatakların birinin yanında duran Gece’nin yanına yaklaştı ve kulağına fısıldadı.

“Bu akşam odama gel.” Gece yaşına göre akıllı bir kızdı ve odasına giden diğer kızlar hiçbir şey anlatmasa bile orada ne olduğunu tahmin edebiliyordu. O adam tacizci ve sapığın tekiydi. Birkaç kez Gece’nin eteğinin altından bacaklarına dokunmuştu. O olaydan sonra bir daha etek giymemişti. Başına böyle bir şey gelmesine izin veremezdi.

O gün yetimhaneden kaçmaya karar verdi. Belki de daha önce yapmalıydı. O gün Gece, Mert ve Yıldız’ı kaçmaya ikna etmişti. Üçünün beraber kaçması çok riskli olacağı için tek tek kaçmaya karar verdiler. Önce Gece, sonra Yıldız en son da Mert kaçacaktı.

Her şey planladıkları gibi mükemmel gitti. İlk gün Gece kaçtı. İkinci gün Yıldız kaçtı. Üçüncü gün Mert kaçmalıydı hatta Mert’ in kaçması için kolay bir yol bile bulmuşlardı. Bir aksilik dışında. Mert hiç kaçmadı.

Kızların sonradan öğrendiklerine göre annesi Mert’i geri almıştı. Oğlunun özlemine dayanamamış ya da vicdan azabı duymuştu. Kimse bilmiyordu. Mert’ten bir daha haber alamadılar. Ailesiyle mutlu olduğunu varsaymak dışında başka seçenekleri yoktu ve öyle de yaptılar.

…

Karanlık. Her yer karanlıktı. Etrafta bağırıyor ama hiçbir yanıt alamıyordum.

Sessizce yere çöktüm. Beklemeye başladım. Tam o anda bir ses geldi.

“Kirlenmiş olan, karanlık ve aydınlığın karması, lanetli ve yok olmaya mahkûm olan.” Öfkeyle ayağa kalktım. Sesin geldiği yeri algılamaya çalışıyordum ama sanki ses her yerden geliyordu.

“Çıkar beni buradan!” Sesimdeki öfkeye ben bile inanamamıştım.

“Annenin öfkesi, babanın asaleti var sende. Bu diyarı yok etmek için yaratılman çok kötü.” Annem ve babam mı? Üstüne üstlük yok etmek için yaratılmaktan bahsediyordu. Başka zaman olsa bunları sorgulardım ama bir an önce buradan çıkmak istiyordum.

“Sen benimle dalga mı geçiyorsun? Çıkar beni buradan!” Sesi göremiyordum ama gülümsediğine yemin edebilirdim.

“Sakin ol elçi. Sana cevapları vermeye geldim. Kapılardan birini açtın. Diğerlerini de açmak zorundasın.”

Öfkem git gide beni ele geçiriyordu. “Zorunda olmak mı? Hah. Zorunda falan değilim. Ben boyun eğmem.”

Ses sabırlı bir şekilde konuşmaya devam etti.

“Kapılar açılmazsa her geçen gün daha da yok olacaksın. Kapılar istediğini almadan durmaz.” Soru sormanın vakti gelmişti sanırım.

“Kapı?” Bu sefer küçük bir ışık huzmesi açığa çıkmıştı. Ses konuştukça hareket ediyor, ışığın şiddeti azalıp çoğalıyordu.

“Bunlar diyarın kapıları. Tam yedi tane kapı var. Bunlardan birini açtın şimdi sıra diğer altı kapıda. Üzerinde bir lanet var o yüzden diyara asla adım atmamalısın. Adım attığın gün ölmeye başlarsın. Her kapıyı açtığında yeni ipuçların olacak elçi, onları iyi dinle. Gölgelere dikkat et seni yutmasınlar.”

Öfkeme rağmen sakin bir ses tonuna bürünmeye çalıştım. “Kapılar nerede?” Soruyu sorduğum anda sesin geldiği ışık kocaman olmuştu. Gözlerimi açamayacak kadar parlak bir hal aldı.

“Kimsesizlerin yuvasında, senin cehenneminde.”

…

Gözlerimi açtım. Tapınağın önünde yerde yatıyordum. Bedenimin her yeri ağrıyordu. Doğrulup etrafıma baktım. Gölge ve Aydınlıkta aynı benim gibi yerde yatıyordu ama hala uyanmamışlardı.

Gölge’nin yanına gittim. Kollarından tutup sarsmaya çalıştım ama çok ağırdı. Gücüm yetmiyordu. Bende tokat atmayı seçtim. Tokat atar atmaz yerinden sıçradı.[H2]

“Ne oldu böyle?” Neyi kastettiğini anlamıştım ama yine de başka bir şeyi sormuş gibi davrandım.

“Suratına tokat attım.” dedim omuz silkerek. Gözlerini devirdi.

“Siz de o karanlık boşluğa düştünüz mü?” Sorum onu çok şaşırtmış gibi görünmüyordu ama tam olarak neyden bahsettiğimi de anlamış gibi değildi.

“Hayır. Sen tapınakta yerin dibine doğru çekilirken biz bir güç tarafından tapınaktan dışarı doğru savrulduk. O zamandan beri baygın olmalıyız.” Çok sıradan şeylerden söz ediyormuş gibi başımı salladım. “Anladım.”

Tek kelime daha etmeden ayağa kalktı ve Aydınlığı kolundan tutarak ayağa kaldırdı. Aydınlık yarı baygın bir şekilde ayakta duruyordu. Gölge ceketinin iç cebinden içinde mavi ve yeşilimsi renkler saçan küçük bir şişe çıkardı. Şişe kristalimsi bir yapıya sahipti. Aydınlığa şişenin içindeki sıvıyı içirdi. Daha sonra büyülü birkaç şey söyledi ve Aydınlık ortadan kayboldu.

“Merak etme onu öldürmedim. Sadece hafızasını silip odasına gönderdim.” Bazen aklımı okumuş gibi ben sormadan sorularımı cevaplıyordu.

Birkaç dakika hiç konuşmadan yürüdük. En sonunda konuşan o oldu. “Orada ne oldu?” Söyleyip söylememekte kararsızdım. Ona güvenebilir miydim [H3] emin değilim.

Yüzüme doğru eğildi. “Gece anlat bana. Sana yardım edebilirim.” Gözlerimin tam içine bakıyordu. Pekte güven vermiyordu açıkçası.

“Beni nasıl olur da hala hatırlayamazsın?” Sesi hayal kırıklığı kokuyordu. Neyden bahsettiğini anlayamamıştım. Ağzımı açıp konuşacaktım ki beni ardında bırakıp öfkeyle yürümeye başladı.

“Neler oluyor Gölge? Lafı dolandırmadan söyle ne söyleyeceksen.” Bir yandan ona yetişmek için koşuyor bir yandan da sorularımı ardı ardına sıralıyordum.

Onu bir an için gözden kaybetmiştim ki biraz yürüyünce onu devrilmiş bir ağacın gövdesinde otururken buldum. Bende onu taklit ederek yanına oturdum. Olanları anlatmaya başladım. Orada ne olduğunu, duyduğum sesi, sesin söylediklerini, kapıları…

“Herkesin yuvası olan ama senin cehennemin olan yer neresi olabilir?” Derin bir nefes aldım. Oranın neresi olduğunu gayet iyi biliyordum.

“Yetimhane.” Sözlerimle birlikte kaşlarını çattı. Anlamaya çalışıyor gibiydi. “Yetimhaneden neden kaçtın?” [H4]

Ona hiç yetimhaneden kaçtığımı söylememiştim ama belki de elinde dosyam gibi bir şey vardı. Yoksa evimi nerden bilecekti?

“Yetimhane müdürü kızları taciz ederdi. Bir gün beni de odasına çağırdı. Bende kaçtım” Gözleri öfkeyle parladı.

“O şerefsiz sana bir şey yaptı mı?” Başımı iki yana salladım. “Hayır. O gece odasına gitmedim. Yıldız’la bir plan yaptık ve kaçtık.” Biraz olsun rahatladığını gözlerinden görebiliyordum. Anlamadığım şey ise sanki içinde kendiyle bir hesap veriyordu.

“Başka biri var mıydı?” Sesi tekrar kırılgan haline döndü. “Biri daha vardı. Çocukluk arkadaşım Mert. Hepimizin beraber kaçması riskli olacaktı o yüzden o daha sonra gelecekti. Ama asla gelmedi. Daha sonra öğrendik ki ailesi onu geri almış. Bizde mutlu olduğunu varsaydık. Umarım mutludur.” Gözlerime ümitle baktı.

“Emin olabilirsin Gece. Şu an çok mutluyum.” Mert? Bir şey söylemek istedim. ‘Bunca zaman neredeydin?’ demek istedim ama o tek kelime etmeme izin vermeden aralık dudaklarını özlemle dudaklarıma bastırdı.

İlk aşkımın kollarındaydım. Ölmeden önceki son anda…

Bölüm sonu

7 yorum