Salı öğle molasında okulun kantini mahşer yeri gibiydi; ses gürültüden birbirini ağırlamıyordu. Pelin, o yapmacık gruplardan ve ortalıkta dolanan dedikodulardan kaçmak için elindeki meyve suyu kutusuyla koridordaki en sakin köşeye sığınmıştı. Orada duvara yaslanmış, telefondan boş boş sosyal medyada gezinirken, yanına okulun futbol takımından bir iki haylaz çocukla birlikte tabii ki Mert bitti.
Mert elindeki tosttan koca bir ısırık alıp Pelin’in yanındaki duvara yaslandı. Arkasındaki Berk hemen lafa atladı: "Oğlum yarınki maçta bizim sınıfın defansı dökülecek, ne yapacağız? Hoca kesin bizi yakacak."
Pelin kafasını telefondan kaldırıp çevresindeki bu neşeli kalabalığa baktı. "Defansı düşünüyorsunuz ama yarınki biyoloji hocasının pop-quiz yapacağından kimsenin haberi yok galiba," dedi hafif bir alayla. "Sınıfın yarısı kalacak, siz hala halı saha peşindesiniz."
Berk şaşkınlıkla güldü: "Oha Mert, senin yanındaki kız senden daha çok hocaları dert ediyor lan, yengemiz gizli disiplin kurulu üyesi çıkmasın?"
Mert tostu çiğnerken omzunu silkti, gülerek Pelin’e baktı: "Kız haklı, biz sahada top peşinde koşarken o muhtemelen bizim yerimize de kara kara düşünüyor olacak. Ama hayat sadece okuldan ibaret değil Pelin, arada boş vermek lazım. Yoksa o üniversite hayali seni erken yaşta mezara sokar."
Pelin meyve suyundan pipetle bir yudum alıp tek kaşını kaldırdı: "Benim boş verme tanımım sizin gibi koridorlarda boş boş aylaklık yapmak değil, kafamın rahat olması. O yüzden maçınızda bol şans ama beni bu dedikodularınıza karıştırmayın."
Gruptakiler kahkahayı basarken, Mert arkasından seslendi: "Görüntü kasvetli ama içi eğlenceli, dikkat edin beyler!" Pelin arkasını dönmeden elini sallayıp oradan uzaklaştı.