İçeriğe geç

ELÇİLER gerçeğin başlangıcı

Bölüm 10 · 4 dk okuma

ELÇİLER gerçeğin başlangıcı

Bölüm 10

Oyunlar ve oynayanlar (sezon finali)

Hayatınızda her gece gördüğünüz kâbuslara alıştığınız bir zaman dilimi vardır. Bunun iyi bir gelişme olduğunu düşünmeye başlarsınız ama bana kalırsa hiçbir şey değişmez. Çünkü kâbusları görmeye alışmanız onları gördüğünüz gerçeğini değiştirmez.

Gölge’yi gördüğüm anda yüzüne bir tokat attım. Tekme de atacaktım ama beni durdurup sarıldı. Asla buna izin veremezdim. Onu göğsünden ittim ve geriye çekilip kollarından kurtuldum.

“Seni iğrençlik abidesi, pislik, domuz suratlı, karpuz kafalı, tavuk götlü, beygir beyinli herif.” Söylediklerime güler gibi oldu. Tamam, kabul biraz saçmalamış olabilirim ama bu onun suçlu olduğunu ve daha ağır sözleri hak ettiği gerçeğini değiştirmiyordu.

“Sakin ol Kutup Yıldızım[H1] . Bilerek yapmadım. Büyülendim. Sende büyülendin nasıl olduğunu bilirsin.” Beni aptal mı sanıyordu bu? [H2] Gerçi pek sorun olmazdı. Kapılar hakkında çok şey biliyordu. Bırakayım benimle oyun oynadığını sansın. Sonra oyunun asıl kurucusunun kim olduğunu öğrenirdi zaten. O benimle bir kere oynamıştı. Şimdi sıra bendeydi.

“Öyle mi? Ö- özür dilerim düşünemedim.” Yıldız yalan söylediğimi hemen anladı. Bu yüzden kafanda ne var gibi bakmakla yetinmişti.

“Tamam öyleyse. Eve yani kulübeye dönelim mi?” Gölge bu kadar çabuk ikna olmama şaşırmıştı ama aynı zamanda da memnun kalmıştı.

“Olur, ama önce bir işimi halletmeliyim.” Kıyafetimden çıkan ipi kopardım ve kuyunun kenarındaki boşluktan atarken kurbanımın ismini söyledim.

“Anıl Çınar.” Kıyafetim söküldüğünde kırmızı bir iplikten başka ip olmamasına şimdi seviniyordum.

Onun ismini söylediğimde Yıldız’ın kaşlarını yukarı kaldırdığını gördüm. O anda binadan çığlık seslerinin yükseldiğini duydum. Gülümsedim. İşim bitmişti.

…

Kütüphanede uzun bir süre geçirdik. Gölge bülbül gibi her şeyi ötmeye başlamıştı. Nasıl ilk kapıyı bulduğundan, kapıları açmazsak ne olacağına kadar…

Tekrar ona koşulsuz güvenmemi sağlamaya çalışıyordu ya da Yıldız’ın gözünü boyamaya çalışıyordu.

“Şu hayat ağacı nerede peki?” Onlara kuyuda olanların hepsini anlatmamıştım. Önden toplayabildiğim kadar bilgi toplamaya kararlıydım. Hatırlamıyorum deyip geçiştirdim.

“Kimse bilmiyor. Yüzyıllar önce kendini saklamış. Birçok efsane vardı ama çoğu bir adamın ağacı kesmeye çalışmasıyla ilgili. Karısı ile bebeği olsun diye ya ağaçtan bir dal almaya ya da ağacı kökten kesmeye çalışmış. Tam olarak ne olduğunu onlar dışında kimse bilmiyor.” Bu şimdilik işe yarardı. Bir an önce odama gidip uyumak istiyordum.

“Yıldız odamıza gidelim mi artık? Çok yorgunum.” O da yorgun görünüyordu. “Tamam.” dedi ve başka hiçbir şey söylemeden ayağa kalktı. Hesap sormak istediğine bahse vardım ama o da bende sadece uyumak istiyorduk.

…

Gözlerimi açar açmaz gizlice ilk işim ağacın yanına gitmek oldu. Buraya gelmek için dün gece Gölge’den öğrendiğim cadı mantarları yoluyla gelmiştim.

Bu sefer tek başımaydım. O yüzden biraz tedirgindim. Bu lanetlerin kanla alıp veremediği bir şey olduğu için ilk işim köklerine birkaç damla kan damlatmak oldu.

“Lanetli olan.” Ağaçtan mı geldi o ses? “Babanın kanının kokusunu bilirim. Babandaki gibi bir bağlılık var sende ama babanda olduğu gibi değil. Daha kirli, daha hırçın, daha isyankâr. Söyle bakalım. Ne istiyorsun bu kadar da benim karşıma çıkacak cesaret buldun kendinde?” Neden korkacaktım ki? Altı üstü bir ağaç. Pekâlâ, yaşamın kaynağı bir ağaç ama bunca zaman gölgesinde oturdum bir şey olmadı. Şimdi de olmazdı.

“Kapılar için geldim.” Ağaç sanki gülüyormuş gibi bir homurtu çıkardı. Aynı anda da dalları ve gövdesi ileri geri hareket etti. O an içimde bir adım geri çekilme isteği geldi ama yapmadım. Kararlı olmalıydım.

“Yardım ederim ama bir şartım var. Bana, benden izinsiz alınan dalımı geri getireceksin.” Demek ki efsanelerde doğruluk payı vardı.

“Kabul. Dalın nerede?” Ne kadar zor olabilirdi ki? “Cehennemde.” Hani ben bir daha büyük konuşmayacaktım?

“Sorması ayıptır ama cehennem nerede?” Ses gelmedi. “Hey! Yüce ağaç?” Anlaşıldı. Demek yerini de ben bulacağım.

Gölge’ye veya Yıldız’a olanları anlatsam iyi olacaktı. Cehennemi kendi başıma bulamazdım. Bulsam da geri dönemezdim.

…

İkisi de yüzüme dehşet içinde bakıyordu. Anlatmasam daha mı iyi olurdu acaba?

“Gece yalvarırım bir daha kendi başına iş yapmaya kalkma.” Yıldız hayıflanıp duruyordu. Gölge’nin ise gözleri parıldamaya başlamıştı.

“Yıldız kapat çeneni de Gece’ye yardım edelim. Cehenneme gitmesi için bir yol bulmalıyız.” [H3] Eminim Gölge çoktan o yolu biliyordu.

“Cehenneme falan gitmiyor.” Eh önünde sonunda gidecektim. Ölmeden önce olsa ne fark ederdi.

“Doğru, haklısın. Tek başına gidemez. Beraber gideriz ama birinin bizi geri çağırması gerekiyor. O işte sende Yıldız.” Yıldız’ın tekrar itiraz edeceğini fark edince lafa ben girdim.

“Cehennemin yolu neresiymiş?” Gölge omuz silkti.

“Eski bir büyü okumuştum. İblislerin ruhuna girip bir süre kontrol edebiliyormuşuz ama eğer çok kalırsak İblisler ruhumuzu çiğ çiğ yer. O yüzden Yıldız zaman dolunca benim verdiğim iksiri üzerimize dökecek. Tabi ilk iksirleri falan hazırlamam lazım.” Kulağa tehlikeli geliyordu ama iblisleri de severdim hani. Daha fazla romantik kurgu daha az fantastik kurgu Gece.

“Tamam, Yıldız onu yapar. Sen iksirleri hazırla. Yarın akşam cehenneme iki bilet var[H4] .” Yıldız itiraz eder gibi oldu ama vazgeçti.

“İyi tamam Gece ama eğer ki orada kalırsan seni iblislerden önce ben çiğ çiğ yerim.” Yeterince uygun bir anlaşmaydı.

“Yarın saat tam 4’te herkes burada olsun.”

Cehenneme gitmek için saat tutuyordum.

Bölüm sonu

3 yorum