“Yo yo yo, ben en iyisi gideyim.” Hızla odadan koşarak çıktığında Deniz ile kahkaha atmıştık.
“Neyse, bu gün işin var mı?” dediğinde kafamı salladım. “Ne işi?” dedi.
“Bir arkadaşımla buluşacağım Deniz. Ve hayır, gelemezsiniz.” Ayağa kalktı. Telefonunu eline aldı tam çıkacakken konuştum. “İnstagramımın şifresini değiştireceğim!”
“Değiştir!” dedi ve hızla o da odadan çıktı. Telefonum çaldığında aynı zamanda saate de baktım. On bir buçuktu! Ve Furkan abim arıyordu.
“Asya! Naber?” dedi.
“İyiyim abi sen?” dediğimde o da bizim evi gösterdi. İçerde büyük ihtimal gün vardı. Abim ise Merdivenlerde saklanıyordu. “Haha Ferdane Sultan sana iş yaptırmasın diye mi kaçıyorsun sen?” Bana sus işareti yaptı. Güldüm.
“Asya, bu arada aferin abicim. Tam isabet atmışsın.” Güldüm.
“Ezgiler ile dışarı çıkacağız, kapatmam gerek abi,” dediğimde kafasını sallayıp öpücük attı. Ben de ona öpücük atıp kapattım. Odama gidip siyah dar kısa kollu çok ta uzun olmayan bir elbise giydim. Altına ise beyaz nike’larımı giyindim. Küçük çantamı da elime aldım.
Dışarı çıkıp restorant’a indim. Kendime bir masa bulup oturduğumda tabağımdakileri yemeye başladım. Patates kızartması vardı bu günkü yemekte. Karşımdaki sandalyeye Crew oturduğunda yemeğime devam ettim.
“Günaydın.” Onunla arama mesafe koyacaktım.
“Günaydın,” dedim. Yemeğimi hızla bitirdiğimde ayaklandım.
“Nereye?”dedi.
“Gezeceğim.”
“Eşlik etmemi ister msisin?” dediğinde samimiyetten çok uzak bir şekilde gülümsedim.
“Gerek yok,” dedim. Saat bir de kapının önündeydi. İyi de nereden biliyordu? Konum atmayı unutmuştum ki ben.
“Selam!” dedi. Bu gün de bol siyah uzun pantolon giyinmişti. Altında ise siyah ayakkabıları vardı. Deri bir ceket giyinmişti. Onun altındaysa siyah dar bir gömlek vardı. Maskesi ve şapkası ile kim olduğunu hala bilmiyordum. Arabası siyah cam filmliydi.
“Selam.” Kapımı açtığında teşekkür ederek açtığı kapıdan arabay bindim. O da arabanın etrafından dolanıp binmişti. “Bir şey diyebilir miyim?” Kafasını olumlu anlamda salladı. “Şapkan ve maskeni çıkartsan mı artık? Yüzünü merak ediyorum.” Kafasını salladı. Maskesini ve şapkasını çıkardığında dağılmış saçlarını düzeltti. Şaşkınlıkla ona bakıyordum. O çok yakışıklıydı. “Yakışıklı olduğunu biliyordum!” dediğimde gülümsedi. Kare bir gülümsemesi vardı. Bu çocuk o BTS’deki çocuğa çok benziyordu. “Sen BTS’deki çocuğa çok benziyorsun,” dediğimde gülümsedi ve telefonunu çıkardı. Bir fotoğraf açıp bana gösterdi. BTS vardı fotoğrafta. O ise maviler içinde bir şekilde kameraya eğilmişti.
“Ben zaten BTS’den Taehyung’um.” Gözlerim şaşkınlıkla bir fotoğrafa bir ona bakıyordu. Cidden mi? O endişe ile bana baktı ve hemen konuştu. “Bunu kimseye söylemeyeceğini umarak sana kendimi gösterdim. Lütfen kimseye söyleme, seninle görüştüğümü bile.” Şaşkınlıktan ne diyeceğimi bile unutmuştum. Telefonu kapatıp arabanın bir yerine koydu. Başını yola çevirdi. Daha ilerlememiştik. “Eğer konuşmak istemezsen bir daha seninle konuşmayabilirim. Ve ya rahatsız oluyorsan...” dediğinde endişe ile kafamı iki yana salladım.
“Hayır hayır, sadece...şaşırdım.” Bana döndü. Gözleri çok güzeldi. Asya kızım sen aşık oluveemişin ya! Tamam. “Kimseye söylemeyeceğime söz veriyorum. Az çok kariyerinizi biliyorum. Merak etme.” Bana minnetle baktı. “A-ah! Ne diyeceğimi de bilmiyorum...”dediğim anda sözümü kesti.
“Baştan tanışmaya ne dersin?” Şaşkınca hala ona bakıyordum. Tabii şaşırırdım. Karşımda dünyanın en iyi grubunun üyesi duruyordu!
“Ben Kim Taehyung,” dedi ve elini uzattı. Ağzımı kapattım ve ben de onun elini tuttum. “Adını söylemeyecek misin?” diye sordu. E haklı beynim şimdi. Durdu minnak beynim.
“A-asya ben de, Asya Ardahanlı,” dediğimde elini elimden çekti ve gülümsedi.
“Çaktırmak yok,” dedi ve göz kırptı. Kafamı hala şaşkın bir şekilde salladım. Burnuma bir fıske attıktan sonra konuştu “Ve o yüzündeki şaşkın ifadeyi silsen iyi olur.” Güldü ve önüne dönüp arabayı çalıştırdı. Kafamı iki yana sallayarak biraz kendimi dinlendirmek için konuştum.
“Şimdi ben bir şaşkınlığımı gidermek için meditasyon yapacağım. Bana seslenme tamam mı?” Bana bakmadan kafasını salladığında aynı zamanda küçük bir tebessüm vardı dudaklarında. Kendii bir noktaya dikip boş boş oraya baktım. Tamam sakin ol. O da bir insan. ÜNLÜ BİR İNSAN ASYA! Ah çıldıracağım.
Araba durduğunda etrafa baktım. Burası bir cafeydi. Arkadan bana da bir siyah şapka taktı. Şaşkınca ona baktım. “Senin için aldım. Sanırım seninle birlikteyken sen bana hep şaşkın şaşkın bakacaksın,” dedi burnumu sıktı. Şapkayı kafama taktım. Beraber cafeye girdik. En üst katta kuytu bir yere oturduk. Nehir manzarası vardı. Mükemmeldi. “Ne içersin? Ne yersin?” diye sordu.
“Domuz ve içki olmayan her şeyi yer içerim,” dediğimde kafasını salladı. Garsona sipariş verdiğinde ona baktım. “Ne sipariş ettin bana?” dedim.
“Gelince görürsün... Sen neden domuz yemiyorsun? İçki de içmiyorsun?” dedi.
“Bizim dinimizde uygun değil. Ben müslümanım,” dediğimde kafasını salladı. “Spotify’da dinlediğin müzikleri bana atar mısın?” dediğimde bu sefer o şaşırdı.
“Neden?” dediğinde omuz silktim.
“Merak ettim müzik zevkini.” Allah’ım lütfen o benim müziklerimi istemesin. İsterse çıkacak şeyler Müslüm Gürses, Yıldız Tilbe, Serdar Ortaç vb. Rezil olurdum çocuğa.
“Olur atarım sen de bana at,” dediğinde şaşırdım ve şansıma binlerce kez kürettim.
“Ben atmasam?” dediğimde tek kaşını kaldırdı. İçinde küfürlü ana avrat giren şarkı da vardı. Grup Vitamin bile vardı! Çocuğun kulakları giderdi. O bir idoldü, kulağa ihtiyacı vardı kısacası.
“Neden?” dediğinde bu sefer direk konuştum.
“Hepsi Türkçe ve sen bir şey anlamazsın. Ayrıca seveceğin türden olduğunu sanmıyorum.” Aslında Serdar Ortaç Karabiberim tam ona göreydi. Bu düşüncemi görmezden geldim.
“Bir tanesini açsana,” dedi. Tamam, bence karabiberim açmalıydım. Siparişler geldiğinde bana hadi açsana der gibi bakınca oflayarak telefonumdan karabiberim açtım.
“Karabiberim, vur kadehlere
hadi içelim,içelim her gece!”
Diyordu şarkı. Taehyung kafasını sallıyordu. Hoşuna mı gitmişti? Şarkı bittiğinde Taehyung bana döndü. “Bir daha?” dediğinde kafamı iki yana salladım.
“Burası bir kafe. Sakin bir yere gittiğimizde açarım. Belki sonra sana bizim oraların dansını da öğretirim ha?” dediğimde hemen kafasını salladı. Beraber tatlılarımızı yedik. Arabaya geri döndüğümüzde hesabı ben ödemiştim. “Nereye gidiyoruz?” dediğimde bana baktı. Şapka ve maskeyi çıkardı. Benimkini de çıkardı.
“Gizli yerime,” dedi. Arabayı sürmeye başladığında her yer ilgimi çok çekiyiyordu. Her yere güzel güzel bakıyordum. Bir gün buraları gezecektim.
“Buranın adı ne?” dediğimde kafasını kısa bir an bana çevirdi. Sonra ise geri önüne döndü.
“Niye sordun?” dedi.
“Çok güzel mağazalar var, bir gün gelip gezmeyi düşünüyordum.” Arabayı aniden park etti.
“Hadi çık.” Beni arabadan mı atıyordu? Şapkasını ve maskesini takıyordu. Ben de maskemi yukarı çekip şapkamı taktım. Beraber çıktık. Saat daha ikiydi. Yanıma geldi. Elimi tuttuğunda ona baktım. Ne?!
“Kaybolma diye,” dedi ve göz kırptı. Gülümsedim ve önüme döndüm. Bir toka mağazası görünce durdum. Ona baktım.
“Girelim mi?” diye sorduğumda kafasını salladı. İki tane kurbağalı taç gördüğümde gözlerimden resmen kalp çıkmıştı. Renkleri vardı. Sarısı, mavisi, yeşili...
“Bende bunun yeşili var,” dediğinde sarısını elime aldım. Diğer maviyi de elime aldım. “Sarı rengi yoktu.” Gülümsedim. Kolyeler kısmına gittiğimde çok güzel küpeler vardı. Erkek kolyeleri. Yıldızlı, zincirli, uçaklı, ve daha bir çok model. Hepsinden birer tane aldığım sırada Taehyun bana küçük bir sepet vermişti. “Bunlar erkek kolyesi, neden bu kadar çok aldın?” dediğinde omuz silktim. Işıltılı tokaları gördüğümde onlardan da bir kutu aldım. Yani satılanların hepsini. Bizimkilere de takardım.
Bir müzik kutusu gördüm. Bir kadın ve erkek birbirlerine çok uzaktı. Altındaki çengeli çevirdim. Çengel dönerken kadın ve erkek birbirlerine yaklaştı. Sonda tam öpüşeceklerken bir el bunu engelledi. Bu kişi Taehyungdu.
“Ya! Niye engelliyorsun!” dedim. Taehyung burnuma bir fiske attı.
“Ayıp, küçük kız.”
“Yirmi dört yaşındayım.”
“Olabilir.” Omuz silktim. Onu da sepete ekledim. Kasaya gittiğimizde her şeyin parasını ödedim. Müzik kutusunu hediye paketi yaptırdım. Belki ilerde ona aşık olurdum? O zaman verebilirdim. Arabaya bindiğimizde bizi bir küçük kulübeye getirdi. Arabadan indim. O da indi ve arabayı kilitledi. Beraber eve girdiğimizde ev bir karaoke evi gibi bir şeydi. Yukarıda disco topu bile vardı! Şaşkınlıkla etrafa bakarken o perdeleri çekti. Kaşlarım çatıldı. Umarım aklımdaki şey olmazdı. Arkamdaki kapıyı da örttüğünde her yer kapkaranlık olmuştu. Birden yerde yıldızlar dönmeye başladı. Evet yerde.
“Yıldızlar...neden yerdeler?” dediğimde sus işareti yaptı. Beni televizyonun önündeki koltuğa oturttu ve televizyonu açtı. Bana kumandayı verdiğinde kaşlarım çatık halde ona bakıyordum. Eline iki mikrofon alıp birini bana verdi. “Şimdi senin sözlerin seçtiğin birininki olacak. Benimki zaten benim sözlerim olacak.” Fire diye bir şarkı açtı. Bunu elli kez açmıştı Ezgi. Hemen hemen her evlerine gittiğimde. Ezberlemiştim ama sözlerinin Türkçe okunuşu olmalıydı. Taehyung da bunu düşünmüş olmalı ki Türkçe okunuşunu açtı.
“Jungkook’u seçiyorum,” dediğimde kafa salladı. Jungkook’un renkleri maviydi. Mavi kısımları söylediğimde Taehyung da kendi kısımlarını söyledi. Sesi çok güzeldi.
“Fireeee!” diye ikimiz de aynı anda bağırdığımızda birbirimize bakıp gülümsedik. Şarkı bittiğinde arkama yaslandım.
“Bana bugün kü açtığın şarkının Korecesini açar mısın?” dediğinde yapmasam mı diye düşünsem de açtım. o okurken bir yandan da gülüyordu. Şarkı bittiğinde bana döndü. “Sizin oralarda bir şarkıcı vardı. Ona siz baba diyordunuz. Yani bazı Türkler. Son zamanlarda çok ünlüydü. Onu açar mısın?” dediğinde düşündüm. Sanırım Müslüm Baba’yı kastediyordu. Korece sözleri ile açtığım Nilüfer şarkısına mikrofon ile eşlik etmeye başladım.
“Başka yer, Başka zaman
Sensiz ömrüm olsun!”
Şarkı devam ederken yorulup söylemeyi bıraktım. Taehyung pür dikkat orayı dinliyordu. Bir gün biri gelip dese BTS’in üyesi ile tanışacaksın ‘hassiktir lan ordan!’ derdim. Ama şu an tüm gerçekliği ile karşımdaydı. Otele dönünce ilk işim BTS’in bütün videolarını izlemek.
“Ne bakıyorsun öyle, Karabiberim?” Karabiberim’i Türkçe söylemişti ve şu an ben şok geçiriyordum. R’leri söyleyemedikleri için Kaabibem gibi çıkmıştı. Ama bu sorun değildi. Of işte! Niye böyle şeyler yapıyorsun?
“Ş-şey d-dalmışım ya-ya, boş v-ver,” dedim. Sesim bile şokun etkisi ile titremişti.
Gün boyu beraber vakit geçirmiştik. Çok eğlenmiştik. Şimdi ise arabadaydık. Taehyung bana sabahtan akşama kadar müziklerini dinletmişti. Bir kaç danslarını da öğretmişti ayrıca. Saat yedi buçuktu.
“Unutma, odana gidince run Bts izlemeyi,” dediğindekafamı salladım.
“Teşekkür ederim Taehyung.” Güldü.
“Rica ederim Asya,” dedi.
“Bir daha ne zaman görüşebiliriz?” dediğimde dudaklarını bilmiyorum dercesine sarkıttı.
“Haftaya çok doluyum. Ama Pazar günü seninle beraber vakit geçirebiliriz tekrar,” dedi. Kafamı heyecanla salladım.
“Şey Taehyung?” dedim arabadan inmeden önce. Hediyeyi acaba ona verse miydim?
“Efendim?” dedi.
“Neyse boş ver, görüşürüz.” Kapıyı kapatıp otele girdim. Telefonumu açtığımda Ezgi beni on kere aramıştı. Furkan abim yirmi kere, Burak abim beş kere, Samet bir kere aramıştı. Tam anlamıyla sıçmıştım.
“Babaanne vallaha duymamışım ya!” dediğimde babaannem sonunda ikna olmuştu.
“Neden duymadın?” diye sorduğunda ona başka odaya geç işareti yaptım. Başka odaya geçti. “Gız söyle, bak hindi düşüp ölüveecem!” dedi babaannem.
“Babaanne, biriyle tanıştım,” dediğimde babaannem kaş göz yaptığında gözüm ile onayladım.
“Amaniiiiin!” dediğinde tekrar konuştum.
“Şu an tam belli değil babaanne. Sana çocuğu gösteririm belki bir gün.”
“Yakışıklı mı gız?” dediğinde kafamı salladım. “Gız Asya, ne ara büyüveedin de kendine birini buluveedin?” dediğinde sus işareti yaptım. Bu zamana kadar ki tüm aşık olduğum çocukları babaanneme derdim. O da çok güzel saklardı.
“Babaanne kimseye deme lütfen.” Kafasını salladı. Sonra ise telefonu kapattık. Birden Taehyungdan mesaj geldiğinde hemen mesajına baktım.
T.h; Ne yapıyorsun?
siz; oturuyorum. Sen?
T.h; ben de oturuyorum, öyle işte.
Siz; Şey...görüntülü konuşalım mı?
T.h; olur.