İçeriğe geç

ELÇİ

Bölüm 19 · 7 dk okuma

ELÇİ

Bölüm 19

"XVI" / 2

Alçin Çolpan

Salon da canım sıkılmıştı. Kafamı kurcalayan bazı şeyler vardı ve bunların hepsi görevlerle ilgiliydi. Biraz nefes almak amacıyla dışarı çıktım. Salonun kır bahçesi rengarenk ışıklarla süslenmişti. İleride ki çınar ağacına ilerledim. Ağacı da rengarenk ışıklarla süslemişlerdi. Ayrıca ağacın dallarında bir şeyler asılıydı fakat bu mesefaden belli olmuyordu. Biraz daha ilerledim ve çınar ağacının yanına vardım. Dallara asılı olan rengarenk kalın kumaşlardı fakat kumaşların içinde de bir şeyler vardı. İlgimi çekerek mavi renkte olan kumaşın düğümünü çözdüm ve içinde yazılı olan kağıda baktım.

Selen&Ahmet

10.10.2010

Yazıyordu. Demek ki burada düğünü yapılan insanlardan birer hatıra olarak kalıyordu. Güzel bir fikirdi.

Tekrar eski haline getirmiş, dala güzelce asmıştım.

Bakışlarımı karanlığın hakimiyet kıldığı gökyüzüne baktım ve ağzımdan şu diziler döküldü.

"Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,

Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu

Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;

Her şeyi söylemek mümkün;

Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;

Anlatamıyorum."

"Orhan Veli" arkamdan gelen sesle yerimde sıçradım. Elimi göğsümün üzerine koydum. Arkamı döndüm. Ve onu gördüm.

İstanbul Valisi, Baybars Akşir'i.

Gözleri elimi koyduğum yere kaydı. Elimi hızla çektim. "Kusura bakma korkutmak istememiştim" kafamı iki yana salladım. "Yok, sorun değil. Ben öyle dalınca, bir an da oldu."

Kafasını salladı ve bir kaç adım da daha çok yaklaştı. "Söylediğin dizeler, Orhan Veli'ye ait" gülümsedim. "Evet, ta kendisi" devam ettim. "Şiirlere ilgin var o zaman mı demeliyim?" Güldü. "Yok, belli başlı şiirlere hakimim. Lakin edebiyatı severim." Bu sefer gülen bendim. "Edebiyat güzeldir, içinde bir çok duyguyu barındırır."

"Doğru"

Sustuk. Birlikte gelip geçen insanlara baktık.

"Nasılsın?" Dedi.

"İyiyim, sen?" Dedim.

Şu an ne konuştuğumuzun farkında bile değildim galiba. Çünkü kalbimin sesi tüm sesleri bastırmıştı sanki.

"Bende iyiyim" birbirimize baktık ve aynı anda kahkaha attık.

Gülüşümüzü kesen şey çalan telefonum olmuştu. Elimde öylece duran telefonumun ekranına baktım. Arayan, annemdi. Ankara da yaşıyordum ailem ile birlikte. Bir görev için farklı yerlerde bulunmuştum, Alparslan'ı ise gorevlerden dolayı uzun süredir tanıyordum. Görev dönüşü ikimize de izin verilmişti ve o da bana kuzeninin düğününden bahsetmişti. İlk gitmemeyi düşünsem de konuyu açmış olduğum annem gitmem için ısrar etmişti. Çünkü uzun süredir görevlerden hariç yapmış olduğum bir aktivite yoktu. Değişiklik olabileceğini dile getirerek yollamıştı beni. Yarın ise Ankara yolcusuydum ve bu insanları çok sevmiş, benimsemiştim.

Baybarsdan uzaklaşarak telefonu cevapladım. "Kızım, nasılsın annecim?"

Ne zaman annemin sesini duysam içim hiç olmadığı kadar huzurla dolardı. "İyiyim annem, düğündeyim, sen?"

"Oyy, annesi kurban. Bende iyiyim. Yarın mıydı trenin?"

"Evet, anneciğim. Yarın saat 18.10'da"

"Tamam kuzum, baban alacak seni. İnince haber edersin"

"Ederim, babam nasıl?"

"İyi, iyi baban. Asıl düğün nasıl, sen anlat?"

"Güzel annem, iyi geçiyor "

"Oh, oh iyi annem. Yarın gelince detayları anlatırsın. Alçinim, dikkat et ama kendine"

Savcı olmanın hatta başsavcı olmanın da tehlikeleri vardı.

"Tamam annem, sen meraklanma, babama da selam söyle"

"Aleyküm selam kuzum, görüşürüz"

Annemle vedalaşarak telefonu kapattım. Arkamı döndüm, benden bir kaç adım uzakta telefon görüşmemin bitmesini bekliyordu. Yanına vardım. Eliyle içeri gösterdi. "Girelim mi?"

"Olur" dedim ve yan yana yürüyerek salona girdik.

📑

Gökçen Almila Akşir

Tuğçe ve Tolga salona giriş yapmışlardı. Nikah merasimleri gerçekleşmiş, ilk dansları da yapılmış şimdi de diğer çiftlerin katılması için ikinci dans yapılıyordu.

Babam annemi, Hasan amca Hacer teyzeyi, Giray abi Gamze ablayı, herkes eşlerini kaldırmıştı dansa.

Eyüp'ü Alçiçek'in kucağına yollamıştık bu sefer de.

Mert yanıma geldi. "Gökçen abla bu dansı bana lütfeder mısın?" Gülümsedim. "Hay hay efendim" Mert'in boyu kısa kaldığı için onu kucakladım. Sahneye annemlerin yanına geçtik, babam güldü. "Kızımı aldın mı küçük bey?" Mert gururla kafasını salladı. Ben onu kucağıma almıştım, o da ellerini omuzuma koydu. Ve olduğumuz yer de sallanmaya başladık.

Şarkı, Selami Şahin ile Burcu Güneş'in söylediği; Ben Bir Tek Kadın (Adam) Sevdim, şarkısıydı.

Burcu Güneş'in söylediği nakarat geldiği sıra Alparslan'a baktım. Yüzünde ki tebessüm ile bizi izliyordu. Bu dansa kendisi kaldırmayı çok istiyordu farkındaydım fakat ailelerimiz buradayken olmazdı, bunu da çok iyi bildiği için geri planda kalıyordu.

"Ben bir tek adam sevdim

O da sensin, o da sensin

Ben bir tek sende yandım

Alevlendim, delilendim"

Bu sefer Selami Şahin'in söylediği nakarat kısmında o gözlerime bakarak mırıldandı.

"Ben bir tek kadın sevdim

O da sensin, o da sensin

Ben bir tek sende yandım

Alevlendim, delilendim"

Ve aynı anda mırıldandık.

"Ben bu sevdayı yemin bildim, söz bildim

Ben bu sevdayı kutsal bildim"

Şarkı bittiğinde herkes yerlerine gelmişti. Mert'i indirdim. "Güzel bayan bu dansı bana verdiğiniz için teşekkür ederim" dediğinde hepimiz sözlerine şaşırmış ve gülmüştük. Alparslan, Mert'i yanına çekti ve kulağına bir şeyler dedi. Mert kaşlarını çattı ve bizim duyacağımız şekilde karşılık verdi. "Hiç kusura bakma Alparslan dayı, ben çoktan kaptım Gökçen ablayı" onun sözleri bizi tekrardan güldürmüştü. Alparslan saçlarını karıştırdı. "Vay, eşek sıpası" Giray abi yandan bir bakış attı. "Babaları karıştırmayalım lütfen" masamızdan kahkaha sesleri yükseldi.

Görevli adamın mikrofondan yayılan sesi duyuldu. "Damat beyi ve arkadaşlarını sahneye davet ediyoruz" dediğinde herkes böyle bir şeyi beklemediği için şaşırdılar. Alparslan da oturduğu yerden ayaklandı ve siyah ceketini çıkartıp sandalyesine astı. Bakışlarımız çarpıştığında göz kırptı.

İçim gitti.

Her zaman ki gibi bugün de ayrı bir yakışıklıydı. Baştan aşağıya simsiyah giyinmişti ve bir renk, bir insana bu kadar mı yakışırdı?

Gömleğinin kollarını dirseklerine kadar sıyırarak sahneye ilerledi. Tolgayla sarıldılar ve Tolga'nın hemen sağ tarafına geçti. Sarp da ayaklanarak abisinin arkasına geçti. Bir kaç erkek de sahneye çıkıp aralıklarla arka arkaya sıralandılar.

Neşet Ertaş'ın Bahçe duvarından aştım şarkısı çalmaya başladı.

Melodi kısmı çalarken kolları yanlarındaydı ve oldukları yerde oynamaya başladılar. Şarkı söze girdiği zaman da kollarını iki yana açtılar.

Ben göz hapsime sadece tek bir kişiyi almış, onu izliyordum.

"Bahçe duvarından aştım

Bahçe duvarından aştım

Sarmaşık güllere dolaştım

Sarmaşık güllere dolaştım

Öptüm sevdim helallaştım

Öptüm sevdim helallaştım"

Öptüm sevdim helallaştım, sözü kısmında bir elini beline koydu, diğer elini dudaklarına götürüp ardından alnına götürdü.

Nakaratın sözleri kulağa doldu.

"Yanıyorum, yanıyorum, yanıyorum hele

Mayil oldum gonca güle

Acem şalı ince bele

Acem şalı ince bele"

Bir elleri hâlâ bellerindeyken diğer kendi etraflarında döndüler.

"Bir bakışta yaktın beni

Bir bakışta yaktın beni

Dert ile bıraktın beni

Dert ile bıraktın beni

Yaktın beni, yaktın beni

Yaktın beni, yaktın beni" bu sözler çalarken oldukları yer de durup oynarken sağ ayaklarını sola doğru vurdular. Alparslan'ın gözleri ise tam bu sözler söylenirken bana bakarak oynamıştı. Hemde herkes ona bakarken.

Annemin ve Hacer teyzenin bakışları bana döndü. Hasan amca hiç olayı anlamamış gibi yapmış, babamın ise gözleri açılmış kaşları yukarı kalkmıştı. Şu an kendi içinde sorgulama yaptığına emindim.

Ah, Alparslan! Ah!

Nakarat kısmında yine kendi etraflarında döndüler.

"Yanıyorum, yanıyorum, yanıyorum hele

Mayil oldum gonca güle

Acem şalı ince bele

Acem şalı ince bele"

Tolga'yı ortalarına alıp kendileri etrafına dizilmişlerdi. Tolga ortalarında oynarken onlarda Tolga'ya doğru yaklaşıp uzaklaşarak oynuyorlardı. Bir çocuk elinde bir kutuyla bilrikte gelip hepsinin eline tahta kaşık verdi.

Konya halkına özgü olan o kaşık oyunları.

Alparslan'ı inceledim. Her iki eline de iki tane tahta kaşık almış, birbirlerine vurdutarak ses çıkartıyordu.

Hep bir ağızdan bağırdılar.

"Oy, oy, oy!"

Daralttıkları çemberi açtılar ve Tolga tekrardan öne çıktı. Onlarda eski yerlerini aldılar.

Kolları yine iki yana açıktı ve bu sefer kaşıkları vuruyorlardı.

"Yeter naz eyleme bana

Gayri naz eyleme bana

Gel göreyim kana kana

Gel göreyim kana kana

Aşık oldum gülüm sana

Aşık oldum gülüm sana"

Ellerinde ki kaşıkları vurmaya devam ederken nakarat kısmında kendi etraflarında dönüyorlar ve dizlerini kırıyorlardı.

"Yanıyorum, yanıyorum, yanıyorum hele

Mayil oldum gonca güle

Acem şalı ince bele

Acem şalı ince bele"

Şarkı sonlandı ve hepsi olduğu yer de durdu. Salonu ıslık ve alkış sesleri doldurdu.

Bir amca bağırdı. "Helal len size! Aferin yiğitler" amcadan cesaret alan bir kaç misafir daha konuştu.

"Ne de güzel oynadınız koçyiğitler"

"Bir daha oynayıverin gençler"

Tolga her birinin sözlerine gülümsemiş sağ elini göğsüne koyup Eyvallah gibisinden işaret yapmıştı.

Alparslan'ın terlediği buradan bile belliydi. Alnı parıl parıl parlıyor, saçlarının ön kısmında bulunan kıvırcık tutamları alnına yapışmıştı.

O sıra Kesik Çayı Biçilir mi oyun havası çalmaya başlayınca Tolga ellerinde hâlâ duran kaşıkları vura vura oynamaya başlamıştı. Alparslan masaya gelecekken kolundan çekip tekrar sahneye götürdü. Aralarında kısa bir konuşma geçmiş ardından Alparslan da Tolga'nın karşısına geçerek elindeki kaşıkları vurarak oynamaya başlamıştı. Alçiçek ile birbirimize baktık ve aynı anda ayaklandık. O kucağında olan Eyüp'ü Hacer teyzeye attığı gibi sahneye atmıştı kendini. Abisinin yanında yer alarak oynamaya başladı. Alçin'e yaklaştım.

"Haydi" kaşlarını yukarı kaldırdı. "Ben hiç almayayım" dudaklarımı büzdüm. "Olmaz öyle, lütfen hadi" diye ısrarlara başlayınca kalkmak zorunda kaldı. Abime de bir bakış atmam yeterli olmuştu. Hep birlikte bizimkilerin yanına gittik ve oynamaya başladık. Ellerimi şıklatırken Alçiçek yanıma geldi ve omuzlarımız birbirine değerken öne doğru eğildik ve bir güzel döktürdük.

Yanımda heybetli bir beden hissettiğim de doğruldum ve yanımda ki kişiye baktım. Alparslan yanımda karşısında olan abim ile oynuyordu. Onları böyle görmek çok hoşuma gitmişti.

Alparslan'a yaklaştım.

Şarkının nakarat kısmını onun duyacağı şekilde fısıldadım.

"Güzel gözlüm nar tanem

Al canım senin olsun

Beni öyle çok sev ki

Herkesin aklı dursun

Bülbül senden öğrensin

Gülü mutlu etmeyi

Hasret ateşi sönsün

Leyla Mecnun aşk görsün"

Dudağının kenarı kıvrıldı. Bende sırıtarak karşıma ne zaman geçtiğini bilmediğim Alçin ile oynarken bir

an da eş değişimi olmuş, abim Alçin ile oynarken benim karşıma Alparslan geçmişti.

Tüm kurtlarımızı dökercesine oynadık.

Nerede olursam olayım, o yerde Alparslan varsa eğer orası benim için en güzel yer olmuştu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.