İçeriğe geç

Ekinoksta Yaşamak

Bölüm 2 · 9 dk okuma

Ekinoksta Yaşamak

Bölüm 2

Değişik Bir Akşam

Dingg, diinggg!!!

-Dışarda fecriafet bi yağmur var, beni yakalamaya çalıştı, epey zor kurtuldum yaaa!

-Geç geç, annem çorba yaptı onu içecekmişiz.

-Annem nerde peki?

-Bir yere gittiler bilmiyom işleri varmış.

-Ne işi acaba? Neyse, çok acıktım yaa, hadi oturup içelim şu çorbayı bir an önceee.

Bu sene hayatıma katılan okul sonrası etütlerim geç saatlere kadar sürdüğünden eve geliş saatim akşam yemeği saatini aşabiliyordu. Akşam altı hatta bazen işin içine trafik de girince 7 ye kadar evde olamayabiliyordum. Dersleri ağır olan bir öğrenci hayatı nasıl yaşarsa işte... Genellikle eve geldiğimde bizimkileri ya sofrayı kurmuş otururken, ya da yemek bitmiş kalkarken yakalıyordum. Geçen günler içinde sofranın kuruluş, yükseliş, çöküş ve dağılış gibi farklı vaziyetlerine anbean tanıklık etmiştim. Ama bugün bir ilk olmuştu. Sadece kardeşlerimle birlikte yemek yiyecektik. İlk olan şey bu değildi tabii, ilk olan şey annemlerin olmayışı ve bize haber bile vermeden gitmeleriydi. Ne kadar acil bir şey olmuş olabilirdi ki? Lavaboda ellerimi yıkayıp mutfağa yürüdüm. Çorbanın enfes kokusu burnuma kadar geliyordu.

-Tamam, hadi otur Sena. Taner geldi mi? Annemler Mert'i kreşten alıp da mı gittiler?

-Bilmem. Abim geldi içerde. Mert'i alıp gitmişlerdir heralde, onlarladır. Ya, abla, noodle da yapsak mı...

-Hayııır olmaz annem kızıyor biliyorsun. Onları da ben kendime aldım zaten. Siz dokunmayın. Aldığım her şeyi saniyesinde bitiriyorsunuz zaten! Açgözlüler ordusu!

Taner, Sena ve Mert... hepsi birbirinden dehşet farklı, neredeyse dışarıda görseniz kardeş olacaklarını düşüneceğiniz son çocuklar... Birbirleriyle zerre alakaları yoktur. Benim de onlarla yok tabii, beni de sayın. Bir konuda iki muhalefet mi var, dörde çıkarırız da bir şekilde birbirimize muhalefet olmasını beceririz biz. Birden fazla kardeşe sahip olmak çok yorucu ama sıkıcı olmadığı da kesin. Taner 16 yaşında, boyumu bir iki santimle yeni geçmiş, günümüz erkek tipleri ortalamasında keko olmaya çok yaklaşan ama aile ortamı ve benim ikazlarım sağolsun bir türlü keko olamayan bir tiptir. Kekoların dinlediği tarzda şeyler dinlemek ve kafasını keko gibi tıraş etmekle yetinebilir şimdilik. Ergen erkek kardeşler ergen kız kardeşlerden her zaman bir tık daha kötüdür bence. kızlar oldukları yerde tepiniyor ve sadece kafanızı şişirmekle yetinebiliyor ama erkekler oraya buraya saldırıyorlar. Arada büyük bir fark var sonuçta. Sena ise baş ağrıtan türden. 11 yaşında bir cadı ve siz ona bir dokunmayagörün, tüm gün ister okul dedikoduları olsun, ister dizi, yaşıtları arasında trend olan ne varsa onlarla felaket bir salata yapıp o salatayı da başınızdan aşağı boca eder. O yüzden çok işim olmadığı müddetçe onunla iletişime girmemeye gayret ediyorum. Tanerleyse direkt konuşmuyorum, o son yaptığı hareketten sonra asla. Kendimi etrafımdan soyutlamada başarılı olduğumu söyleyebiliriz ama bu bayağı elzem bir şey zaten. Yoksa zaten bu şartlar altında yaşarken bir yandan da sağlıklı bir mentaliteye sahip olmamı benden hiç kimse bekleyemez!

-Git o Taner denen halta de ki çorbayı tekrar ısıtmayacağız şimdi içiyorsa içsin. Sofrayı bir kere kurar bir kere toplarım. Sofra dediğin bir kere kurulur toplanır. Kırk kere tabak çanak çıkarım kafanıza göre yemek yiyemezsiniz bu mutfakta.

-Aaaabiiiğğğ, sooofrayaaaa!!!

Bu kızın sesini bu tarz işler için kullanmayı ilk hangimiz akıl etti hiç bilmiyorum ama hangimiz ettiyse iyi etmiş. Yanında Sena varsa iletişimde başka cihaza ihtiyacın yok. Dağlarda yaşasak sesini karşı dağa ulaştırmanın bile bir yolunu bulurdu o. Sadece ses şiddeti ayarı yok ama onu da idare ediverirsiniz artık. Vakit de bir yandan geçtiği için çabucak bir kaseye çorba doldurup sofraya yerleştirdim. Ve Taner de sonunda mutfağa damlamıştı. Kaşığımı da alıp çorbamı içmeye başladım. Enfes bir tavuk suyu çorbasıydı. Annem yine döktürmüştü.

-Sena dikkat et, ocakta demlik de varmış elin çarpmasın. Sonra silmekle uğraşırsın.

-Bir şey olmaaz...

Çok şükür cidden bir kaza bela olmadı ve çorbaları içer içmez odalara yollandık. Ben her zaman yaptığım gibi önce üstümü değiştirip rahat bir eşofman takımı giydim, sonra da kitabımı alıp yatağıma uzandım. Kaldığım yerden hevesle okumaya devam ettim. Ta ki kapı çalana kadar... Bu süre zarfında Sena biraz ödevlerini yapmış, sonra da defterine bir şeyler karalamaya dalmıştı. Tanerse odasında duruyordu, ne yaptığı umrumda bile değildi.

Dingg, diinngg!!!

-Ben açarım annemler gelmiştir. Çıkırttt...

-Hoşgeldinizzz... Aaa, anne? Bu abla da kim? Buyurun buyurun, salona mı geçiyoruz annecim?

-Evet kızım salona geçelim hanımlarla. Siz çorbalarınızı içtiniz mi?

-Evet evet anne, sıkıntı yok. Ablalarla tanışmayacak mıyız? Ceketlerinizi alayım! Şöyle buyurun!

-Teşekkür ederiz, ne kadar kibarsın...

-Anne çay demleyeyim mi?

-Yok tatlım biz annen ve seninle birlikte bir şey konuşmaya geldik, hızlıca konuşup ayrılacağız, çay demlemene gerek yok yani.

-Ne konuşacağız? Çok merak ettim şimdi.

-Şimdi, önce kendimi tanıtayım canım. Ben Eslem ve bu da Ayla ablan. Biz Ekin Eğitim Kurumlarından senin için geldik. Öncelikle şunu sorayım Ekin Eğitim Kurumlarını daha önce hiç duydun mu?

-Hayır, ilk sizden duydum.

-Muhtemeldir. Hem özel çalıştığımızdan hem de diğer kurumlara kıyasla yeni kurulduğumuzdan adımız çok duyulmuş değil. Ama zaten duyulmasına gerek de yok. Çok uzun uzun konuşmadan kısaca seni ziyaret sebebimize gelelim. Ayla istersen sen devam et.

-Tabii olur. Defne'ydi değil mi adın?

-Evet.

-Defnecim biz kurumun görevlileri olarak her sene kurumumuzdan mezun olmuş kişi sayısınca yeni öğrenciyi kuruma kazandırmakla yükümlüyüz. Ve bu öğrencileri seçerken kimsenin kullanmadığı farklı bir sistem kullanıyoruz. Yani öyle her önüne gelen Ekin'de okuyamaz. Bu arada Ekin özel bir eğitim sistemiyle çalışıyor evet ama Ekin'de okuyanlar yaşına göre lise veya üniversite eğitimini de almış sayılıyorlar. Ve sen de üniversite sınavına hazırlanıyormuşsun öğrendiğimiz kadarıyla.

-Evet öyle. Yoksa beni...

-Evet, tahmin etmiş olacağın üzere, bizim öğrenci seçme sistemimizin istediği özelliklere yeterince sahip olduğun onaylandı ve seni Ekin'e davet etmek için geldik. Şartlar ve kurallar bu kağıtta yazılı. Aslında kayıt ve davetler 1 hafta önce sona eriyordu ancak bu sene kurum hem yeni öğrenciler kabul edebileceğini hem de daha fazla kapasitede çalışabileceğimizi duyurdu. O yüzden eğitim dönemi başlamadan birkaç öğrenci daha alabileceğimizi düşündük. Ve sen de sıradaki isimdin.

-Peki, beni tam olarak ne özelliklerim için davet ediyorsunuz? Ben bu sistemi ve eğitimi daha önce hiç duymadım. Nasıl bir kurum üniversite eğitiminin yerine geçebilecek bir eğitim şekli uygulayabiliyor?

-Harikasın, bunlar çok güzel sorular. Eslem bunları da sen cevaplar mısın rica etsem?

-Öncelikle şunu söylemeliyim ki kendini sakın hafife alma canım. Zeka seviyen ve karakter gelişimin harika. Bu bilgilere nasıl ulaştığımıza gelince, bir eğitim kurumu olarak bu tarz gözlem ve araştırma bilgilerini okuduğun okullardan öğrenebiliyoruz zaten. Ekstradan annen bizimle daha önceden yapılmış bir zeka testinin sonuçlarını da paylaşınca kesin kara verdik. O yapmasaydı da biz yapacak ya da yapmasını rica edecektik ama zaten yapmış olman süreci hızlandırdı. Ekin'e gelince... Ekin'imiz kurulalı tam beş sene oldu ve bu eğitim dönemimiz altıncı yılımız olacak. Yani bu sene alacağımız öğrencilerden, eğer gelirsen sen, ve de yaşıtın öğrenciler bizim pre mezunlar sınıfı diyeceğimiz Prems sınıfı içerisinde ilk mezunlarımız olacaksınız. Daha önce çeşitli isimlerle eğitimlerimiz oldu ve bu yollardan mezunlarımız da mevcut ama asıl planlı 6 yıllık eğitim için her altı yılda bir sınıf öğrenci katılımı sağlanıyor. Bu dönem başlangıcında Ekin kurulurken katılan 10 Prems öğrencisinin mezuniyeti ve yeni 50 öğrencinin Prems sınıfına katılımı kutlanacak. Şahsen ben öğrencilerin hepsiyle tekrardan görüşmeyi sabırsızlıkla bekliyorum.

-Bir dakika... Sizin bahsettiğiniz bu dönem başlangıcı ne zaman ki? Okullar başlayalı 2 hafta oldu bile zaten.

-23 Eylül, Ekinoks'ta. Her yıl bu tarihte başlar, bu tarihte bitiririz.

-Nasıl yani, başlangıç tarihinizle bitiş tarihiniz aynıysa... E yaz tatili ne zaman o hâlde?

-Aaah, tabii sen bilmiyorsun. Ekin'de sistem farklı derken biraz da bundan bahsediyordum. Biz öyle 3 aylık bir yaz tatili yapmayız. Kendi özel sistemimiz var, bunlar şuan elinde tuttuğun kağıtlarda detaylı bir şekilde yazıyor zaten.

-Eslem bir soluklan, ben devam ederim, o ne hızlı konuşmaydı öyle. Yani Defnecim kısaca biz karşılaşamayacağın türden bir eğitim kurumuyuz ve sana gelecekte neye ihtiyacın olacaksa her şey için özel bir eğitim vaadimiz var.

-Şey, peki ücretiniz ne kadar?

-Sıfır TL canım.

-Ne?!? Doğru mu duydum?

-İstersen elindeki dosyaları okuyabilirsin. Ekin öğrencilerinden onları eğitmek ya da konaklatma amacıyla asla para almaz. Yemekler için çok cüzi bir ücret alıyoruz ama o da dönem başında senelik ücret. Eğer herhangi bir gelir ya da harçlığın yoksa onu da kurum karşılayabilir ama bunu gerçekten ihtiyacı olan kimselere veriyoruz.

-İnanılmaz...

Mutfakta ablaların söylemlerine karşın çay demleyip kurabiye koyan ve bunları getirmek üzere olan anneme seslendim.

-Anne, insan bir mesaj yazar böyle böyle bir şey oldu diye!

-Ben de yeni öğrendim kızım, bu kadar ciddi olduklarını nereden bileyim? Ama babanla konuştum, yemek ücretini seve seve vereceğini söyledi. Zaten çok düşük bir ücret. Sen burada bir ayda daha çok yiyorsundur, bir de yıllık fiyat diye biçmişler!

-Cidden mi? Aslında Ayla abla teklifiniz bana da çok hoş geldi ama hem bu kağıtları daha detaylı okumak hem de kurum ve eğitim hakkında daha detaylı bilgi edinmek istiyorum. Bir de 4 gün sonra açılıyor dediniz!

-Evet, o yüzden yarın öğlene kadar kararını vermen lazım. Öğleyin öğrenci listesini kuruma bildirmemiz gerekiyor çünkü.

-Tamam, ben eğer izin verirseniz bu akşam düşünüp size yarın sabah kahvaltıdan hemen sonra yazabilirim.

-Yazamayabilirsin çünkü biz telefon kullanmıyoruz canım. Onun yerine yarın sabah kahvaltıdan sonra saat 10.00 gibi size uğrayıp kararını öğrenebiliriz. Ne dersin?

-Kahvaltıya bize katılın kızlar, daha erken gelin olur mu?

-Tamamdır hanımefendi davetiniz için çok teşekkür ederiz. Kaçta gelelim?

-8, 9 gibi soframıza buyurun.

-O hâlde Defnecim? İyice incelersin dosyaları. Hatta dur az daha şunu vermeyi unutuyordum.

Eslem abla bunu dedikten sonra hırkasının cebinden yeşil bir flash bellek çıkardı.

-Bİlgisayarınız varsa bir incelersin. Okul tanıtımı için canım. Bizim çabucak kalkmamız gerekmeseydi ben de açardım sana da, durumlar...

-Tamam Eslem abla, incelerim. Bir de şeyi çok merak ettim, siz şimdi kalan 49 kişiyi de seçtiniz mi? Onlar kabul etti mi?

-Aslında 48 Defne. Sen 49. olacaksın, yani kabul edeceğini düşünüyorum, o yüzden. 50. yi de şu anda arkadaşlarımız ziyaret edeceklerdi ama bir sıkıntı olmuş o yüzden de bizim hemen çıkmamız lazım.

Bir yandan ceketini giyen Ayla abla sözü aldı.

-Ya bu arada kusura bakmayın teyze o kadar çay yaptın bize ama çok acil gitmemiz gerekiyor ya.

-Olur mu kızım sizi işinizden alıkoymayalım.

E telefon kullanmıyorlarsa, nereden biliyorlardı bir sorun olduğunu?

-Ayla abla telefon kullanmadığınız hâlde sorun olduğunu nereden öğrendiniz?

-Bu uzaktan erişimli çipler sayesinde canım. Belli renk kodlarımız var, durumun aciliyetini simgeliyorlar. En tehlikelisi kırmızı, en basiti mor. Ve şu an yeşil yandığı için acele etmemiz gereken ama çok da mühim olmayan bir sorun olduğunu düşünebilirsin.

-Harika fikirmiş! Kimin aklına geldi ki bu acaba?

-Kimin aklına geldiğini bilmem ama bizim çok işimize yaradığı kesin. Güle güle tatlım, iyi düşün, sabaha yeni öğrencimiz olarak uyanman dileğiyle!

-Hoşçakalın!

Yavaşça kapıyı kapattım. Ablaları uğurlamıştık ve annem de çayın altını kapayıp aslında ablalara niyet koyduğu çayları tepsiyle birlikte alıp salona geçmişti.

Tam da o anda içime doğdu. Ben bu eğitimi alırım dedim.

-Anne, ben kabul edeceğim galiba, dedim salona doğru adımlayıp.

-Valla bence müthiş bir teklif. Tamam zekisin de seni ayrıcadan eğitmek istemeleri bir lütuf. Bence kesin git yani.

-Şu kağıtları da okuyayım da, bakalım sabah ola hayrola. Ben odama geçiyorum anne. İyi geceler.

-İyi geceler kızım. Yatmadan ışıkları söndürmeyi unutmayın.

-Ne zaman unutmuşum anne?!?

-Olsun ben yine diyim.

Odama geçerken bir yandan da düşündüm. Bana vaadettikleri eğitimi kaldırabilir miydim ki? Anlattıklarına bakılırsa iş sıkı tutuyor olmalıydılar. Şu kağıtları da adamakıllı incelemeliydim. Bir de flash bellek vardı tabii. Bakalım nasıl bir şeymiş...

.

  • - - -> İlk bölümümü nasıl buldunuz??? Beğendiyseniz kalbe basıp yorum yaparsanız harika olur. Bu platformda okuyucu etkileşim ve tanıtımla kazanılıyor galiba. Bana mesaj atarsanız veya eserlerime yorum yazarsanız cevaplayacağımdan emin olabilirsiniz. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, hoşça kalın!!!

    .
Bölüm sonu

1 yorum

  • Mükemmellll olmuş zaten iyi olacak demiştin ama bu kadarını beklemiyordum yeni bölümü heyecanla bekliyorum başarılarrr

    1Yanıt