Burnuma denizin tuzlu kokusu gelirken gözlerimi kapadım ve bu kokuyu hafızamın en derinlerine kaydetmeye başladım.
Herkese farklı şeyler hatırlatır bu koku, kimisİne çocukluğunu, sevgilisini, bir arkadaş toplantısı...
Peki bana neyi hatırlatıyordu, neden bu kadar çok huzur doluyordu içim?
Bu sorunun cevabını sonraki gelişim ve buraya yerleştiğimde vermeye karar verdim.
"Duygu."
"geliyorum Berke."
son defa batmakta olan güneşe baktım ve "az kaldı yakında kavuşuyoruz." öpücükler gönderirken koşarak arabanın yan koltuğuna geçtim ve "hazır mısın?" "hemde hiç olmadığı kadar ama son olarak yolcuuluğumuz için güzel bir şarkı açalım ve bu güzel macerayı başlatalım."
Güliz Ayla-Gelsin Öpsün Kalbimi, eşliğinde Ankaraya doğru yola çıktık.
Berke en yakın arkadaşımdı ve ondan cesaret alıp aslında bu adımı atıyordum. Uzunca süredir alamadığım cesareti alıp yeni bir şehre taşınıyorum. Herkesten uzağa ama kendime yakına.
Öncelikli olarak tanışalım ben Duygu Gökçe. Yirmi dokuz yaşında hayatının en güzel gençlik zamanlarını yaşayan biriyim. Hayatta neşem hep en üst düzeydedir, düzeydeydi ta ki hayatım alt üst olup borç batağına battığım zamana kadar.
Dolandırılmıştım ve bu dolandırılışım dünya turuna çıkmadan hemen önce başıma geldi. Tüm paramla beraber güzel bir borca girmiştim. Borcumu bitirmem tam olarak bir yılımı aldı. İki farklı işte çalışıyordum ve borcumun bittiği akşam Berkeyle bunu kutlarken Berkenin "bundan sonra ne yapacaksın?" sorusuyla bu adım zihnimde canlandı.
Ben bütün yorgunluğumu ve hayal kırıklığımı ardımda bırakıp Egeye yerleşiyordum. "Egeye yerleşeceğim." Berke benden bu cevabı beklemiyordu ki bir an afalaldı.
"Artık burayı arkamda bırakmak istiyorum."
Ve öyle de oldu. Ayvalıkta kendime uygun bir yer aldım. Annem Müjgan Sultan sayesinde oldu da diyebilirim. Hayat enerjimi kaybettiğimi o da görüyordu ve onlara borcum konusunda asla yardım kabul etmediğimi de söyledim. Borcum bittiğinde de bu ev olayı ortaya çıktı ve artık kendime ait bir yerim vardı. Daha da önemlisi hayalini kurduğum doğal yaşama kavuşuyordum.
Asıl mesleğim olan yazarlığa daha fazla enerji harcıyabileceğim.
Annem, babam vefat ettikten seneler sonra evlendi ve bende o günden itibaren aslında kendi yolculuğuma çıktım. Kemal amca çok destekleyici ve çok iyi kalpli bir adamdır ama benim de hayat yolculuğunda yelken açmam gerekecekti.
Kafelerde şarkılar söyledim ve ek olarak bir yayınevinde sekreterlik yapıyordum. Aslında yazarlık konusundaki cesaretim de yayınevinde çalışma süreccimde canlandı ve hayat buldu. Bir artı sıfır evimin kirasıyla beraber dünya turum için para biriktiriyordum. Berke kim diyecek olursanız da yayınevi sahibimiz Berke bey. Berke Bey evet iş konusunda bey takısını çok güzel taşır ama doostluk konusunda tam anlamıyla statü üstü bir insandır.
Berke'nin de yazlığı Ayvalıkta ve bu süreçte de borç batağında olduğum süreçte de Sevinç ve Cansuyla birlikte en büyük destekçimlerdi.
Akrablarım konusunda biricik teyzem Canan dünyanın sekizinci harikası gibidir. Güzellik annemlerde genetik ve size bir sır vereyim erkekler konusunda her zaman şanslıyız. Her ne kadar ben bunu kullanmasamda. Annemle, teyzem tam bir ilişki profesörüdür.
Teyzem beşinci eşinden ayrıldı ve aramızda kalsın aldığı nafakalarla aldığı şatolara beşincisni de ekledi. Eşleri sayesinde gayrimenkul piyasasına hükmedecek az kaldı. Altıncı eniştemizin aileye dahil olma durumları varmış ki ben onun hızını ağzım açık izliyorum.
Canan ilkokul arkadaşım ve en eski dostum. O da bir firma da yönetici pozisyonunda.
Sevinç üniversite dostum ve o ise evli, mutlu, çocuklu üçgeninde. Yani teyzeyim ve bu his gerçekten çok güzel. Sevinç home ofice bir şeyler yapmaya çalışıyor aslında ama çoğu zaman ikizler bu konuda ona engel oluyor.
Bu üçlüyü birleştiren de benim. Zaten sayılı dostum var ve onların da aralarını yapmak beni çok fazla rahatlattı. Beraber toplantılar yapıyor, sohbetler ediyoruz. Sevinçin bebekleriyle ilgileniyor ona kişisel günler tanıyoruz derken artık ben onlardan uzaklaşıyordum.
Size biraz evimden bahsedeyim. Geriye kalan detayları zaten ilerleyen zamanlarda sizlerde şahit olacaksınız.
Annemin maddi durumu oldukça yerinde ve bu yüzden aslında çok küçükte bir ev değil. Sahibi eski bir taş ev restorasyonu yaptırıp içinde yaşama hayali kurmuş ama yaptırdıktan sonra işleri dolayısıyla yurt dışına taşınınca içinde hiç oturamamış. Geri dönme durumu da zayıf olduğu için evi üzülerekte olsa satışa sunmuş.
Gayrimenkul kraliçesi teyzemde bunu görüp annemle paylaşınca da onlar aldıktan sonra benim haberim oldu.
Bu yorgun süreç ardında da itiraz edebilecek durumda değildim. Artık kendimle baş başa kalmaya ihtiyacım var.
Ev büyük pencerelerle çevrili daha da önemlisi pencereden direk deniz ve yeşil görüyorum. Karşı koyda veya yanımda herhangi bir ev yok. Çünkü arsam oldukça geniş. Denize girebileceğim güzel bir alan ve onunda yanında bir havuzu var.
Ev iki katlı beş oda üst katta. alt katta sadece geniş bir salon, çalışma odası, misafir odası ve mutfağım var. Salondan veya evin diğer odalarından direk bahçeye çıkabiliyorum.
Bu şartları elde edene kadar çok fazla çabaladım ve daha fazla çabalamaya da devam edeceğim.
Bir artı sıfır evimin eşyaları bana fazlasıyla yetiyordu ve bu yüzden onları getirttikten sonra boş kalan odaları zamanla doldurma kararı almıştım ki Berke ev hediyesi olarak salonumu, Sevinç yatak odamı ve Canan da misafir odalarımı halletti.
Bu yüzden ev tamamıyla dolmuştu bile.
Ankaraya geldiğimizde Berkeye geçtik çünkü artık burada artık evim kalmamıştı. Buraya son işlerimi halletmeye gelmiştim ve en önemlisi çekilen arabamı kurtarıp geri dönemk için.
Berkenin de bir hafta sonra yazlığına geçecek oluşu beni fazlasıyla rahatlatıyordu. Çünkü onlar benim konfor alanım gibiydiler. Berkeyle güzel bir yorgunluk kahvesi içtik arrdından da odalara dağılıp dinlenmeye başladık. Oldukça heyecanlı ve mutluydum. Uzunca süredir bu kadar mutlu olduğumu hatırlamıyorum ama hepsine değecek.
Değecek mi peki gerçekten?
Devamında buna karar vermeye ne dersiniz?
Yeni bölümde görüşmek üzere...
