Bir zamanlar, vadilerin arasında saklanmış, her sabah kuş cıvıltıları ve taze çiçek kokularıyla uyanan Mutlu Köy adında şirin mi şirin bir köy vardı. Bu köyde insanlar yardımlaşmayı sever, tarlalarında şarkılar söyleyerek çalışırlardı. Gökyüzü her zaman berrak, güneş ise sanki sadece onları ısıtmak için doğardı.
Ancak bir öğleden sonra, köyün üzerindeki masmavi gökyüzü devasa bir gölgeyle kaplandı. Köylüler başlarını kaldırdıklarında gözlerine inanamadılar: Pulları güneşin altında altın gibi parlayan kocaman bir ejderha, kanatlarını ağır ağır çırparak köyün en yüksek dağına doğru süzülüyordu.
Ejderha dağın zirvesine konduğunda, köylülerin emek vererek yetiştirdiği meyve ağaçlarına doğru aniden alevler püskürtmeye başladı. Herkes büyük bir korkuyla sağa sola kaçışırken, köyün sessizliği yerini kargaşaya bıraktı. Kimse ejderhanın neden böyle davrandığını anlamıyordu.
Ancak köyün en cesur çocukları olan Erdem, Hatice, Furkan, Aslı ve Ege kaçmak yerine bir araya geldiler. Köylerini ve doğayı çok seviyorlardı. Erdem arkadaşlarına dönerek, "Bir şeyler yapmalıyız, belki de ejderhanın bir derdi vardır," dedi. Beş kafadar, ertesi sabah saat tam 11:00’de yola çıkmak üzere sözleşip çantalarını hazırladılar.
Ertesi gün güneş tepeye yükseldiğinde, beş arkadaş dik yamaçları tırmanmaya başladı. Dar geçitlerden geçtiler, sık ormanların içinden süzüldüler ve sonunda ejderhanın gizlendiği devasa mağarasına ulaştılar. Kalpleri heyecandan küt küt atıyordu.
Parmak uçlarında yürüyerek mağaranın karanlığına süzüldüler. İçeride onları devasa bir sürpriz bekliyordu. Normalde çocukların korkudan titremesi gerekirken, karşılarındaki ejderha onları görünce geri çekildi ve titremeye başladı. Ejderhanın gözlerinden yaşlar süzülüyor, sürekli öksürerek boğazını tutuyordu. Aslında boğazında kocaman bir kemik vardı.
Meğer zavallı ejderha köye saldırırken aslında can havliyle yardım istiyor, boğazındaki o keskin kemikten kurtulmaya çalışırken istemeden alev çıkarıyormuş. Erdem ve arkadaşları hemen el ele verdiler. Korkularını bir kenara bırakıp ejderhaya yaklaştılar. Büyük bir dikkat ve yardımlaşmayla, ejderhanın boğazına takılan o devasa kemiği çekip çıkardılar.
Ejderha, boğazı rahatlar rahatlamaz derin bir nefes aldı ve minnettar gözlerle çocuklara baktı. Artık o korkutucu yaratık gitmiş, yerine mahcup bir dost gelmişti. Çocuklar köye dönüp müjdeyi verdiler.
O günden sonra Ejderha, Mutlu Köy’ün koruyucusu oldu. Dağın zirvesinde yaşadı ama artık alevlerini ağaçları yakmak için değil, kışın köylülerin ısınmasına yardım etmek için kullandı. Erdem, Hatice, Furkan, Aslı ve Ege ise sadece köyün en cesur çocukları değil, bir ejderhanın kalbini kazanan en iyi dostlar olarak anıldılar