Aşk, öyle bir şeydi ki hayata karşı bakış açımızı değiştiriyordu. Bazılarının yaşam sebebi, bazılarınınsa ölüm sebebi oluyordu. Aşık olduğumuz insanın karakteri önemli rol alıyordu hayatımızda. Sevmesini bilen biri her şeyi toz pembe görmemizi sağlayabilirdi. Sevmesini bilmeyen biri ise yaşadığımız hayatı bize zindan edebilirdi.
Ben bu zamana kadar bir kere aşık olmuştum. İsmim Ada ve ben Tuna’ya aşığım. Bazen onunlayken kendimi çok huzurlu hissediyorum. Bazense at olmadığım bir yerde gibi. Bana uzak olduğu her an bir şey eksikti. “Onsuz yaşayamam” diyen insanlardan değildim ama onunla her şey daha tamdı. Oysa dengesizin tekiydi. Ne istediği bile belli olmayan biriydi. 6 aydır birlikteydik. Muhtemelen 2 ayı ayrı geçmişti. İlk aşkımın bu denli kalpsiz olması bana hiç iyi gelmemişti. Ama olur ya ilk aşık olduğumuzda bazı şeyleri fark edemeyiz, en saf duygularımız heba olur. Ben de o dönemdeydim. 18 yaşımda sınıf arkadaşım Tuna’ya aşık olmuştum. İLK AŞKINI YAŞARKEN BU SATIRLARI OKUYAN HERKESE GEÇMİŞ OLSUN!
Bugün mezuniyetim vardı… Koskoca lise mazileri bittiği için üzülsem de şu an çok mutlu hissediyordum. Çünkü salona giderken Tuna beni alacaktı. Söylediğine göre beyaz bir arabayla gelecekti. Benden bir yaş büyük olduğu için ehliyeti de vardı.
Anneme “Ellerine sağlık!” diyerek kahvaltı masasından kalktığımda Tuna’nın gelmesine 2 saat vardı. 1 saat önce Günaydın yazmıştım fakat hâla cevap vermemişti. Erkeklerin fazla hazırlığı olmadığından kızlar kadar erken uyanmıyorlardı. Bu konuda erkeklere hep özenmişimdir.
“Ada elbisen kırışmasın diye kapına astım.” Annemi onaylayarak odama çıktım. İlk önce makyaj yapacaktım. Aynanın önüne geçerek birkaç makyaj malzememi de yanıma aldım. Elbisem siyah olduğundan koyu tonlarda bir makyaj yapacaktım. Kahverengi saçlarıma ise sadece su dalgası yapmayı planlıyordum.
Yaklaşık yarım saat kala saçım ve makyajım bittiğinde oturduğum yerden kalkarak kapıya asılı elbisemi aldım. Askılı elbisenin sırtı açıktı ama çapraz iplerle döşenmişti. Üzerimdeki pijamalardan kurtulup elbiseyi giydiğimde kendime aynadan bakım. Elbise muhteşem görünüyordu.
Tuna oldukça yakışıklı olduğundan yanında sönük kalmak istemiyordum. Bu yüzden bugün olabildiğince kusursuz olmalıydım. Aynadaki halime bakarken birkaç şeyin eksik olduğunu fark ettim.
Siyah topuklularımı dolaptan çıkardım ve ince iplerini bileğime sararak giydim. Halka küpemle kolyelerimi de takarak tüm hazırlığımı bitirdim. Fakat büyük bir sorunumuz vardı. Saat neredeyse gelmişti ama Tuna hala mesajlarıma cevap vermemişti.
Emin olmak için yatağımın üzerindeki telefonumu aldım ve ekrana baktım. Ne bir arama vardı ne de bir mesaj. Saat dörtte beni alacağını söylemişti. Saat 8 dakika sonra 4 olacaktı. Normalde mezuniyet 7’deydi ama biz öncesinde arkadaşlarımızla yemek yemeye gidecektik.
Tam Tuna’yı aramak için ismine dokunacaktım ki telefon çalmaya başladı. Ne yazık ki Tuna değil İnci’ydi. Oflayarak telefonu kulağıma koydum.
”Ada! Geldi mi Tuna?” Sinirle nefes verdim.
“Gelmeyi bırak mesajıma bile bakmıyor!” Normalde beni alıp almaması sorun olmazdı ama gideceğimiz yer çok uzaktaydı.
“Nasıl ya?” İnci şaşırırken telefonu bir anda Koray aldı.
“Ben dedim sana bu pezevenge güven olmaz diye!” Şu an Koray’ın ‘Ben demiştim’ tavırlarını çekmek istemediğimden “Neyse ben gelirim bir şekilde, gelince konuşuruz.” diye kısa kestim.
“Dur bizim burdan birini yollayacağız kımıldama bir yere.”
Korayla İnci her zaman yanımda olan ve bana destek çıkan dostlarımdı. Hatta her şeyimdiler.
Telefonu kapattığımızda boş boş durmak yerine yanıma alacağım çantanın içini doldurdum. Parfümü de sıkarak odamdam çıktım. Beni kimin alacağını bilmiyordum. Umarım tanıdık olurdu.
Anneme haber vererek evden çıktığımda bir korna sesi duydum. Kapının önündeki siyah arabanın camından geleni görmeye çalıştım ama camlar filmle kaplıydı. Araba o kadar güzeldi ki bir an önce bu şanslı kişinin kim olduğunu görmek istedim. Topuklu ayakkabılarımın açıkta kalan kısımlarına deyen çimler ayaklarımı gıdıklarken düşmeden yürümeye çalışıyordum.
Bahçenin kısa yolundan geçerek arabanın yanına vardığımda kapıyı açtım. Eğilerek gelene baktığımda ela gözlü, esmer ve muhtemelen benden birkaç yaş büyük olan bu yakışıklıyı daha önce görmediğime emindim. Oldukça çekici görünüyordu.
”Beni almaya gelen siz misiniz?” Diye sordum şaşkınlıkla.
“Beğenemedin mi?” Gönül isterdi ki beğenemedim demek ama oldukça beğenmiştim. Ters cevabına “Ne alaka.” Diyerek baktım.
Burnundan verdiği nefesle bana baktı. “Bin artık.” Sabırsız bu kişiye oldukça sinirlenmiştim. Her dediğime ters cevap veriyordu.
Belli belirsiz göz devirerek arabaya bindiğimde doğrudan çantadan telefonumu çıkardım. Tuna’nın yazıp yazmadığına bakacaktım. Yazmamıştı. Uyuyakalma ihtimalini düşünsem de her zaman erkenden kalkan biri olarak bunun ihtimali yoktu. Resmen beni ekmişti!
Yanımdaki sabırsız arabayı çalıştırdığında Tuna’yı aramak için profiline girdim. Bilmem kaçıncıya arıyordum.
Bu sefer telefon çalıp çalıp susmak yerine sekreter konuşmuştu. Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor lütfen daha sonra… Bir de telefonunu mu kapatmıştı? İyice şüphelenmeye başlasam da beni ekip ekmediğini anlamanın en doğru yolu gidip görmekti. Eğer gideceğimiz restoranda Tuna’yı görürsem kesinlikle kavga çıkardı.
Nefes vererek telefonu çantama geri koydum. Göz ucuyla yanımdaki sabırsıza baktığımda oldukça keskin yüz hatlarına sahip olduğunu fark ettim. Bakışları da bir o kadar keskindi. Onu incelemem bittiğinde gözüm camın önünde asılı anahtarlıkta takılı kalmıştı. Bir bebek fotoğrafı vardı. Ve bu bebek yanımdakine çok benziyordu. Fotoğrafın altında da bir isim yazıyordu. Sarp Akın. Şaşkınlıkla kaşlarımı çattım. İnci Akın. Sarp Akın.
“Sen İnci’nin abisi misin?” Ona döndüğümde gözünü yoldan ayırmadan kısaca cevap verdi. ”Evet.”
İnci iki sene önce bir abisi olduğundan ve ailesinin onu yurt dışına gönderdiğinden bahsetmişti. Yurt dışına ne için gittiğini hatırlamasam da merak etmiştim. İçimden bir his sor dese de yine tersleyeceğinden vazgeçtim.
Çok da uzun gelmeyen yolculuk bittiğinde restoranın tam önünde durmuştuk. Mezuniyet balosunun olacağı salon da buraya yakın olmalıydı. Arabadan indiğimde düşüp kendimi rezil etmemek için aklıma gelen bütün duaları okudum. Topuklu ayakkabılarla yürümeyi asla beceremiyordum. Elimdeki çantayı koluma takarak dikkatlice yürümeye başladım. Sarp da arabadan inip yanıma geldiğinde onun hızına yetişmeye çalışıyordum. Tuna’yı görme korkusuyla birkaç merdiven çıkarken kayıp düşecek gibi olmuştum. Sarp önden gittiği için umrunda olmamıştı. Neyseki ben de düşmeden dengemi sağlamıştım.
Restorana girdiğimizde ilk işim etrafa bakmak olmuştu. Görünürlerde Tuna yoktu. Buna sevinmeli miydim üzülmeli mi bilememiştim. Eğer burada olsaydı ekilmiş olacaktım ama burada değildi. Belki de başına bir şey gelmişti. Şimdilik boş vererek Sarp’ın peşine takıldım. İnci’yle Korayı görmüştüm. Kare bir masada karşılıklı oturuyorlardı. Bizim geldiğimizi görünce gülerek el salladılar. Aynı şekil karşılık vermek istesem de ekilmenin acısını taşıyordum.
Restoranın havası oldukça güzeldi. Çoğunlukla sarı ve loş ışık kullanılmıştı. Masaların da her birinde beyaz örtü ve mumlar vardı. Resmen yangına müsait bir yerdi. Belki Tuna olsaydı daha güzel bir yer olabilirdi.
Masanın boş bir kısmına ben, diğer kısmına da Sarp oturduğunda İnci durgun suratıma bakıp dudağını büktü.
“Sen ekildin mi?” Ağlamaklı bir sesle benle dalga geçtiğinde kaşlarımı çattım. Koray da İnci’nin yaptığı taklide gülmüştü.
“Eminim mantıklı bir sebebi vardır!” Sinirle Koray ve İnci’ye baktım.
“Tabi canım kesinlikle vardır. Onu bunu boşver abimle tanıştın mı?” Konuyu bu kadar küçük görüp boş vermek ben de çok istesem de yapamıyordum. Neden bir haber bile vermeden beni ortada bırakmıştı? Tüm gece onun beni arabayla aldığını hayal edip uykumu kaçırmıştım. Böyle olunca insan hayal kırıklığına uğruyordu.
İnci’nin sorusuna Sarp “Hayır.” demişti. Evet onun ters karakteri yüzünden tanışamamıştık.
“O zaman tanıştırayım Ada Sarp, Sarp Ada. Abimi biliyorsun zaten yurtdışındaydı bir süreliğine geldi. Ada da en yakın arkadaşımdır abi.”
İnci bizi tanıştırdığında kafam çok farklı yerde olduğundan pek dinleyememiştim. Dikkatimi bozan şey Koray’ın ikide bir ayağıma vurması değil de birinin bakışları olmuştu. Üstümde hissettiğim bakışlarla kafamı kaldırdığımda Sarp’la göz göze gelmiştik. Çok dikkatli bakıyordu.
Nezaketen “Memnun oldum.” diyerek gülümsedim. “Ben de memnun oldum.” Dediğinde gözlerimi çekerek etrafa baktım. Hâla gelen giden -Tuna- yoktu. Kafamdakileri bir kenara bırakarak ânın tadını çıkarmaya karar vermiştim. Bu şekilde hiçbir yere varamayacaktım.
İnci’nin giydiği elbise o kadar güzeldi ki içinde su gibi olmuştu. Sarı saçlarını dalgalandırıp beyaz incili taç takmıştı. Beyaz tüllü elbisesi de resmen teniyle bütünleşmişti. Muhteşem görünüyordu.
“Çok güzel olmuşsun.” İnci’ye her zaman iltifat eden biri olduğumdan artık alışmıştı. Ama kesinlikle daha fazlasını hak edecek bir güzelliğe sahipti.
“Ada sen bir aynaya baktın mı!” Her zaman olduğu gibi konuyu çevirmişti. Bazen bu kızın güzelliğinin farkında olmadığını falan düşünüyordum. Gülüşerek birbirimize baktığımızda “Heh şöyle ya gül.” dedi.
”Ben nasıl olmuşum kızlar?” Koray birden ayağa kalkıp kendi etrafında döndüğünde ona da güldük. Neşe kaynağımız Koray!
”Çok yakışıklısın otur!” Diyerek kolundan tutup sandalyeye çektim. Gülerken yine Sarp’la göz göze gelmiştik. Hafif sırıtışına baktığımda İnci’yle arasındaki dağlar kadar farkı düşündüm. İnci sarışın ve neşeli bir kızdı. Sarp ise esmer ve ciddi duran biriydi. Belki de yurtdışında yaşamak karakterine de etki etmişti.
“Ne yiyelim?” Sarp’ın sorusuyla önümüzdeki menüleri açıp bakmıştık. Ben makarna türü bir şey istiyordum. Yemekleri söylediğimizde gelene kadar sohbet etmiştik. Sarp da beklemediğim bir şekilde bize katılmıştı. Aslında sohbeti sarıyordu ama ona olan ilk izlenimim hiç iyi değildi. Madem sohbet edebiliyordu ne diye beni terslemişti?
Yemeklerimiz geldiğinde aslında çok da aç olmadığımı fark ettim. Tuna’nın gerginliği hâla üstümde olduğundan iştahım kapanmıştı. Koray’ın seslenmesiyle ona döndüm.
“Tuna’nın intikamını makarnadan almasana kızım.” Çatalla makarnayı ezdiğimin farkında bile değildim. Çatalı bırakarak nefes verdim.
“Acaba başına bir şey mi geldi yoksa ekildim mi?” Sarp’ı es geçerek İnci ve Koray’dan bir cevap bekledim.
“Tuna’nın başına bir şey gelse ekilmediğine sevinecek gibisin.” Diyip gülen Koray’a göz devirdim. Belki biraz haklı olabilirdi(!)
”Ekildin.” Diyen Sarp’a gözlerimi açarak baktım.
“Nereden biliyorsun?” Yoksa onu tanıyor muydu?
”Bilmiyorum, tahmin ediyorum.” Oflayarak Sarp’a baktım. Zaten aklımdan yüzlerce senaryo geçiyordu bir de kesinmiş gibi tahminini söylüyordu. İyice gerilmiştim.
“Ben bir lavaboya gideyim.” Diyerek kalktığımda topukluları giydiğime bir kez daha pişman oldum. Çantamın içinden telefonumu alarak ilerledim. Lavabonun nerede olduğunu bilmediğimden garsona soracaktım. Bizim sınıfla dolan masalara teker teker gülümsemeye çalışarak garsona doğru ilerledim. Tam o sıra bir ses duyuldu. Siren sesi.
“Etrafınız sarıldı!”
Polis sesiyle olduğum yere çakılmıştım. Arkamı döndüğümde herkes restoranın kapısına bakıyordu. Birden açılıp içeri polisler girdiğinde gözüm İnci’lerin masasına kaydı. Üçüyle de göz göze gelmiştik. Herkesin gözündeki korku gözle görülür şekildeydi.
İki polis elinde bir kağıtla herkesin yüzüne teker teker baktılar. Birinin gözü bende durduğunda kalbimin ritmi hızlanmıştı. Neden bende durmuştu?
Bana doğru yürüdüğünde ben hala ben olmadığımı düşünmeye devam ediyordum. Belki yanımdaki garsona geliyordu, belki de yan masamdaki birine geliyordu. Ama düşündüğüm gibi olmamıştı. Cebindeki kelepçeyi çıkarıp bir anda kolumdan tuttuğunda küçük bir çığlık attım. Gözlerim dolmuştu. Ben bir şey yapmamıştım!
”Bir yanlış anlaşılma olmalı!” İnci ve diğerleri koşarak yanıma geldiğinde polisler onları durdurmuştu.
“Yanlış anlaşılma yok. Ada Dağtekin, Tuna Acar’ı kasten ilaçla öldürmekten tutuklusunuz.”
Sesler bir anda yok olmuştu, her şey kararmıştı. İlk aşkımın ölümüyle suçlanırken ağzım bıçak açamaz olmuştu. Nutkumun tutulması için birçok sebep vardı. Tuna ölmüştü. Ve Tuna’yı polislere göre ben öldürmüştüm. Ben büyük bir darbe yemiştim. Hayatımda hiçbir zaman hiçbir şey yolunda gitmemişti. Babam bizi terk etmişti. Bu bile bu kadar yıkmamıştı. Çünkü o zamanlar çok küçüktüm. Babamın yurt dışına gitmesiyle kandırıp yokluğuna alışmamı sağlamışlardı. Sonrasında bizi terk ettiğini öğrenince aslında şaşırmamıştım. Bir insan 6 sene boyunca babasını görmeyip yurtdışında diye kandırılınca bir süre sonra inanmıyordu. Bende de öyle olmuştu. Ama bugün yediğim darbe beni yıkmıştı. Parçalarla ayırmıştı. Tuna. İlk aşık olduğum ya da aşık olduğumu sandığım o adam. Ölmeden önce ne planladıysa beni polislerin eline vermişti. Beni hiç sevmemişti. Bunca yükün altından artık kalkamazdım. Polislere kendimi ispatlamam için güce ihtiyacım vardı. Ama artık benim gücüm kalmamıştı. En son hatırladığım polisin kollarında yere yığılışımdı.
Artık ışık kalmayan bu hayatımdan biri beni kurtarabilecek miydi?
Hiç sanmıyorum.