İçeriğe geç

Ege'nin Kızı, Kore'nin Erkeği

Bölüm 12 · 9 dk okuma

Ege'nin Kızı, Kore'nin Erkeği

Bölüm 12

12

“Yuh! Sekiz çocuk ne Taehyung? Ayrıca Burakking, Furkancan ve Asyasu mu? Dört çocuk daha ekleyelim futbol takımı kuralım. Bizimkileri de alır çift kale maç oynarız.” Kahkaha attım.

“Niye öyle diyorsun? Korece isimler çok vermek istemedim çocuklarıma, ben de Türkçe bildiğim isimleri verdim. Ayrıca sekiz çocuğun nesi varmış?” dediğinde dudaklarımı birbirine bastırdım.

“Bir şeyi yok fakat biz sekiz çocuğa nasıl bakalım Taehyung? İkimizin de kariyeri var bir noktada,” dediğimde bu sefer haklı olduğum için kafasını salladı. “Biliyor musun benim anneannemgil on iki kardeşler,” dediğimde ızla bana döndü. “Eniştem erken emekli olduğu için, ayrıca anneannemin de bir işi yoktu.” Şaşkınca bana baktı.

“Deden ne kadar hızlıymış. Her seneye bir çocuk mu sığdırmış?” dediğinde omzuna acıtmayacak şekilde ufak bir şekilde vurdum.

“Saçmalama,” dediğimde o da ben de kahkaha attık. “Hadi duşa girelim de şu nevrsimi falan değiştirelim. Baksana hep kan olmuş,” dediğimde kafasını salladı.

“Sen suyu ayarla ben de buraları toplayayım,” dediğinde kafamı salladım. banyoya girdim ve kapıyı örtüp derin bir nefes alıp sıcak suyu açtım. kaplıca suları direk sıcak akarken duşakabin kısmı ile birleşik küvetin üstünde duran suyu soğuğa ayarladım. İkisi beraber çok soğuk olmayan çok da sıcak olmayan bir suya dönüştüğünde içinde girdim ve ayaklarımı uzattım. O sırada içeri Taehyung girdi. Ayaklarımı kendime çektiğimde suya girdi. Ayaklarını bana doğru uzatacağını anladığımda onun tarafına geçtim ve üstüne yattım.

“O kadar yorgunum ki, şu suda uyuyabilirim,” dediğimde o seksi kahkahasını attı.

“Boğulma riskini göze alıyor musun?” dediğinde ona gözlerimi kısarak baktım. Dudaklarını birbirine bastırdı.

“Sen benim boğulmama izin vermezsin,” dediğimde kafasını salladı. Huzular kafamı boynuna gömdüm.

“İyi ki seninle tanışmışım. O gün o lunaparktaki dış sesteki adam beni seninle çiftleştirmeye çalıştığında binlerce küfür sıralasam da sonradan seni çok sevdim. Evlenecek kadar çok...” Gülümsedim ve gözlerimi kapattım.

Gözlerimi esneyerek açtığımda etrafıma baktım. Yatağımda mışıl mışıl uyuyordum. Taehyung ise yaımda beni izliyordu. Ona bakıp gülümsedim. “Günaydın,” dediğimde o da tebessüm etti.

“Günaydın bebeğim,” dedi. Dudaklarımdan öptü. Ağzımdan bok tadı alıyorken bu çocuk koku ve ya tat almıyor muydu? Şahsen ben ağız kokusundan nefret ederdim. Şu an ağzımın bok gibi koktuğu üzerine kalıbımı basardım.

“Hadi kalk da yemek yapalım,” dediğimde kafasını salladı. Beraber hiç üstümüzü değiştirmeden mutfağa indik. Kar çok güzel yağıyordu. Yumurtayı dolaptan çıkarıp bir kaseye kırdım ve karıştırmaya başladım. “Tava çıkar da üstüne yağ koy,” dediğimde kafasını sallayıp tava için dolaplara bakındı. Dediğimi yaptığoında yağ kızarmaya başlamış olmalı ki sesleri geliyordu. Elimdeki kepçe ile yumurtayı üzerine döktüm. Altı yumurta kırmıştım. Eh, pek fazla sayılmazdı (!) Çevirmek için bir alet aldım. Onun pişmesini beklerken Taehyung yukarıdan tabak çıkarıp tezgaha koydu. Yumurta kızardığında ters çevirdim ve kızarmasını bekledim. Bu sırada mutfağın penceresinden kar yağışını izliyordum. İzlenme hissi ile arkamı döndüğümde beni telefonla çeken Taehyung’u görmem ile şaşkınca kameraya baktım. Sonra ise kafamı iki yana sallayıp ona bakmaya devam ettim.

Yanıma geldi ve beni çekmeye başladı. Geceliğimin dekoltesini eli ile kapattı ve çekmeye devam etti. “Ne yapyoruz bugün?” dedi Korece. Ona bakmadan tavadaki yumurtayı gösterdim.

“Krep denebilir ama omlet de denebilir,” dediğimde kısık bir kahkaha attı. Ben de güldüğümde tekrar konuştum. “Bunu internete atacak mısın?” dediğimde kafasını salladı.

“Hm hm,” dedi.

“Saçım başım,” dediğimde gülümsedi.

“Gayet güzelsin,” dedi ve mükemmel işareti yaptı kameranın da görbileceği şekilde.

“Kim Taehyung, beni çekmeyi bırakıp masayı mı dizsen?” dediğimde güldü.

“Kim Asya, seni çekmek daha ilgimi çekiyor desem?” dedi. Şaşkınca tavaya baktıktan sonra geri ona baktım.

“Kim Asya,” diye fısıldadım. “Ay ay! Al işte az kalsın yanıyordu!” dedim omleti tabağ koyarak. Bir tane daha kepçe ile tavaya yumurta döktüm.

“Güzel kadın, eşine yemek yapıyordu,” dediğinde eridim.

“Kim Taehyung, hemen şimdi susmazsan eğer burada kalp krizi geçireceğim ve dul kalacaksın,” dediğimde kocaman bir kahkaha attı. Bu haline güldüm ve omleti çevirdim.

“Bu günkü videomuz bu kadar olsun o zaman,” dediğinde kafa sallayıp elim ile öpücük gönderdiğimde Taehyung o öpücüğü avcu ile kameranın görebileceği şekilde tuttu. Saht bir şekilde elini titretti. “ARMY, bu öpücük size gelmeye çalışıyor. A-a!” Birden elini kameraya kapattı ve videoyu bitirdi.

“Çok iyi oyuncusun cidden Taehyung,” dediğimde güldü.

Dünkü düğünümüze çağırdığımız magazin haberini tabletimden izliyordum. “Mutlu çift ve ailesi düğünde mükemmel sesleri ile aynı zamanda karaoke yaptı. KİM TAEHYUNG ile KİM ASYA’NIN evlenmesi ise bütün hayranları şoke etti! Çiftimize mutluluklar dileriz.” Yüzümdeki gülümseme ile videoları izliyordum.

Kore’nin magazin programına da baktığımda orada henüz bir şey yoktu. Yanımda hissettiğim hareketlilik ile yanıma baktım. Taehyung yanıma gelmiş bana gülümsüyordu.

“Ne oldu?” dedim.

“Hiç, hala evlendiğimize inanamıyorum galiba,” dediğinde güldüm. Tableti kapatıp sehbaya koydum. Taehyung’a doğru dönüp kollarımı boynuna doladım. Benim üzerime eğildiğinde sırtım koltukla buluştu.

“Bence Kore’de bir ev almamız gerek. Ya da bir villa. Belki de denize sıfır olan bir müstakil ev. Sen hangisini istersen ben alırım.” Burnunu burnuma sürttüğünde gülümsedim.

“Masrafa gerek yok bence, senin evinde kalırız,” dediğimde kafasını iki yana salladı.

“Yeni ev alalım, hiç sıkılmayacağımız bir ev olsun,” dediğinde ensesindeki saçlarla oynarken konuştum.

“Sen nasıl istersen öyle olsun sevgilim,” dediğimde güldü.

“Şu an seni öpsem ne yapabilirsin ki?” dediğinde güldüm.

“Yenilirim,” dediğimde dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Ben de onu ensesinden tutup daha da çok kendime çektiğimde eli sırtıma gitti. Sütyenimin kopçası ile oynarken birden açması ile şaşırsam da onu öpmeye devam ettim. Elini tişörtümden içeri soktu ve sütyeni çıkarıp attı. Beni sırtımdan dikleştirip kucağına oturttuğunda dudaklarımızı ayırdım. Derin bir nefes aldığımda Taehyung tekrar beni öpmeye başladı. Yukarıdaki saç tutamlarını kıvırıyor ve serbest bırakıyordum. Benim aksime Taehyung daha sertti. Hem sert öpüyordu hem de tişörtümün içinde göğüs ucumla oynuyordu.

Geri çekildiğimde anlını anlıma yaslayıp fısıldadı. “Seni tüm benliğinle birlikte seviyorum bebeğim,” dediğinde sesi kulağıma bir şarkının notası kadar net ve güzel gelmişti.

“Bu beni sevdiğin anlamına mı geliyor?” dedim. Sonra saçmaladığımı fark ettim.

“Hm hm,” dedi alt dudağını ısırarak. Belimi okşayan elleri aşağı indi ve kalçalarımı sıkmaya başladı.

“Sen beni son zamanlarda çok arzuluyorsun gibime geliyor, yanılıyor muyum?” dediğimde gözleri dudaklarıma kaydı.

“Olabilir,” dediğinde güldüm. Dudaklarını aralayıp dili ile dudaklarımın kenarlaarını yaladığında bu beni daha da çok ona karşı itmişti. Birden dilini dudaklarımın arasına aldığımda burnundan nefesini vererek güldü. Dilini dudaklarım ile emiyordum. Eli sürekli kalçalarımı sıkıyordu. Bu beni daha da ona itiyordu. Derin bir nefes alıp dilini rahat bıraktım. “Son zamanlarda değil, seni o kulübeye götürdüğümden beridir,” dediğinde sırıttım. Derin bir iç çekti. “Kariyerimi takmayıp günümü hep seninle geçirmek isteyecek kadar arzuluyorum seni,” dediğinde gülüşüm genişledi. Gözleri dudaklarımdaydı. “Kokun beni sarhoş ederken dudakların bir atıştırmalık kadar tatlı. Şeker hastasının atıştırmalık krizine girmesi kadar seni öpemediğim zaman yanıp tutuşuyorum. Vücudun benimkine değdiğinde işte bu benim kızım diyorum. Sen bana ne yaptın böyle?” dedi. Sondaki sorduğu soruyla gözleri gözlerime değdi. Nefesim daha da çok düzensizleşti.

“Asya, Asya’ya aittir. Taehyung bir Asyalıysa, Asya Taehyung’a aittir,” dediğimde bu sefer o güldü ve kafasını yan yatırıp dudaklarını dudaklarım ile tekrar buluşturdu. Dediğim şey saçma olsa da onun yanında istediğim kadar saçmalama iznim vardı. O benim eşimdi ve öyle de kalacaktı.

“Hadi ama Taehyung! Uzun zamandır onlarla takılmıyoruz! Dışarı da hiç çıkmadık zaten! Biraz onlarla takılalım!” dedim televizyon izleyen Taehyung’a doğru. Üç gün olmuştu ve biz hep aynı şeyleri yaşamıştık. Artık gına gelmişti. Taehyung bana baktı.

“Tamam,” dediğinde sevinçle koltuktan atlayıp koşa koşa yukarıdaki yatak odamıza çıktım. Yatak odamıza... ne güzel cümleydi bu ya! Dolabın önünden kendime kalın kıyafetler ayarladım. Taehyung’a da ayarladığımda üstümü giyindim. Taehyung da içeri girdiğinde kıyafetleri gördü. “Oo ne bu heyecan Asya’m?” dedi Türkçe. Kalbim hızlanırken güldüm.

“Hadi üstünü giyin gel. Ben aşağıdayım.” Çantamı da alıp odadan çıktım. Aşağıda beklerken kısa sürede Taehyung da gelmişti. Hemen telefonumu boynumdaki ipte asılı olan kılıfa taktım. Bizimkilerin nerede olduğuna baktım konumdan. Yeni çıkmışlardı. Yukarı doğru tırmanıyorlardı. Taehyung’un elinden tuttum. Beraber evden çıktık. ATW’ye bindik. Taehyung’a arkadan sarıldım ve yolu tarif ettim. Kısa sürede onların oturduğu çardağın yanında durduğumuzda ikimiz de hızla indik.

“Oo, hyung? Nabersiniz ya? Uzun zaman oldu,” dedi Jungkook şakayla karışık imayla. Yüzüme örttüğüm örgü maskeyi aşağı indirdim.

“Ne zaman kayak yapacağız! Çok heyecanlıyım.” Bu dediğimle beraber Ezgi ayağa kalktı.

“Aynen hadi ya!” dediğinde herkes ayaklandı. Hep beraber kızak dükkanına girdik. Üç arklı kızak vardı. Biri tek kullanımlık, diğeri odundan yapılma bir kızak, öbürü ise dörtlü büyük yuvarlak bir kızaktı.

“Hangisini alalım bebeğim?” dedi Taehyung.

“Bence yuvarlak olandan iki tane alalım. Sonra ise hepimize birer odundan kızak alalım,” dediğimde herkes onaylamıştı. İlk önce yuvarlak kızakları aldık. Dağa tırmandığımızda Jin hemen konuştu.

“Ben buradan asla kaymam! Zaten bir kişi boşta kalıyor! Siz kayın!” dedi. Hoseok ise onu zorlamaya başladı. Taehyung, ben, Jungkook ve Ezgi bir tanesine bindik. Ortadaki yuvarlakla yön verecektik sanırım.

“Jin hyung! Bizi iter misin?” dedi Jungkook. Gözler bize döndüğünde Jimin konuştu.

“Yok artık, bir insan bizi bekler değil mi?” dese de Jin bizi aşağı itmişti. Jungkook ve Taehyung yön verirken Ezgi ile el ele tutuşmuş bir yandan selfie çubuğu ile fotoğraf çekiyor, bir yandan da kahkaha atıyorduk.

“Çok eğlenceliydi!” dedi Ezgi. Ben de ona katıldığımda kızağı alan Jungkook ve Taehyung yukarı çıkmaya başladılar. Biz de el ele tutuşmuş hem İnstagramdan açtığımız canlı da sohbet ediyor hem de tırmanıyorduk.

Bizi çeken BTS’in korumalarına el salladığım sırada kafama inen buz kütlesi ile yere düştüm. Hoseok kahkaha atarken bu kişinin Jungkook olduğunu gördüm. Taehyung onun kafasına benimkine attığından daha büyük bir kar attığında Jungkook yere düşmüştü. Ayağa kalkıp üstümü silkeledim.

“Nasıl oluyormuş bakalım Jungkook-sshi?” dedi gülerek. Jimin yanımıza geldiğinde Yoongi ona kar attı. Ben de elime aldığım kar topunu bizimkilere atmaya başladım.

Her yerimiz kar içindeydi. Kahkaha atarak gülüyorduk. Bizi videoya çeken korumadan kamerayı aldı Namjoon. “Hey Bangtang ve kızlar! El sallayın!” dediğinde Ezgi ve ben kalp yapıp el salladık. Namjoon kamerayı kendine çevirip el salladı ve kamerayı kapattı.

“O değil de çok iyi hasta olacağız gibime geliyor hyung,” dedi Jimin. Ezgi ile koşarak kendimizi karlara attık. Kafamdaki örgüyü ve ağzımdaki örgü maskeyi çıkardım ve karlardan ağzıma atmaya başladım.

“Ezgi, tadı mükemmel değil mi ya?” dedim daha da yerime kurularak. Ağzıma kart toplarını dolduruyordum. Ezgi de yerken bir kartopunu da bana attı. O da beresini çıkarmıştı.

“Onlar napıyor hyung?” dedi Hoseok’un sesi. İkimiz de aynı anda Ezgi ile beraber Hoseok’a döndük. Jin bizi videoya alırken Jungkook ve Taehyung hızla yanımıza geldi.

“Asya, neden bereni ve maskeni çıkardın?” dedi beremi kafama takarken. İnatla elindekini ittirdim. “Üşüteceksin!” dedi ve kolumu tutup diğer eli ile maskemi ve şapkamı giydirdi. Beni kucağına aldı.

“Ya Taehyung!” dedim debelenerek. Yoongi’ye baktım. “Yoongi! Bana yardım et!” Omzunu kaldırıp indirdiğinde Taehyung’a baktım. “Çoluk çocuk var Taehyung! Ayıp!” dediğimde beni yere indirip elimi tuttu.

“Üşüteceksin diyorum. Hayır, o bere neden yapıldı aca...” dediği anda hapşurdum. Yanımdan da hapşurma sesi geldiğinde bu kişinin Ezgi olduğunu anlamıştım. “Al işte! Hasta oldun! Namjoon hyung, bizim evde toplanalım! Bizim ev daha yakın!” dediğinde tekrar hapşurdum. Ezgi de hapşurdu.

“Ezgi, güzelim hadi bak zorlama eve gidelim,” dedi Jungkook’un yumuşak sesi.

“Güzelin miyim gerçekten?” dedi cilveli bir şekilde Ezgi. Jungkook’tan kısa bir an ses gelmedi.

“Öylesin,” dediğinde tekrar hapşurdum. Yerdeki kardan almaya çalışıyordum ama Taehyung beni bırakmıyordu.

“Eveet! Çorbalar geldi gençler,” dedi Jin. Hepimiz sele serpe bizim evde kotuklara dizilmiş yatıyorduk. Hapşurduğumda Ezgi de hapşurdu. Önümdeki çorbaya baktım.

“Jin, doğru yaptın demi mecimek çorbasını?” dediğimde kafasını salladı.

“Ateşli değil misin sen? Daha ne diye sarılıyorsun ona? Ayrıca ev gayet sıcak,” dedi sırtımdan battaniyeyi alarak. Kısa kollu tişörtüm ve şortum ile evin ortasındaydım. Ezgi de benim gibiydi. Jin hasta değildi çünkü o bize çok katılmamıştı.

“Ben donuyorum,” dedim inatlaşarak.

“Öpüşmek insanı ısıtıyormuş,” dedi Ezgi. Şaşırdım ama kollarımı önümde bağlayıp karşımdaki altı erkeğin kaslı vücutlarına baktım.

“Valla şu an bulunduğumuz durumun tek iyi yanı var o da; bu kaslı erkeklere bakmak,” dediğimde Ezgi de kafa salladı. Taehyung elini bacağıma koydu.

“Ezgi’nin dediği gibi öpüşün belki ısınırsınız,” dedi Jin sırıtarak.

“Hyung!” dedi altı erkek de aynı anda. Jin hemen yukarı çıktığında hapşurdum. Taehyung bacağımda olan elini oynatarak bacağımı okşadı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.