KAYIP DAKİKA
Bazı insanlar ölür.
Bazıları kaybolur.
Bazılarıysa hiç var olmamış gibi silinir.
Peki, bir insanı dünyadaki herkes unutursa...
O insan gerçekten yaşamış mıdır?
━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━
02.47 | LÂL ŞEHRİ
━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━
Yağmur, deponun metal çatısına durmaksızın vuruyordu.
Mahir Çelik, elindeki son koliyi taşıma bandına bıraktı.
Bip!
Barkod okuyucunun sesi gecenin sessizliğini bozdu.
Bir koli daha.
Bip!
Bir koli daha.
Mahir derin bir nefes aldı.
Yirmi beş yaşındaydı ve hayatının hiçbir döneminde kendisini bu kadar yorgun hissetmemişti.
Her gün aynı şeyleri yapıyordu.
İşe git.
Çalış.
Eve dön.
Uyu.
Tekrar işe git.
Bazen gerçekten yaşayıp yaşamadığını sorguluyordu.
"Hey, yaşayan ölü!"
Mahir arkasını döndü.
Cem, elinde iki karton bardakla ona doğru yürüyordu.
"Al bakalım. Kahve getirdim."
Mahir bardağı alıp şüpheyle kokladı.
"Abi, geçen getirdiğin kahveyi içince üç saat midem ağrıdı."
Cem kahkaha attı.
"Oğlum, bedava kahve işte. Daha ne istiyorsun?"
"En azından içilebilir olmasını."
İkisi de güldü.
Cem otuz sekiz yaşındaydı. Sürekli şaka yapan, biraz fazla konuşan ama iyi kalpli bir adamdı.
Mahir'in bu depoda gerçekten anlaştığı tek kişiydi.
Cem cebinden küçük bir paket çıkardı.
Mor bir kurdeleyle bağlanmıştı.
"Nasıl olmuş?"
Mahir pakete baktı.
"Bu ne?"
"Kızımın doğum günü yarın. Hediye aldım."
"Bisiklet alacaktın hani?"
Cem'in gülümsemesi hafifçe söndü.
"Bu ay yetiştiremedim. Seneye alacağız artık."
Sonra paketi yeniden cebine koydu.
"Yeter ki mutlu olsun."
Mahir bir şey söylemedi.
Cem'in kızını ne kadar sevdiğini biliyordu.
Tam o sırada deponun girişindeki büyük dijital saat dikkatini çekti.
03.12
Mahir'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
Cem bunu fark etti.
"Yine mi o saate bakıyorsun?"
Mahir cevap vermedi.
"Bak kardeşim, her gece aynı şey. Saat üçü on üç geçiyor, sistem bir dakika atlıyor. Ne var bunda?"
Mahir yavaşça konuştu.
"On iki yıl önce kardeşim tam o dakikada kayboldu."
Cem sustu.
Bu hikâyeyi daha önce duymuştu.
Mahir'in yedi yaşındaki kız kardeşi Lina, bir gece yatağından kaybolmuştu.
Ama ertesi sabah kimse onu hatırlamıyordu.
Annesi, hiç kızı olmadığını söylüyordu.
Fotoğraflarda Lina yoktu.
Okul kayıtlarında adı bulunmuyordu.
Sanki hiç doğmamıştı.
Cem elini Mahir'in omzuna koydu.
"Bir gün ne olduğunu öğreneceksin."
Mahir acı bir gülümsemeyle karşılık verdi.
"Umarım."
O sırada taşıma bandından alışılmadık bir ses geldi.
Tak!
İkisi birden döndü.
Bandın üzerinde küçük, siyah bir kutu duruyordu.
Mahir kaşlarını çattı.
"Bu nereden çıktı?"
Cem omuz silkti.
"Bilmiyorum. Az önce yoktu."
Mahir kutuya yaklaştı.
Üzerinde ne adres vardı ne de barkod.
Yalnızca beyaz harflerle yazılmış bir isim.
MAHİR ÇELİK
Mahir'in kalbi hızlandı.
"Benim adım..."
Cem kutuyu eline aldı.
"Biri sana sürpriz mi yapıyor?"
Kutunun altını çevirdi.
Orada ikinci bir yazı vardı.
TESLİM SAATİ: 03.13
Mahir'in yüzü bembeyaz oldu.
"Cem abi..."
"Ne oldu?"
"Saate bak."
Cem başını kaldırdı.
03.12.58
Bir saniye geçti.
03.12.59
Ve...
━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━
HER ŞEY DURDU.
━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━
Yağmurun sesi kesildi.
Taşıma bandı durdu.
Tavandaki ışıklar titredi.
Sonra deponun üzerine korkunç bir sessizlik çöktü.
Mahir şaşkınlıkla etrafına baktı.
Havadan düşen bir su damlası, yere ulaşmadan durmuştu.
Mahir elini uzattı.
Damla havada asılı kalıyordu.
"Bu da ne..."
Arkasını döndü.
"Cem abi?"
Cem hareketsizdi.
Elindeki kahve bardağı havada eğilmiş, içinden dökülen kahve damlaları bile donmuştu.
Mahir arkadaşının omzunu sarstı.
"Cem abi!"
Cevap yoktu.
Telefonunu çıkardı.
Ekranda tek bir saat görünüyordu.
03.13
Ve saniyeler ilerlemiyordu.
Tam o anda...
GÜÜÜM!
Deponun arka tarafında korkunç bir ses duyuldu.
Mahir irkilerek döndü.
Duvarın üzerinde siyah bir çatlak oluşmuştu.
Çatlak yavaşça genişledi.
Ardından duvar, sanki bir kâğıt gibi iki yana ayrıldı.
Açılan boşluğun ardında hiçbir şey görünmüyordu.
Sadece karanlık.
Mahir geri çekildi.
"Bu gerçek olamaz..."
Karanlığın içinden küçük bir kız çıktı.
Üzerinde kırmızı bir hırka vardı.
Çıplak ayaklarıyla soğuk zeminde duruyordu.
Kız korkuyla arkasına baktı.
Sonra Mahir'i gördü.
"KAÇ!"
Mahir donakaldı.
"Ne?"
Kız ağlamak üzereydi.
"Burada olmaman gerekiyordu!"
Mahir bir adım attı.
"Sen kimsin?"
Kız cevap veremeden karanlıktan uzun bir kol uzandı.
Ardından bir baş göründü.
Sonra...
Bir yaratık.
İnsana benziyordu.
Ama kolları normalden üç kat uzundu.
Bacakları ters yöne bükülüyordu.
Yüzünde göz yoktu.
Ağız yoktu.
Sadece derin, siyah boşluklar bulunuyordu.
Yaratık duvardan dışarı çıktı.
Attığı her adımda zeminin bir bölümü kayboluyor, ardından yeniden oluşuyordu.
Kız titreyerek fısıldadı.
"Sökücü..."
Mahir'in boğazı kurudu.
"Ne sökücüsü?"
Kız cevap vermedi.
Yaratık başını çevirdi.
Ve doğrudan Cem'e yöneldi.
"CEM ABİ!"
Mahir koşmak istedi.
Ama yaratık çok daha hızlıydı.
Uzun parmakları Cem'in göğsüne dokundu.
Cem'in yüzü değişmeye başladı.
Önce gözleri silindi.
Sonra burnu.
Ardından bütün vücudu soluklaştı.
Mahir dehşet içinde bağırdı.
"BIRAK ONU!"
Ancak birkaç saniye sonra...
Cem yoktu.
Sanki hiç orada bulunmamıştı.
Mahir'in dizleri titredi.
Az önce beraber kahve içtiği adam...
Bir anda yok olmuştu.
Yaratık yavaşça Mahir'e döndü.
Kız çığlık attı.
"SAKIN HAREKET ETME!"
Ama çok geçti.
Yaratık saldırdı.
Mahir yalnızca göğsüne yaklaşan siyah eli görebildi.
Öleceğini anlamıştı.
Gözlerini kapattı.
Ve...
TIK!
Garip bir ses duyuldu.
Mahir gözlerini açtı.
Yaratık hâlâ karşısındaydı.
Ama saldırmamıştı.
Birden gözlerinin önünde kendisini gördü.
Başka bir Mahir.
Ona doğru koşuyordu.
Yaratık kolunu savurdu.
Görüntüdeki Mahir yere düştü.
Öldü.
Görüntü kayboldu.
Ardından başka bir görüntü belirdi.
Bu kez Mahir sola kaçıyordu.
Yaratık onu yakaladı.
Yine öldü.
Bir başka görüntü...
Bir başka ölüm...
Mahir'in etrafında onlarca farklı gelecek beliriyordu.
Hepsinde ölüyor veya küçük kızı kaybediyordu.
"Ne oluyor bana?!"
Tam o sırada siyah kutu açıldı.
İçerisinde eski, gümüş bir cep saati vardı.
Saatin üzerinde ne rakam ne de akrep bulunuyordu.
Mahir saate dokundu.
Ve zihninde yabancı bir ses yankılandı.
[OLASILIKLAR GÖRÜNTÜLENDİ]
[MEVCUT SONUÇ: ÖLÜM]
[SONUÇ DEĞİŞTİRİLEBİLİR]
Mahir nefesini tuttu.
"Nasıl?"
Saatin üzerinde yeni harfler oluştu.
[BEDEL: BİR HATIRA]
Mahir'in gözleri büyüdü.
Bir hatıra mı?
Bir anda çocukluğundan görüntüler belirdi.
Annesi.
Babası.
Lina.
Ve yıllar önce babasıyla geçirdiği mutlu bir akşam.
Babası gülüyordu.
Mahir de gülüyordu.
O anıyı çok seviyordu.
Ama yaratık küçük kıza yönelmişti.
Kız ağlayarak bağırdı.
"LÜTFEN!"
Mahir dişlerini sıktı.
"Al..."
Gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
"O hatırayı al."
Bir anda babasının yüzü bulanıklaştı.
Kahkahası sustu.
O akşam...
Mahir'in hafızasından tamamen silindi.
Saatin camında bir çatlak oluştu.
[BEDEL KABUL EDİLDİ]
Mahir'in bedeni gümüş renkli bir ışıkla kaplandı.
Bir an önce yaratığın karşısındaydı.
Bir sonraki an...
Küçük kızın yanında.
Aradaki mesafeyi koşmamıştı.
Sanki dünya, onun zaten orada olduğuna karar vermişti.
Mahir kızın elini yakaladı.
"KOŞ!"
İkisi birlikte deponun girişine doğru koştu.
Yaratık arkalarından çığlık attı.
Mahir saatin kapağını kapattı.
ÇAT!
Ve dünya yeniden hareket etmeye başladı.
━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━
03.14
━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━
Yağmur yeniden yağıyordu.
Makineler çalışıyordu.
Dışarıdan araba sesleri geliyordu.
Yaratık kaybolmuştu.
Mahir yere çöktü.
Nefes nefeseydi.
Sol bileğinde gümüş renkli ince bir çizgi oluşmuştu.
Küçük kız hâlâ yanındaydı.
Mahir şaşkınlıkla etrafına baktı.
"Cem abi?"
Cevap yoktu.
Ayağa kalkıp depoda koşmaya başladı.
"CEM ABİ!"
Depo sorumlusu Halit, sesleri duyup yanına geldi.
"Ne bağırıyorsun gece gece?"
Mahir adamın omuzlarını tuttu.
"Cem abi nerede?!"
Halit kaşlarını çattı.
"Hangi Cem?"
"Cem Yıldırım! Burada çalışıyor!"
Halit birkaç saniye ona baktı.
"Mahir, bizim burada Cem diye çalışan biri yok."
Mahir'in elleri gevşedi.
"Nasıl yani..."
"İyi misin sen?"
Mahir cevap vermedi.
Yavaşça arkasına döndü.
Taşıma bandının yanında küçük, mor bir paket duruyordu.
Cem'in kızına aldığı hediye.
Mahir paketi titreyen elleriyle aldı.
Üzerindeki kartı okudu.
"Canım kızıma...
Bisikleti seneye alacağız.
Seni çok seviyorum.
Baban."
Mahir'in gözleri doldu.
Cem gerçekten yaşamıştı.
Ama artık kimse onu hatırlamıyordu.
Tıpkı Lina gibi.
Arkasından ince bir ses geldi.
"Onu geri getirebilirsin."
Mahir aniden döndü.
Küçük kız karşısında duruyordu.
"Ne dedin?"
Kız bir adım yaklaştı.
"Tamamen silinmedi. Çünkü sen onu hâlâ hatırlıyorsun."
Mahir'in kalbi hızlandı.
"Sen bunları nereden biliyorsun?"
Kız cevap vermedi.
Mahir dikkatle yüzüne baktı.
Kıvırcık kahverengi saçları...
Burnundaki küçük çilleri...
O gözleri...
Bir anda nefesi kesildi.
Olamaz...
Boynundaki zinciri çıkardı.
Ucunda küçük, yeşil bir yıldız vardı.
Kız yıldızı görünce ağlamaya başladı.
Mahir'in elleri titriyordu.
"Senin adın..."
Kız başını kaldırdı.
"Lina."
Mahir'in dünyası durdu.
On iki yıl boyunca aradığı kardeşi...
Karşısındaydı.
Üstelik hiç büyümemişti.
Mahir dizlerinin üzerine çöktü.
"Lina..."
Kız ona koşup sarıldı.
"Abi!"
Mahir kardeşine sımsıkı sarıldı.
"Yaşıyorsun..."
Sesi titriyordu.
"Gerçekten yaşıyorsun..."
Ama Lina mutlu görünmüyordu.
Aksine korkuyordu.
Birden Mahir'in sol bileğini gördü.
Gümüş çizgiye dokundu.
Ve yüzündeki bütün renk çekildi.
"Abi..."
Mahir ona baktı.
"Ne oldu?"
Lina'nın gözleri doldu.
"Saati kullandın mı?"
Mahir başını salladı.
"Evet."
Lina geri çekildi.
"Kaç kere?"
"Bir kere."
Lina bileğine yeniden baktı.
Titreyen parmaklarıyla çizgileri saydı.
Bir...
İki...
Üç...
Dört...
Beş...
Altı...
Yedi.
Mahir şaşkınlıkla baktı.
Az önce yalnızca bir çizgi vardı.
"Bu nasıl mümkün olabilir?"
Lina cevap vermedi.
Sadece fısıldadı.
"Yine başladık..."
Mahir kaşlarını çattı.
"Ne demek yine?"
Lina'nın dudakları titredi.
"Abi, bana söz ver."
"Ne sözü?"
"Ne olursa olsun, bu kez beni kurtarmaya çalışma."
Mahir'in kalbi sıkıştı.
"Neden?"
Tam o anda...
DOOOOOONG!
Şehrin merkezindeki eski saat kulesinden korkunç bir ses yükseldi.
Mahir başını kaldırdı.
Bu kule yüz on üç yıldır çalışmıyordu.
Ama şimdi çalıyordu.
Bir.
İki.
Üç.
Gökyüzündeki bulutlar dönmeye başladı.
Dört.
Beş.
Altı.
Yağmur damlaları havada yön değiştirdi.
Yedinci çan sesi duyulduğunda...
Bulutların arasında devasa bir göz açıldı.
Şehrin tamamını görebilecek büyüklükteydi.
Mahir korkuyla geriye çekildi.
"Bu da ne?!"
Lina onun elini kavradı.
"Bizi buldular..."
"Kim buldu?"
Lina ağlamaya başladı.
"Abi, hemen kaçmamız gerekiyor!"
"Lina, bana neler olduğunu anlat!"
Kız başını iki yana salladı.
"Zamanımız yok!"
Tam o sırada Mahir'in cebindeki cep saati kendiliğinden açıldı.
Camında beyaz harfler belirdi.
[YEDİNCİ DÖNGÜ TESPİT EDİLDİ]
[ÖNCEKİ ALTI SONUÇ: BAŞARISIZ]
[YENİ BİR KARAR GEREKLİ]
Mahir'in gözleri büyüdü.
"Altı sonuç mu?"
Lina gözlerini kapattı.
Mahir ona döndü.
"Lina... Daha önce burada bulunduk mu?"
Kız uzun süre cevap vermedi.
Sonra gözlerinden yaşlar süzülürken fısıldadı.
"Altı kez, abi."
Mahir'in nefesi kesildi.
"Altı kez beni buldun."
Lina gökyüzündeki göze baktı.
"Ve altısında da..."
Sesi titredi.
"Her şeyi kaybettik."
━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━
⚔️ KADERİNİ SEÇ!
━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━
Gökyüzündeki devasa göz şehri izliyor.
Lina kaçmak istiyor.
Cem ise dünyanın hafızasından silindi.
Mahir'in önünde üç yol var.
Peki, sen olsaydın ne yapardın?
🅰️ A: LİNA'YLA KAÇ!
Kardeşine güven. Onu koruyarak şehirden uzaklaş ve geçmişte yaşanan altı döngünün sırrını öğrenmeye çalış.
Ama kaçmak, gerçeklerden kurtulmak anlamına gelmeyebilir.
🅱️ B: SAAT KULESİNE GİT!
Yüz on üç yıldır çalışmayan saat kulesinin neden çaldığını araştır. Belki de zamanın durmasının ve insanların silinmesinin sebebi oradadır.
Ancak gökyüzündeki göz de aynı kuleyi izliyor.
🅲️ C: CEM'İ GERİ GETİR!
Gizemli cep saatini yeniden kullan. Cem'i geri getirmenin bir yolunu bulmaya çalış.
Ama her kullanım bir hatıranı alıyor. Bir sonraki bedelin ne olacağını bilmiyorsun.
━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━
🩸 KARAR SENİN!
━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━
🅰️ A: Lina'yla kaç.
🅱️ B: Saat kulesini araştır.
🅲️ C: Cem'i kurtarmaya çalış.
🗳️ Yorumlara A, B veya C yaz!
En çok oy alan seçenek, ikinci bölümün nasıl başlayacağını belirleyecek.
Unutma...
Bu dünyada her seçimin bir bedeli vardır.
Peki, sen hangi bedeli ödemeye hazırsın?
━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━
BÖLÜM 1 SONU
Devam edecek...
━━━━━━━━━━━━━━━━━━━━