“Ben de geleyim nolur!” dedi eli ile yalvaran işaret yaparak. Telefonuma dönerken Ezgi hala yalvarıyordu.
Siz; Bir arkadaşımı da getirsem ayıp olur mu?
Korenin fırtınası; Sorun olursa, sorun olur
Siz; Ne?
Korenin fırtınası; Gelsin tabii J
Siz; Teşekkür ederim Taehyung
Korenin fırtınası; Teşekkür ederim Beyaz Kuğum
Sabah kapımın çalışı ile uyandım. Gözlerimi ovaladım. Kapımı açtığımda karşımda Deniz ve Ezgi duruyordu. Ezgi kırmızı mini etek üstüne ise siyah bir büstiyer giymişti. Bir kaç takı ile ise kombinini tamamlamıştı. Ayağındaki yopuklu botları ise çok şıktı. Önüme tablet tutulduğunda tablette Taehyung ve beni görmem ile Deniz’e baktım.
“Sen ilk gidip Ezgi’ye dedin, ben de seni abilerine,” dedi sırıtarak.
“Abi! Bak anlamıyorsun! Sadece arkadaşım!” dedim. Taksideydik. Ezgi ve ben hazırlanmıştık ve Taehyung’un attığı adrese gidiyorduk.
“Bana neden söylemiyorsun! Onu tanımıyorsun bile!” dediğinde gözümden bir yaş aktı.
“Furkan abi, beni sıkıyorsun... beni fazlasıyla çok sıkıyorsun...” dediğimde burnumu çekmiştim.
“A-asya? Ağlıyor musun?” Ses etmedim. “Özür dilerim güzelim. Abarttığımın farkındayım. Özür dilerim...baskıcı olmamalıydım.” Ses etmediğimde derin bir iç çekti. “Seni sevdiğimi bil yeter,” dedi ve sonra telefonu kapattı. Beraber kafeye geldiğimizde taksi parasını Ezgi ödedi. Altımda siyah oyalı mini etek, üstümde ise beyaz sportif bir crop vardı. Saçlarım at kuyruğuydu. Yüzüm kıpkırmızıydı.
“Bebeğim, ağlama lütfen. Burnun kıpkırmızı oldu. Taehyung seni böyle görmek istemezdi.” Göz yaşlarımı sildim.
“Tamam, hadi girelim.” İçeri girdiğimizde simsiyah bir koridorun ardından cam kaplamalı bir yere geldik. Kapıyı açtığımızda sadece BTS vardı. Gözler bize döndüğünde Taehyung’a baktım. Gözleri endişe ile yüzümde gezindi. Ayağa kalkıp yanıma geldi. Dayanamadım ve ona sarıldım. Şaşırsa da bir süre sonra bir eli sırtımda diğer eli ise saçımdaydı.
“Merhaba, sen Asya’nın arkadaşı olmalısın,” dediğindebir süre sonra tekrar konuştu. “Sen masaya bir yere geç, biz birazdan geliyoruz.” Kısa süre sonra yopuklu sesleri duyunca gittiğini anlamıştım. Beni belimden tutup tuvalete yönlendiren Taehyung’a baktım. Utanıyordum. Beni bu halde görmüştü. Tuvalete girip kapıyı örttüğünde birden ayaklarım yerden kesildi. Gözlerimi şaşkınlıkla açtığımda oradaki lavabonun üstüne oturtmuştu bedenimi. Kendisi ise tam karşımda duruyordu. “Ne olduğunu söyleyecek misin?” dedi yanağımı okşarken. Burnumu çektiğim göz altlarımı okşadı.
“Kuzenlerim... seninle olan fotoğrafımızı görmüşler de. Büyük kuzenim benim üstüme geldi.” Kısaca konuşmam üzerine elini çekti.
“Sana kızdı mı? Baskıcı bir ailen mi var?” dediğinde kafamı iki yana salladım.
“Bana kızdı. Sonra benim üzüldüğümü fark edince özür diledi. Kuzenlerim beni hep erkeklere karşı fazlasıyla korumuşlardır. Baskıcı değillerdir aslında,” dediğimde biraz geriledi.
“Benim yüzümden sana kızdılar. Görüşmeyelim,” dediğinde şaşırdım. Endişe ile lavabodan indim. Ona yaklaştım.
“Asıl üzüleceğim şey bu olur Taehyung, lütfen beni bırakma. Abimler ile seni görüştüreceğim. Anlayışlılardır. Hatta bir gün seninle Türkiye’ye onları görmeye gideriz. Onlar senin iyi birisi olduğunu anlayacaklar.” Gözlerim dolduğunda o benim gözlerime bakıyordu. O sırada aklıma dolan şarkı bu ana tam uyumluydu.
Ben senden vazgeçmem,
ışıkları söndürseler bile.
“Lütfen Taehyung. Bunu bana yapma,” dediğimde gözlerime bakıyordu. Göz damlalarım ile dolu olan kirpiklerim ile ona bakıuyordum.
“Senin iyiliğin için,” dediğinde ellerimi saçlarıma geçirdim.
“Ne iyiliği Taehyung?! İlk defa bir erkek ile bu kadar yakınlaştım! İlk defa bir erkeğe bu kadar değer verdim! İlk defa bir erkeği babaanneme tanıttım ben! Eğer beni bırakırsan seni asla affetmem!” Bana öylece bakıyordu sadece. Ona daha çok yaklaştım. Parmak uçlarımda yükseldim. Nefesi yüzüme vururken konuştum. “İlk defa bir erkeğe bu duyguları besledim...” Dudaklarına öylece bakarken elleri yanklarımı buldu. Göz yaşlarımı silerken dudaklarımız arasındaki mesafeyi daha çok azalttı.
“Bir daha ağlayacak olursan o gözlrini...öperim,” dediğinde konuşurken dudağı dudağıma değmişti.
“Bu ağlamam gerekiyor demek mi?” diye sorduğumda güldü. Gözümden bir yaşı daha düşürdüğümde yaşın düştüğü gözüme dudaklarını usulca bastırdı. Geri çekildiğinde beni süzdü.
“Şu haline bir bak! Tam bir şekerpareye benziyorsun. Burnun kıpkırmızı olmuş, hadi yüzünü yıkayalım,” dediğinde güldüm ve kafa salladım. lavaboya dönüp elimi yüzümü yıkadım. Bana peçete uzattığında yüzümü kuruladım. Burnumu orta parmağı ve işaret parmağı arasına lıp sıktığında burnumu buruşturdum. Tuvaletten ilk o çıktığında ben de peşinden çıktım. Sonunda yemek masasına oturduğumuzda ortada eğlenceli bir sohbet vardı. Bizim gelmemiz ile tüm gözler bize döndüğünde Hoseok bana baktı endişeyle.
“İyi misin Asya?” dediğinde kafa salladım.
“Teşekkür ederim,” dediğimde gülümsedi. Taehyung kahvaltılıklardan tabağıma doldurdu. “Taehyung, bebek miyim ben? Kendim de alabilirim. Millet beni şimdi yanlış anlayacak,” dediğimde omzunu kaldırıp indirdi.
“Bebeğimsin, ayrıca kimin ne dediği bizi ilgilendirmez,” dedi fısılayarak. Allah’tan masadakiler bizimle ilgilenmiyordu. Tabağımı doldurduğunda şaşkınca tabağıma baktım. “Hepsi bitecek,” dedi kaşlarını çatıp. Gülümsedim. O da sohbete dahil olduğunda çaktırmadan tabağımdaki on zeytinden beşini Ezgi’ye koydum.
“Asya? Mal aktarımı mı yapıyorsun?” dedi gülerek Hoseok. Gözlerim irileştiğinde herkes bana baktı. Tatlıca gülümseyip Ezgi’nin omzunu okşadım.
“Arkadaşım son zamanlarda çok yorgundu da, onun için...” dediğim sırada Taehyung tabağıma yeni zeytinler koydu.
“Asya o tabaktakiler bitecek,” dediğinde kafamı salladım.
“Taehyung, o reşit bir kadın. Kendi karar verebilir,” dediğinde hemen kafamı kaldırıp baktım bunu diyene. Namjoon...
“Helal olsun lan!” Bu dediğim sesli ve Türkçe olduğundan anlamamışlardı. “Y-Yani biansım Namjoon,” dedim. Gülümsedi.
“Namjoon hyung, bir deri bir kemik. Ben onu düşünüyorum,” dediğinde Taehyung’a baktım.
“Ah, Taehyung! Çok iyisin, teşekkür ederim.” Pazılarını sıktım. “Senin de pazıların için peynire ihtiyacın var,” dedim. O bir şey demeden çatalla ağzına peynir dilimini soktum. O çiğnerken bir tane daha soktum.
“Hey, Asya! Sakın Taehyung’u boğayım deme! Ölersin hayatım,” dedi Ezgi. Gözlerimi kısarak ona baktım. Sonra ise tekrar Taehyung’a döndüğümde bana şaşkınca bakıyordu.
“Ne o? Yiyemediniz mi Bay Kim?” dediğimde yutkunup konuştu.
“Sizin elinizden zehir olsa yerim Asya Hanım,” dediğinde duvara çarpmış gibi donmuştum.
Çok eğlenceli bir öğle yemeğinden sonra Pazar gününe sözleşmiştik. Pazar günü bizim evimize geleceklerdi ve beraber vakit geçirecektik. Taksi ile otele giderken Ezgi konuştu.
“Hayatım, evi dizmişler. Deniz mesaj attı,” dediğinde kafa salladım. Kirayı Deniz ödeyecekti. Faturaları ben ödeyecek, Ezgi ise yiyecek malzemeleri ödeyecekti. Otele geldiğimizde telefonum çaldı. Baktığımda Bay Sang arıyordu
“Efendim Bay Sang?” dediğimde Bay Sang neşeli bir sesle konuştu.
“Asya, sana bir badigard ayarladım! Malum Kim Taehyung sayesinde Kore’yi geç dünyayı salladın. Antilerin oluştu. Nereye gideceksen o seni bırakacak. Sen bana evinin adresini at,” dediğinde konuştum.
“Teşekkür ederim Bay Kang, biraz sonra atsam adresi nasıl olur?” dediğimde endişeyle konuştu.
“Bir sorun mu var?” dediğinde hızla konuştum
“Hayır hayır, sadece eve yeni taşındık da. Şimdi otelden eşyalarımızı alıp gideceğiz,” dediğimde konuştu.
“Tamam o halde,” dedi. Telefonu kapattığımda odamın önündeydim. Valizlerimi ve eşyalarımı topladım. Kartımı elime alıp asansöre bindim. Aşağıya indiğimde telefonum çaldı. Burak abim arıyordu.
“Efendim?” dediğimde Burak abimin sesi kulaklarımı doldurdu. Telefonu omzum ile kulağıma yaslayarak ilerlemeye başladım.
“Nasılsın abim?” dedi. Genelde bana abim dediğinde kesinlikle benim için ya endişeleniyor ya da üzülüyordu.
“İyiyim. Ezgiler ev tutmuşlar da, otelden çıkışımı yapıyorum. Teşekkürler.” Resepsiyona gülümsedim. Taksiye bindiğimde Ezgi de beni bekliyordu. Valizleri bagaja koyduğumuzda Burak abim konuştu.
“A-aa ne ara tuttunuz evi?” dediğinde güldüm.
“Tuttuk işte,” dedim. “Sen neden aradın?”
“Ah, Asya Furkan bilerek kalbini kırmak istemez. O seni korumak istedi. Çok üzgün. Kavga ettiğinizden bu yana kendini odasına kapattı, ne yemek yiyor ne konuşuyor.”
“Burak abi, ben de üzüldüm ve beni toplayan orada onun kızdığı çocuktu...” dediğimde derin bir iç çekti.
“Tamam tatlım, bir gün o çocukla tanışmak istiyorum,” dediğinde konuştum.
“Abi, izinli gününde alır gelirim onu,” dedim.
“Tamam, görüşürüz kendine iyi bak güzelim.” Gülümsedim.
“Görüşürüz abi,” dedim. Telefonu kapattığımda Ezgi ile sohbet etmeye başladık.
“Allah’ım! Ev bir harika!” Ev lükstü. En sevdiğim türdendi. O sırada elinde bir pasta ile önüme çıkan Deniz ile şaşkınca ona baktım. Doğum günüm de değildi bu neydi şimdi?
“Asya, senden bütün içtenliğim ile özür diliyorum. Seni şikayet etmemeliydim,” dediğinde gülümsedim. Bana beklentiyle baktı.
“Ne bakıyorsun?” dediğimde konuştu.
“Bir şey demeni bekliyorum,” dedi.
“Özür dile,” dedim kollarımı göğsümde bağlayarak. Kaşları havalansa da hemen kendini toplayıp konuştu.
“Özür dilerim leydim. Bir daha yapmayacağım!” dediğinde güldüm. Pastayı Ezgi alırken Deniz’e sımsıkı sarıldım.
Sabah gözlerimi açtığımda telefonum çalmaya başladı. “Efendim?” dedim uykulu bir şekilde.
“Güzelim, adresi konum atar mısın?” dedi karşıdaki ses. Hemen dikleştim. Bu Taehyung’du.
“Hemen!” Telefonu yüzüne kapatıp konum attım. Hızlı bir duş alıp dolabımın önüne geçtim. Pembe kısa günlük elbisemi giyinip altına beyaz sporlarımı giyindim. Saçlarımı kurutmadan at kuyruğu yaptım.
“Asya! Sevgilin geldi!” dedi Deniz aşağıdan. Hızla merdivenlerden indim. Salondakiler bana döndü.
“Hoş geldiniz,” dedim. Sonra ise Deniz’in kafasına vurdum.
“Hoş bulduk Asyacığım,” dedi Namjoon. Gülümsedim. Deniz’i kolundan tutup kendime çektim. Kulağına fısıldadım.
“Gerizekalı, o benim sevgilim değil!” gözleri irice açıldığında Ezgi de yanımıza geldi.
“Hoş geldiniz,” dedi.
“Hoş bulduk,” dedi Jimin.
“Taehyung, bir dakika gelir misin?” dediğimde yan bir şekilde hafif sırıttı sonra ise beni takip etti. Onu üst kattaki bir misafir odasına soktuktan sonra hemen telefonumu çıkardım.
“Ne oluyor bebeğim?” dediğinde kalbim çıktı conconlar.
“Abilerim seninle tanışmak istiyorlar da,” dediğimde yüzünde endişe oldu. “Merak etme, içlerindeki en sakin kişi ile konuşacaksın,” dediğimde kafa salladı. Beraber yatağa oturduk. Telefonumu çıkarıp Burak abimi aradım. Bir kaç çalıştan sonra açtı. “Abi?” dedim Türkçe.
“Efendim tatlım,” dedi.
Şirkette olmalıydı. Gözleri dosyadaydı. “Şey, bu Taehyung,” dediğimde gözleri dosyaya bakarken irileşti sonra ise ekrana baktı.
“Bu...şu Ezginin dinlediği BTS’in üyesi değil mi?” dediğinde kafa salladım. “Nerden bukdun kızım bunu?” dediğinde konuştum.
“Abi İngilizce konuş Taehyung’la. Ayrıca Furkan abimin kızdığı çocuk ta bu,” dedim. Kafasını salladı.
“Merhaba,” dedi sevecenlikle. Taehyung da kare bir şekilde gülümsedi.
“Merhaba efendim,” dediğinde Burak abimin kaşları çatıldı. Taehyung korkarak bana baktığında korkma dercesine gülümsediğimde içi rahatladı.
“Bana abi de lütfen, siz ekine gerek yok,” dedi. Taehyung rahatça gülümsedi. “Asya senden çok bahsetti. Lütfen izinli gününüzde buraya gelin. Sizi ağırlamaktan onur duyarız.” Taehyung gülümsyerek kafa salladı.
“Asya...çok iyi birisi. Çok güzel, çok zeki, çok...” dediği sırada gözleri gözlerimdeydi. Bu anı bozan abim oldu.
“Çok çalışkan!” dedi. Taehyung kafasını salladı.
“Taehyung, seni sevdim. Kuzenime iyi bak,” dediğinde Taehyung gülümsedi ve elini omzuma atıp kafa salladı. “Benim şimdi işlerim var, sonra görüşürüz.” Gülümsdik ve el salladık. O da bize el sallayıp telefonu kapattı. Kendimi yatakta geriye attığımda Taehyung’da yanıma attı kendini.
“Abin iyi birine benziyor.” Kafamı salladım. “En kısa sürede gidelim bence yanlarına,” dediğinde kafamı salladım. “Bana gezdirir miydin ülkeyi?” kafamı salladım. “Baklava yedirir miydin?” kafamı salladım.