İçeriğe geç

Ehe?

Bölüm 1 · 12 dk okuma

Ehe?

Bölüm 1

-BİLGE-

Yine her zamanki gibi odamda kitap okuduğum bir pazar akşamıydı, dışarıda yağmur yağıyordu. Duygu mutfaktaki işlerini yapıyor, abim odasında, babam denen o pislik adam da televizyon karşısındaydı büyük ihtimalle, bu sabah bir kitaba başlamıştım ve şimdi bitirmek üzereydim.

Sayfa 188,

"Bir daha Maria'dan haber alamadım. Berlin'deki pansiyon sahibesi verdiği cevapta Frau van Tiedemann'in artık onların yanında oturmadığını, bu sebepten dolayı istediğim malumatı veremeyeceğini bildiriyordu."

...

Sayfa 206,

"Hayat ancak bir kere oynanan bir kumardır, ben onu kaybettim. İkinci defa oynayamam..."

Burada ağlayacağımı hiç düşünmemiştim ama çok duygulu gelmişti bu yazanlar ve benim gözlerim hemen dolmaya başladı.

Sayfa 208,

"Şirkette Raif Efendi'nin baş masasına oturdum ve siyah kaplı defterini önüme koyarak bir kere daha akumaya başladım.

İkinciteşrin 1940 - Şubat 1941"

Kitap bitti. Çok iyi bir kitaptı. Neyse başkasına başlayam. Yataktan kalktım ve "Kürk Mantolu Madonna'yı kitaplıktaki yerine koydum. Acaba şimdi hangi kitabı okusam ki? Ve saat kaç? Kitaplığımın hemen yanındaki saate baktım. 22. 23.

Kitaplığa şöyle bir göz gezdirirken kapım tıklatıldı.

"Gel."

Gelen Duygu'ydu, benim biricik üvey annem. Her zamanki o sarı saçlarına uyan kahverengi kıyafetlerinin üstüne giydiği sarı hırkayı bu safer giymemişti. Saçları rastgele toplanmış bir topuzdu ve ayağında o pofuduk terlikleri vardı. Gözlerinin altı yorgunluktan biraz morarmıştı.

Ama bu sefer gülümsemiyordu.

"Kızım, gelsene içeriye... baban... bir şey hakkında konuşacak."

Cidden mi? Kitap okumak üzereydim, pislik. Yüzüm düşmeden hemen cevap verdim.

"Tamam Duygu şimdi gelirim."

Duygu gözlerini onaylar şekilde kırptı ve odamdan çıktı. Yüzüm anında düştü.

Aha şimdi ne olacak?

En son ne zaman konuşmuştuk?

Ne hakkında olabilir ki?

Allah bilir.

Neden şimdi?

Onu da Allah bilir.

Ya kötü bir şey olmuşsa?

Yok be abart.

Ya bizi yetimhaneye verecekse?

Keşke...

Ya artık Duygu ile boşanacaksa?!

Yok ya o kadar ileri gitmez.

Ay, yeter, ineyim yoksa yine sinirlenecek.

Odamdan çıkarken ışığımı kapattım ve odamın kapasını da kapattım. Abimin odasına baktım. Kapı kapalı, sanırım onu çağırmamış, neyse.

Merdivenleri yavaş yavaş inmeye başladım.

Kafamda bin bir türlü senaryolar kuruyordum. Üstünde spiderman olan pijama pantolonunu yukarı çektim ve beyaz salaş üstümü de aşağı indirdim. Atkuyruğumu sıkılaştırdım ve babamın karşısına dikildim. Babam eliyle oturmamı gösterdi. Ben de karşısına oturdum. Direkt lafa girdi.

"Şimdi, bildiğin üzere benim çok iyi bir arkadaşım var, çok büyük bir holding sahibi. Ve yine bildiğin gibi ben hırslı bir adamımdır. Şirketimiz çok büyük olmayabilir veya çok başarılı olmayabilir fakat sağ olsun ki arkadaşım ortaklığı teklif etti. Yani bileceğin üzere bende kabul ettim. Yalnız, bir şartı vardı. Gerçi pek önemsiz değil ama yine de söyleyeyim. Geçen seni turnuva mı nerede görmüş ve senin oğlu için mükemmel biri olacağını düşünmüş. Hatta öğretmenlerden falan senin hakkında bilgiler almış ve seni çok sevmiş. Sana karşı şirket, gayet kazançlı. O yüzden evleniyorsun."

"NE?!"

Bu karaktersiz pislik neler diyordu böyle? Benim yerime nasıl karar verir lan?! Önümüzdeki ay 18 yaşında olacağım bi' bismillah!

"SUS. Sen bu konu hakkında konuşamazsın ve tek kelime bile etmeyeceksin! Zaten başımdasın sürekli, en azından senden kurtulurum. Eninde sonunda evlendirecektim seni. ANLAŞILDI MI?!"

"HAYIR, SENİ PİSLİK SANANE BE BENIM EVLENİP EVLENMEYECEĞİMDEN! EVLENMİYORUM OLDU MU?! DAHA ÖNÜMÜZDEKİ AY 18 YAŞINA BASACAĞIM."

Duygu babamı tutmaya çalışsa da babam hemen önüme gelip suratıma glúçlü bir tokat yapıştaná Kafam sağ tarafına eğildi. Gözlüğüm yere düştü. İşte o an patladı.

"EVLENECEKSİN LAN HAYVANIN ÇOCUĞUI NE DEDİYSEM O OLACAK TAMAM MI?! ŞİMDİ GİT ODANA VE ÇIKMA GÖZÜME GÖRÜNME ARTIK!"

Bu ş... o... p...pislik!

Demek öyleydi. Hayatımın akışını değiştiren saat.....

21.23

Gözyaşlarım gözlerimin arkasını yakmaya başlamıştı. Ama bu üzüntüden falan değildi.

Nefrettendi.

Hemen gözlüğümü yerden kapıp, merdivenleri çıktım ve odama yöneldim. Abim daha yeni odasından çıkıyordu, kulaklığı boynundaydı. Herhalde oyun oynuyordu ve sadece babamın bağırışını duymuştu Meraklı gözlerle bana baktı ama ben gözlerimi kaçınıp hızla odama gittim. Odamın kapısını hızla açtım ve içeri girdim. Işığı bile açmadan kapıyı hızla kapattım ve kilitledim, Kapıya çöküp dizlerimi karnıma çektim. Gözlüğümü de masama attım. Gözyaşlarım usulca süzülmeye başladı. Sessizce ağlıyordum. Karanlıkta, kapımın önünde oturmuş ağlıyordum... Her zamanki gibi...

Camım açıktı, güzel bir yağmur kokusu geliyordu. Oda kapkaranlıktı, sadece sokak lambalannin titrek ışığı hafifçe vuruyordu.

On dakika falan sonra kapım yavaşça çalındı.

Ayağa kalktım ve kapıyı açtım, karşımda Duygu vardı. Gözleri şişmişti, herhalde ağlamıştı.

"Kızım ben fikrini değiştirmeye çalışırdım ama-"

Sesimde hiçbir duyguya yer vermeiden cevap verdim.

"Boşver Duygu, hiçbir zamanı sevmemişti zaten beni, bizi."

Sahi ne ben ne de abimi sevmişti bu hayvan.

"Konuşmak ister misin?"

"Başka zaman konuşsak olur mu? Yalnız kalmak istiyorum birazcık."

"Tamam... Ama istediğin zaman konuşabilirsin bunu unutma. Bir de bence elini yüzünü yıka kendine gel"

"Tamam, sağ ol."

Duygu alt kata inen merdivene yöneldi, bende lavaboya.

Hemen içeri girip kapıyı kilitledim. Aynada kendime bakınca kendimi tanıyamadim neredeyse.

Siyah saçlarım dağılmış, kehribar gözlerim kızarmış ve şişmiş burnum ve kulaklarım da şekilde kızarmıştı.

Yanağım...

Elimle vurduğu yere dokundum. Kızarmıştı.

İlk önce yüzümü bir güzel yıkadım. Sonra havluyla bir güzel kuruladım. Saçımı da düzgünce topladım. Hemen odama geri döndüm.

Odamda ışığı açmadım. Sokak lambasının ışığı vuran yatağıma gidip uzandım. Öyle boş boş tavana baktım birkaç dakika.

Kapım çaldı, yine.

Kapıma gittim. Açtığımda abim karşımdaydı. Gözleri ne olduğunu anlamaya çalışırcasına benim gözlerime bakıyordu. O daha içeri girmeden ona sarıldım. Gözyaşlarım gözüme hücum ediyordu. Abimi bir daha eve gelirken göremeyeceğim için mi, bilmediğim biri ile evlenmek zorunda olduğum için mi yoksa babama karşı duyduğum hiddetten mi artık... Gözlerimin arkası yanıyordu. Ama neden olduğunu anlamıyordum. Abim beni yavaşça geri çekti ve onun suratına bakmamı sağladı. Gözlerimi kaçırmaya çalışıyordum.

"Bilge, iyi misin?"

Gözünün içine baktım.

Kendimi tutamadım. Hüngür hüngür ağlamaya başladım. Canım çok yanıyordu. Abim içeri doğru yürüdü, kapıyı kapadı ve bana sarıldı. Sarsıla sarsıla ağlıyordum. Abimin göğsüne yaslandığım için sesim boğuk çıkıyordu.

Abim çenesini kafama hafifçe koyup saçımı okşamaya başladı. Ben de şiddetle ağlıyordum ve onun yeşil sweatshirtini kirletiyordum. Onun ise umurunda değildi. Sadece bana sarılıyor ve saçımı okşuyordu. Birkaç dakika sonra yuzumu göğsunden çektim ve ona baktım.

"Bilge, bana bak bana. Sakinleş. Hadi derin nefes al."

Abimi dinleyip birkaç derin nefes aldım. Kendimi bir nebze daha iyi hissediyordum.

"Hele göster şu yüzünü."

Eliyle nazikçe çenemden tutup yana çevirdi yüzümü.

"Kötü vurmuş. Su içmen lazım. Bekle sana getireyim."

Gitmesini istemiyordum ama zorundaydı. Yoksa sürekli ağlayacaktım.

Başıma küçük bir öpücük kondurup odamdan çıktı. Kendimi bir nebze daha iyi hissediyordum en azından. Abimle iyi anlaşamasak ta zor zamanlarımda yanımda olurdu hep.

Abim geldiğinde elinde bir bardak su vardı. Onu bana verdi. Suyu küçük yudumlarla içtim.

"Daha iyi misin?"

"He, sağol abi."

Yüzüme gelen saçları eliyle ittirdi ve masadan gözlüğümü alıp taktı bana. Ona doğru baktım.

"Abi, sen ben bu evden gitsem bile beni sevmeye devam edeceksin değil mi? Benimle olan bağını koparmayacaksın değil mi?"

"Sen bir de soruyor musun ya tabi ki de hayır seni şapşal."

Omzuma hafiften yumruk attı.

"Seni asla bırakmam ben."

"Sağ ol.."

"..."

"Alakasız olacak ama sana şarkı açayım mı?"

Abim şarkılara bayıldığımı bilirdi.

"Olur. Kimden?"

"Cem Karaca."

"Ver telefonunu."

Telefonumun kilidini açıp uzattım. Telefonumda youtubeye girdi ve birşeyler yazmaya başladı. Benim bakmaya çalıştığımı görünce telefonu kendine çekti.

"Hoop şşş bekle!"

Hafifçe güldüm. Abimin bu halleri her zaman komik oluyordu.

Abim tanıdık gelen bir şarkı açtı. Telefonumun sesini birazcık açıp masanın üzerine koydu. Kapıyı kapattı ve üstünü düzeltip karşıma geçti. Ellerini bana uzattı.

"Bu dansı bana lütfeder misiniz spiderman pijamalı hanımefendi."

Küçük bir kahkaha atarak ellerimi ellerine koydum.

"Ne yalnızlık ne de yalan, üzmesin seniiii! Doğarken ağladı insan, bu son olsun bu soon!"

Abimin sesini hep güzel bulmuştum. Şimdi de Cem Karaca'nın "Bu son olsun' şarkısını söylüyordu. Bir yandan hafifçe gülerken abimle kafamıza göre dans ediyorduk.

Az önceki sinirli ve üzgün halim bir anda çocuksu bir neşeye yerini bıraktı. Bazılarınız garip bulabilir ama bende öyle bir şey vardı. Saniyeler içinde bambaşka biri olabiliyordum.

Şarkı bittiğinde abim bana sarıldı. Tam canım abim diyecektim ama saçımı bozdu.

"Ya abi!"

"Ne var kızım, çok mutlu görünüyordun."

Abim gülmeye başlayınca ben de güldüm.

"Dışarı çıkalım mı?"

"Babam bizi görmeden nasıl çıkacağız ki?

"Pencereden."

"Abi manyak mısın!? İkinci kattan atlarsak ölmez miyiz?"

"Kızım saçmalama. Sen benim nasıl sıvıştığımı zannediyorsun? Hadi gel."

Kafam karışmıştı ama abimi kendi odasına kadar takip ettim. Abim kendi odasını kilitledi ve cama doğru gitti.

"E fark etmez mi evde olmadığımızı?"

"Yok yok. Duygu oyalar bir şekilde."

"Peki de pencereden nasıl atlayacağız?"

"Bak şimdi."

Birlikte pencerede aşağıya bakmaya başladık.

"Görüyor musun, aşağıda bi tane döşek var."

"Senin eski döşeğin mi?"

"Heh aynen. İşte o döşeğe atlayacağız."

"Abi bir şey olmaz değil mi?"

"Abart. Ben sürekli atlıyorum, bak sapasağlamım. Hadi ilk ben atlayayım sonra sen."

"Peki."

"Yanında ayakkabı var mı? Veya terlik?"

"Dolabımda vardı galiba terliklerim."

"Git al gel."

Abim kendi dolabına yönelirken hemen odama gittim ve dolabımda terliklerime baktım. En altta olduğu için zor çıkardım ama çıkardığım gibi ışığımı yine kapatıp abimin odasına gittim. Abim ayakkabılarını giymişti ve pencerenin yanındaydı.

Ayaklarıma terliklerimi çabucak geçirdim.

Abim pencerenin pervazına çıktı ve döşeğe atladı.

Yukarı doğru baktı ve eliyle gelmemi işaret etti. Bende aynı şekilde pencere pervazına çıktım. Abim döşekten indi ve yukarıya bakmaya başladı.

"Bismillahirrahmanirrahim."

Diyerek atladım.

Yumuşak ve ıslak döşeğe hafif bi şekilde çarptım. Ve gözlüğüm düştü.

"İyi misin Bilge?"

"He iyiyim. Ama gözlüğüm backroomsa gitti."

Abim gözlüğümü alıp bana verdi.

"Rica ederim. Gel parkın oralara gidek."

Gözlüğümü taktım ve başımı onaylarcasına salladım.

Parka doğru yürümeye başladık. Yağmur sağanak değildi, çok hafif de değildi, ortası bi şekilde yağıyordu. Hava soğuk gelmiyordu nedense. Yağmurda ıslana ıslana parka gittik. Parka gelince ıslak olmasına aldırmayıp salıncağa oturdum. Abimin yanıma oturmasını beklerken abim arkama geçti ve beni sallamaya başladı. Hoşuma gitmiyor değildi ama yine de küçük çocuk değildim.

"Abi ben küçük çocuk muyum Allah aşkına?"

"Sus la velet. Bunu sevdiğini biliyorum."

Sustum. Ve yağmur sesi eşliğinde sessizliğe gömüldük. Arada sırada salıncaktan gıcırtılar geliyordu sadece. Burnumdan kayan gözlüğümü düzelttim ve ellerimi iki yandan sarkıttım, az önce olanları düşündüm.

Babamın sözleri kafamda dolanıp duruyordu.

"Evleneceksin."

Evleneceğim.

Hem de tanımadığım biriyle.

İlk defa göreceğim biriyle.

Duygu ve abimden uzak bir yerde mi yaşayacağım?

Büyük ihtimal.

O kişi beni tanıyor mu?

Babası göstermiş olabilir.

Ya tanıdıksa?

Yok daha neler.

Abimin kolumu tutmasıyla düşüncelerimden sıyrıldım.

"Efendim abi?"

"Gel dönelim."

Gözlerim sevinçten parladığına yemin edebilir ama kanıtlayamam. Hemen salıncaktan kalktım, yeniden gözlüğümü düzelttim ve abimle geniş boş bir yere geçtik.

"Dur abi şimdi gözlük gider."

Gözlüğümü gözümden çıkarıp cebime koydum ve cebin fermuarını kapadım.

"Hadi ver elini."

Abimin iki elini de tuttum ve dönmeye başladık. Yağmurda dönünce ayrı bir keyifli oluyordu. Dönmemiz hızlandığı için atkuyruğumu tutan tokam fırlamıştı ve saçım açılmıştı. Nereye fırladı göremedim ve artık kullanılamayacak durumdadır büyük ihtimalle. O yüzden boşverdim. Gittikçe hızlandık ve birden terliğim ayağımdan uçtu. Terliğimin uçtuğunu görünce ikimizde durduk. Ama bir sorun vardı, ikimizin de başı dönüyordu! İkimiz de sarhoş gibi bir sağa bir sola giderken bir anda kalçamı ıslak betonda buldum. Abim dengesini korumayı başarmıştı ama ben yerde olmama rağmen başım dönüyordu.

"Abiiiii... başım dönüyor ula!"

"Birazdan geçer."

Abim bana bakıp gülmeye başladı. Bende abime bakarak güldüm. Boş olan sokakta bizim gülüş seslerimiz yankılanıyordu. Gülmemiz bittikten sonra derin nefes alıp verdim ve yerin kirli olmasını umursamadan yere yattım, gözlerimi kapadım.

"Bilge kalk bir gören olacak."

"Ya sanane!"

"Of Bilge of..!"

Gözlerimi açmadan uzanmaya devam ettim. Abim de yanıma oturdu.

"Evde ne oldu? Hani babam bağırdı ya."

Derin bir nefes aldım. Ve bağdaş kurarak oturdum.

"Babam... beni evlendirecekmiş. Şirketini büyütmek için. Mantık evliliği yani."

"NE?!"

"Boşver abi, yapacağımız birşey yok zaten."

"E sen daha önümüzdeki ay 18 olacaksın. Zaten 2 gün kalmış ayın bitmesine sen de ayın 6'sında doğdun. Eee 8 gün kalmış oluyor. Bu ne biçim iş lan!? Bir hafta ya bir hafta!"

"Abi, boşver sakin ol."

"Bilgem, canım, güzelim, abicim sen manyak mısın? Ne boşveri?? Sanki sen değil ben evleniyorum ya! Kızım niye her şeye bu kadar sabrediyorsun? Sabretme sabretme, kaç kere daha dicem ben? Sabrın tükenince godzilla oluyorsun be."

"Abi!"

Abim sesini ciddileştirerek devam etti.

"Tamam tamam. Ama ciddiyim Bilge bu boşvermelik bir iş değil. Hem cidden duygularını çok biriktiriyorsun. Biriktirme."

Aramızda uzun süren bir sessizlik oldu.

Yağmur da hafiflemeye başladı. Artık sadece atıştırıyordu. Sessizlik sürerken karşı taraftan kapşonlu biri geçiyordu. Çocuk bi ara dönüp bize baktı, herhalde deli olduğumuzu düşünüyordu. Amaaan banane! Kapşonlu giderken abim kol saatine baktı.

"Hadi gidelim artık Bilge saat 12 olacak. Yarın okulun var."

"Peki."

İlk abim ayağa kalktı ve bana elini uzattı. Benden onun elinden güç alarak kalktım. Cebimden gözlüğümü çıkarıp taktım. Eve doğru gitmeye başladık.

Yine pencerenin altındaki döşeğe geldiğimizde aklıma bir şey takıldı.

"Abi."

"Hm?"

"Biz nasıl çıkacaz?"

"Kapıdan."

"Nası ya?"

"Kızım normal Kapıdan girecez işte aa!"

"E bunun ekşınlı olması lazım değil miydi?"

"Shut up."

Evin etrafını dolaşıp kapının önüne geldik. Abim sessizce kapıyı açtı ve içeri girdi, etrafa bakındı. Bana da sessizce gelmemi işaret etti. Bende sessizce elime terliklerimi alıp girdim. Kapının önündeki halıya iyice basarak ayaklarımı kuruladım.

Abimle beraber üst kata çıktık.

"Git saçlarını kurula. Hasta olacaksın yoksa."

"Hm hm."

Abim odasına doğru yöneldi.

"Hadi iyi geceler."

"Sana da."

Abim odasına girdi ve kapısını kapattı. Ben de banyoya girdim. Sesin çok gitmemesi için kapıyı kapadım. Aynada kendime baktım. Siyah hafif dalgalı saçlarım ıslandığı için kıvırcık olmuştu. Yüzümdeki kızarıklıklar gitmişti ve daha iyi görünüyordum.

Çekmeceden fönü çıkarttım ve prize taktım. Gözlüğümü de çıkardım. Ses çıkmasın diye yavaş bir şekilde kurutmaya başladım. Saçlarım yine dalgalı bir şekle dönerken kafam bomboştu. Hiçbirşey düşünmüyordum, düşünemiyordum. Bi süre boyunca yeri izleyerek saçımı kuruttum. Saçım yeterince kuruduğunda fönü geri yerine koydum ve yeni bir toka alarak saçımı çabucak bir atkuyruğu yaptım. Banyodaki ışığı kapatıp odama geçtim. Odamın kapısını kapadım ve ışığı açtım. Çok uykum vardı. Ama heryerim ıslak olduğu için üstünü değiştirmek zorundaydım. Dolabımı açtım ve hızlıca göz gezdirdim. Dağılmış eşyaların altında abimin eski fenerli pijaması vardı. Onu aldım ve giyindim. Islak pijamalarımı bi kenara attım. Komidinin üstündeki telefonuma birden bir sürü bildirim gelmeye başladı. Hemen telefonu elime aldım. Mesajlar Begüm'dendi.

Otistik: Bilgeeeee

Otistik: Uyudun mu???????

Otistik: Ya gel acil bişe dicrm

Otistik: Bak ağaç oldum beklemekten

Otistik: Demek beni sevmiyorsun he?

Otistik: Öyle olsun...

Siz: Ne oluyor kardeşim ne bu tantana?

Otistik: Ne olacak ya!?

Siz: Sen çağırmadın mı beni lan

Otistik: Ay yemedik uykunu 😒

Siz:

Otistik:

Siz: Begüm sen benim sabrımı mı taşırmak istiyon

Otistik: Bilmem

Siz: Bak aga bişe demiceksen uyku uyucam

Otistik: Hadi git be

Otistik: Yarın okulda söylerim artık

Siz: Fick dich.

Otistik: Ne demek lan o

Siz: Aç almanca çeviriyi bak

Siz: Allah Allah ya

Otistik: Tamam be

Siz: Hadi rüyanda beni gör

Otistik: Allah korusun 😱

Yazdığı mesaja gülümsedim. Telefonumda alarmı açıp komidine geri koydum. Gözlüğümü de çıkarıp telefonumun yanına koydum.

Odamın ışığını kapadım ve yatağıma uzandım.

Bugün olanları düşünmeye başladım.

Acaba babamın arkadaşının oğlu kim?

Aman banane zaten konuşmam ki.

Birden aklıma parkta gördüğüm çocuk geldi. Harbi kimdi o?

Gecenin o saatinde?

Amaaaan her gün sürekli bir sürü kişi görüyorum zaten banane?

Daha bir sürü şey düşünürken uyuya kalmışım.

Bölüm sonu

1 yorum