İçeriğe geç

Ege'nin Kızı, Kore'nin Erkeği

Bölüm 16 · 6 dk okuma

Ege'nin Kızı, Kore'nin Erkeği

Bölüm 16

16

“O zaman ben Jungkook ile konuşayım hm?” dediğinde gözlerim irileşti. Sonra ise ona baktım.

“Ayıp olur,” dediğimde Taehyung elini omzuma attı.

“Bizim aramızda ayıp diye bir şey yoktur,” dediğinde televizyona bakmaya devam ettim. “Ezgi’nin ailesi var mı?” dediğinde bakışlarım televizyondayken konuştum.

“Ailesi öldü. Sadece üvey abisi var, her ay para yatırıyor hesabına,” dediğimde burnunu saçlarımdan geçirdi.

“E o zaman evlenirler onlar da,” dediğinde cevap vermedim. Başını bacaklarıma koydu. Bakışlarım ona değdi. Bu tatlı haline tebessüm ettim. “Biraz burada uyusam?” dediğinde gülüp saçları ile oynamaya başladım. Taehyung’a aldığım bir kaç ay önce beraber gittiğimizde aldığımız oyuncak aklıma geldi. Onu şimdi eski evde bırakmıştım. Denizlerin evindeydi. Koltuktaki telefonumu aldım ve Ezgi’ye mesaj yazdım.

Siz; Lan Ezi, yarın erken gel biraz. Evi temizleyelim

Cadı; Kanka, para sıçıyonuz amk

Cadı; Beni ne çağırıyon?

Siz; Temizlikçi tutmak içime sinmez

Siz; Hem öğlen arası buraya gelecekler.

Siz; Üyeler ile birlikte

Cadı; Gelirim

Cadı; Saat kaç gibi?

Siz; Saat 9

Cadı; 6 daha iyi değil mi?

Cadı; Ne diyon kızım sen?

Cadı; Saat 9 da orda napayım ben?

Siz; ev kocaman Ezgi

Cadı; YETOOOOOOO

Cadı; Kapat amk

Siz; Kes la!

Cadı; Eve geldim kapat

Siz; Taehyung uyuyor kapat!

“Kimle mesajlaşıyorsun?” diye sordu Taehyung.

“Yarın evi temizleyeceğim. Mecbur, eve ayakkabı bastık ya? Ezgi’yi çağırdım.” Bana baktı.

“Hiç kendini yormana gerek yok güzelim, ben sana temizlikçi tutayım,” dediğinde hızla kafamı iki yana salladım.

“Olmaz, güvenemem ben,” dediğimde güldü. “Uyu sen,” dedim saçları ile oynarken. Telefonu koltuğa koydum. Filmi izlemeye devam ettim.

Sabah gözümü açtığımda yataktaydım. Taehyung yarı çıplak bir şekilde yüz üstü yatmış ve bir eliyle de elimi tutmuştu. Benim üstümde pijamalarım vardı. Taehyung giydirmişti. Ayağa kalkıp teknolojik saatten saate baktım. Sekiz buçuktu. Giyinme odasına gittim. Üstüme Taehyung’un tişörtlerinden giyindim. Tek omzum açılmıştı. Sütyenimin siyah ipi gözüküyordu. Altıma ise beyaz sportif şort giyindim. Tişörtün uzunluğundan dolayı şortum gözükmüyordu. Makyaj masama oturup saçımı taramaya başladım. Taehyung uyandı. Kendini yan çevirip sırt üstü uzandı. Gözlerini yumruk yaptığı elleri ile ovuşturdu. Bu halini telefonumla videoya aldım.

“Günaydın bebeğimmm!” dediğimde ayaklandı. Saçları karışmıştı. Bana bakıp gülümsedi.

“Günaydın,” dediğinde telefonum ile beraber kucağına oturdum. Uyku sersemiydi hala. Dudaklarına buse kondurdum. Kaşları çatıldı. “Ne oldu?” dediğinde tekrar öptüm. Sonra ise kucağından kalktım. Videoyu kapattım. Telefonumu şortumun arka cebine koyup kapıyı açtım.

“Kahvaltı için dünkü yemeklerden yersin öğlene Ezgi ile bir şeyler yaparız,” dediğimde banyoya ilerledi. Ben de odadan çıktım. Zil çaldığında kapıyı açtım. Ezgi elindeki poşetlerle beni kenara itip mutfağa gitti.

“Deniz günlerdir eve uğramıyor. Onu aramamız lazım,” dediğinde kaşlarımı çattım. Telefonumu elime aldım. Hemen Deniz’in adına tıkladım ve arama yaptım.

“Efendim?” dedi yorgun sesi. Neden yorgundu?

“Neredesin Deniz?” dediğimde acı bir sesle konuştu.

“Asya, şimdi sana attığım konuma gel. Sakın birini getirme. Tek gel. Ama sakın polis falan çağırma,” dediğindekonuştum.

“Ne oluyor?” dedim endişe ile.

“Polisi arama, Zeynep,” dediğinde Zeynep dediğinde göre acil bir şeydi.

“At konumu geleceğim,” dediğimde telefon yüzüme kapandı. Kısa süre sonra telefona bir konum geldi. “Ezgi, hemen bir taksiye atlayıp karakola gidiyorsun. Bak adrese,” dedim. Ezgi telefon ile adresin fotoğrafını çekti.

“Ne oluyor?” dedi Taehyung mutfağa girerken.

“Deniz’in başı dertte!” dedim ellerim titrerken.

“Sakin ol bir konuşalım,” dedi ellerimden tutarken. Hemen ellerimi çektim.

“Taehyung, acil gitmem lazım. Sen Ezgi ile beraber gel. Ezgi polislerle gidecek,” dedim ve bir şey demesine izin vermeden evden çıktım. Hemen asansöre binerken Taehyung dışarıda kalmıştı. Telefonumu sessize alıp konuma doğru gitmeye başladım. Telefonumu arayan Ezgi ile aramayı açtım. “Efendim?” dediğimde Ezgi konuştu.

“O dedikleri konum bir depo,” dediğinde yol biraz uzaktı.

“Tamam sorun değil,” dediğimde Ezgi konuştu.

“Telefonun araması açık olsun Asya,ben sesimi kapatacağım. Telefonu alamayacakları bir yere koy,” dediğinde şortumun arasına koydum. “Sesimi kapatıyorum. Biz de karakola gelmek üzereyiz,” dediğinde bir şey demedim. Gözlerimden yaşlar firar etmeye başlamıştı. Taehyung’un sesi kulaklarımı doldurdu.

“Korkma bebeğim! Sakin ol!” dediğinde nefes alıp sakin kaldım.

“Ezgi sesini kapat, geldim mekana,” dedim. Arabadan indiğimde burası sarı bir depoydu. Korkuyordum. “Deniz!” diye bağırdım. Ses gelmeyince depoya temkinli adımlar ile ilerledim. Depoya girmem ile kapı arkamdan kapandı ve bir silah kafama dayandı. Ellerimi kaldırdım. “Silahsızım,” dediğimde adam bir şey dememişti. Bir süre sonra hızla arkamı döndüm. Silahı tutup ters çevirdiğimde adam silahı ateşledi. Kafamın hemen yanından gittiğinde adamın göğüsüne tekme attım.

“Ah!” dedi adam. Bir başka adam gelirken oradaki bir duvarın arkasına geçtim.

“Vururum!” dediğimde on tane adam vardı. Ben siper almış bir şekilde adamların silah tutan kollarını vurdum. “Kollarından vurdum,” dedim telefondakilerin duyması için. Adamlar yerde yatarken elimdeki silahları onlarınki ile değiştirdim. Bir adam ayak bileğimi yakaladığında diğer ayağım ile göğüsüne tekme attım. Ondan kurtulduğumda hızla koridora ilerledim. Koridorun sonunda beş adam vardı. Ortadaki adam 1.90 boylarındaydı ve sırıtarak bana bakıyordu. Arkamda hissettiğim namlu ile sırıtan adam bana doğru konuştu.

“Kim Asya... Şimdi uslu bir kız ol ve elindekileri bırak. Yoksa zarar göreceksin,” dediğinde arkama baktım. “Sadece bu kadar adamım olduğunu mu sanıyordun?” Kafasını iki yana salladı. Tamam, rol yapmaktan zarar gelmezdi.

“Hayatım boyunca hep bir mafya ile tanışmak istemiştim!” dedim heyecanlı bir sesle. Adamın gülümsemesi yüzünde dondu.

“Ne?” dediğinde silahı yere attım.

“Adın ne?” dedim yine heyecanlı bir sesle. Opna doğru yürürken arkamdan da silah benimle geliyordu.

“Bu kadar mafya heveslisi olduğunu bilmiyordum doğrusu,” dedi ve tekrar sırıtmaya başladı. Tam karşısında durduğumda elini saçıma dokundurdu. “Silahı indirebilirsiniz,” dediğinde gülümsedim. “Çalışma odan falan yok mu ya? Ayakta kaldım. Bir de sabah sabah açım ben,” dediğimde gülümsedi ve koluna girmem için kolunu uzattı. Koluna girdim. Beni bir odaya götürdü. Kendisi patron koltuğuna oturdu. Ben de masanın karşısındaki sandalyeye oturdum. Önümde gördüğüm Fıransa çikolataları ile içimi gerçek bir heyecan dalgası kapladı. “Oha! Bu benim en sevdiğim!” dedim ve masanın üzerindeki çikolatalardan bir tane alıp paketini açtım. top şeklindeydi. Fındıklıydı ve mükemmeldi.

“Bundan sonra sana her zaman gönderirim,” dediğinde hızla kafamı salladım. bir çikolata daha ağzıma attım. “Sandığımdan daha güzelmişsin,” dediğinde perçemlerimin arasından ona baktım.

“Ne yalan söyleyeyim, sen de yakışıklısın. Fakat boyun biraz uzun sanki?” dediğimde kafasını salladı. Prosunu yaktığında kocaman proya baktım. “Yuh yani! Onu nasıl içeiliyorsun?” dediğimde güldü. Prosunu kenara koyup üzerime eğildi. Çenemi büyük ve uzun parmakları arasına aldığında yutkundum.

“Tadına bakmak ister misin?” dediğinde çenemi geri çektim. Çikolatadan bir tane daha ağzıma atarken konuştum.

“İstemem,” dedim. Sonra ise devam ettim. “Deniz nerede?” dediğimde adam içine bir nefes çekerken konuştu.

“İçerde,” dediğinde bir çikolata daha yerken konuştum.

“Buraya gelebilir mi?” dediğimde yüzüme baktı. Beni uzun süre inceledi. Sonra ise prodan bir nefes daha çekti.

“Çocuğu buraya geirin!” dediğinde beklerken çikolatları bitirmiştim. Yandaki vitrinde yine aynısından gördüğümde ayağa kalkıp vitrine gittim. Açmadan önce izin alırcasına adama baktım. Kafasını salladığında sevinçle üç kutu çikolatayı da kucağıma aldım.

“Bunlardan eve de götürelim mi?” dediğimde güldü. Kafası ile onayladı. “Rahat olabilir miyim?” dediğimde kafasını salladı. Hemen oradaki koltuğa atladım. Ayaklarımı koltuğun diğer tarafında yukarıda sallarken çikolataları yemeye koyuldum. Benim daha demin oturduğum koltuğa ilerleyip oturdu. Çikolataları yerken bana bakıyordu. Bir tane açıp ona uzattım. “Canın falan çekerse boğazımda kalıyor sonra,” dediğimde güldü ve reddetti. Kısa süre sonra içeriye dayak yemiş bir Deniz girdi. Gözünün bir tarafı şişmişti. Na acıyarak bakarken o bana şaşkınca baktı. “Deniz, bak en sevdiğim çikolata.” Elimdeki çiklolatayı ona gösterdim. Ürkekçe orada dikilirken oturur hale geldim. Bacak bacak üstüne attım.

“Gördüm,” dedi. Yanıma oturduğunda çikolatamı yerken bir yandan da odayı inceledim. Duvarda asılı bir pompalı tüfek vardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.