İçeriğe geç

Eksik Sayfalar

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Eksik Sayfalar

Bölüm 1

Yeni Gelen

Pelin’in o sabah Karahan Lisesi’nin bahçesinden içeri girmesinin tek bir sebebi vardı: Eski okulundaki o zehir gibi havadan, sürekli arkasından iş çeviren ikiyüzlü insanlardan ve adını çıkardıkları o iftiralardan bir an önce kurtulmak. Eski okulu, sırf herkesin kuyusunu kazdığı, dedikodunun ve zorbalığın sıradanlaştığı, adeta insanı boğan toxic bir bataklıktı. Orada geçirdiği son birkaç ay kabus gibi olmuştu; kimseye güvenemediği, her köşede bir kuyu kazıldığı o cehennemden kaçmak için bu nakil onun için tek kurtuluş yoluuydu. Annesiyle sabah üç saat boyunca bu yüzden kavga etmişler, sonunda Pelin’in o dik başlı tavrı kazanmıştı. Üzerindeki siyah blazer ceket ve salaş gömlek aslında onun dış dünyaya ördüğü zırhıydı: “Bana bulaşmayın, kimseye ihtiyacım yok.” Normalde insanlarla uğraşmayı sevmeyen, kendi dünyasında takılan ama damarına basıldığında da lafını asla esirgemeyen biriydi.

Mert ise tam anlamıyla o okulun demirbaş belalısıydı. Uzun boyu, hafif dağınık koyu kumral saçları ve hep tek taraflı astığı ceketiyle koridorlarda yürürken kimse onunla göz teması kurmaya cesaret edemezdi. Derslerle ve kurallarla işi olmazdı; arka sıranın hakimiyetini ilan etmiş, hocaların sinir uçlarıyla oynamayı hobi edinmişti. Aslında zekiydi, hatta zekâsını sadece hocalara tuzak kurmak için harcadığı için müdürün en favori hedefiydi. Ama dışarıdan görünen o umursamaz, egoist maskesinin altında, sınıfta kimsenin sezemediği keskin bir gözlem yeteneği vardı.

İşte bu iki zıt karakter, o sabah o en arka sırada zorunlu olarak yan yana gelmişti.

Pazartesi sabahı 11-A sınıfındaki herkes uykulu gözlerle birbirine bakıyordu. Mert, en arka sırada bacaklarını uzatmış, elindeki kalemi parmakları arasında çeviriyordu. Zil çalmak üzereyken sınıfın kapısı açıldı. Müdür yardımcısı içeri girdi, arkasından da yeni nakil olan kız süzüldü.

Kızın yürüyüşünde öyle rahat bir hava vardı ki, sanki bu okula yeni gelmemiş de burayı umursmuyormuş gibi duruyordu. Sınıftakiler merakla onu süzerken, o gözlerini bile kırpmadan doğrudan boş olan tek yere, yani Mert’in yanındaki sıraya doğru yürümeye başladı.

Gelip çantasını masaya attı ve ayakta Mert’e baktı. "Burası boş herhalde?"

Mert kalemi çevirmeyi bırakıp yayıldığı yerden biraz doğruldu, tek kaşını kaldırdı. "Boş. Ama yanımda oturmak zorudur, benden söylemesi. Buradakiler genelde iki haftaya kalmadan yer değiştirmek için sıraya girer."

Kız hiç istifini bozmadı, çantasından defterini çıkarıp masaya koydu. "İyi de ben çabuk sıkılan biri değilim," dedi, gözlerini Mert’in gözlerinden ayırmadan. "Senin gibi tiplerle uğraşmak eğlenceli bile olabilir."

Mert kızın bu kadar rahat cevap vermesini beklemediği için önce duraksadı, sonra hafifçe sırıtıp önüne döndü. Sınıftan fısıltılar yükselmeye başlarken, ikisi de daha ilk saniyeden birbirine gıcık olduklarını anlamıştı.

İkinci dersin ortasında hoca tahtaya formül yazarken, Mert kalemi parmakları arasında çevirmeyi bırakıp yanda oturan Pelin’e doğru hafifçe eğildi. Kızın kulağında tekli kulaklık duruyordu.

"Hoca dönünce ilk 'hocam Pelin kulaklık takıyor' diyen ben olacağım, haberin olsun," diye fısıldadı, yüzünde o gıcık edici sırıtışla.

Pelin başını bile çevirmeden, sesindeki o umursamaz tonla karşılık verdi: "Ders zaten kimya, tabutun içinde oksijensiz kalmaktan farkı yok. Kulaklık olmasa kafayı yerim; ki bence senin kafan çoktan gitmiş."

Mert hafifçe güldü. Kızın bu kadar rahat laf sokması hoşuna gitmişti ama bunu dışarı belli etmemeye çalışıyordu. "Adın Pelin’di değil mi? Tanışalım bari, nasıl olsa o iki hafta dediğin süre dolana kadar yan yana tıkılı kalacağız. Ben Mert."

"Memnun oldum diyemeyeceğim," dedi Pelin, sonunda kulaklığı çıkarıp ona dönerek. "Zaten adını okulun girişindeki disiplin panosundan ve koridorlarda adınla inleyen hocaların sesinden ezberlemiştim merak etme."

Mert okulda adının bu kadar hızlı duyulmuş olmasına şaşırmadı ama Pelin’in bu durumu zerre takmayan tavrı dikkatini çekti. Tipik yeni gelen ezikliği yerine böyle diklenmesi, onun okuldaki sıradan kızlardan olmadığını hemen ele veriyordu.

Zil çaldığında sınıf bir anda hareketlendi. Mert ayaklanıp ceketini omzuna attı ve çıkışa yönelirken omzunun üzerinden Pelin’e baktı. "Kantin alt katta. İki haftalık ömrün kaldı nasıl olsa, bari ilk günden aç kalma."

Pelin arkasından gözlerini devirip çantasını topladı. "Sen kendi yoluna bak, benden sana ekmek çıkmaz."

Bölüm sonu

2 yorum