İçeriğe geç

EFULİ

Bölüm 1 · 12 dk okuma

EFULİ

Bölüm 1

1. Bölüm

Gözlerim yaklaşık bir saat önce geldiğim evin karşısındaki duvardaydı. Boğazıma yaslı keskin bir bıçak, karşımda da jandarma özel harekat subayları ve meraklı Melehat tipli komşular duruyordu. Ben ise sadece duvara sprey boyayla yazılmış cümleye bakıyordum.

"Herkesin iyi olduğu bir konu vardı bu hayatta. Benim ise bugüne kadar en iyi olduğum konu hep kaybetmek oldu."

Kardeşimi kaybetmek beni bitirse de bir yıl sonra onun katilini bulmuştum. Bu beni biraz iyi etse de tek sorun kardeşimin katilinin boğazıma bıçak dayıyor olmasıydı. Aslında ondan kurtulabilirdim, babam mesleği sayesinde bana kendimi savunacak bir şeyler öğretmişti. Fakat duvardaki yazı beni hareket edemeceğim duruma getirecek kadar dumura uğratmıştı.

"Teslim ol!" Sesiyle bakışlarım özel harekat subaylarına döndü. Hepsinin sadece gözleri görünüyordu. Tek tek gözlerine baktığımda son baktığım gözler tanıdıktı. Gözleri her ne kadar ifadesiz baksa da zarar görmemden korktuğu belliydi. İyi olduğumu belli etmek ister gibi gülümsedim.

Arkamdaki katilden kurtulmak için harekete geçecektim ki silah sesi beni durdurdu. Şokla arkamı döndüğümde adamın omzundan vurulduğunu gördüm. Acı çektiği gözlerinden okunsa da beni kışkırtmak ister gibi gözlerimin içine bakarak sırıttığında sinirle botumla yarasına bastım. Ağzından kulak kanatıcı bir haykırış koptu. Geri çekildim ve gözlerimle Dolunay'ı aradım. Ona şu an çok ihtiyacım vardı.

Onu gördüğümde koşarak bedenine kollarımı doladım. O da bana sımsıkı sarıldığında kardeşimizin katilini bulmak onu da sevindirmiş gibi duruyordu.

Birkaç dakika sonra ayrıldığımızda bana bir şey söylemek istiyor da söyleyemiyormuş gibi bakmaya başladı. Söylemesi için kafamı salladığımda derin bir nefes vererek konuşmaya başladı.

"Kardeşimizin katili aynı zamanda teröristmiş abla."

Kardeşimi bizden aldığı yetmiyormuş gibi bir de vatan hainiydi. Sinirimi çıkartmak için bir bahanem daha oluşmuştu. Dehşetle arkamı döndüğümde iki askerin tuttuğu zar zor ayakta duran adamın kasıklarına tekme geçirdim. İki büklüm olduğunda kafasına da bir tekme atacağım sırada kolumdan tutulup çekilmemle bu da yarım kaldı.

"Savcı Aksoy!"

Beni tutan kişiye baktığımda bana değil yüzü dağılmış herifi tutan askerlerine bakıyordu. Başıyla adamı götürmeleri için işaret verdiğinde gözleri beni buldu. Benimkilerden daha açık olan elaları öyle bir bakıyordu ki sanki tüm acılarımı görecek gibi hissettirmişti.

Boğazımı temizleyip 'Ne var?' dercesine kafamı salladığımda konuşmaya başladı.

"Kendinize gelin. Anlıyorum acı çekiyorsunuz fakat özel hayatınızla iş hayatınızı birbirine karıştıramazsınız." Sözlerinin doğruluğuyla derin bir nefes alarak Dolunay'ın yanına gittim.

Bir hafta sonra...

Bu bir hafta içinde günler süren bir sorguda kardeşimin katilinin bir terörist örgütünden olduğunu öğrenmiştik. Doğru düzgün hiçbir bilgi vermiyordu ve verdiği bilgiler hiç bir işe yaramamıştı. Beşinci günün sabahında yediği yemekten dolayı zehirlenmişti. Daha hiç bir bilgi alamadan geberip gitmişti. Onu zehirlemeleri bir çok bilgi bildiği anlamına geliyordu ve biz bu fırsatı kaçırmıştık.

Mahperi'nin dosyası tekrar açılmıştı ve dosya bendeydi. Olay aynı zamanda terörle bağlantılı olduğu için dosyayı bir timle yürütecektim. Bu tim 'Ecel Timi' ydi. Yani Dolunay'ın üyesi olduğu tim. Dolunay'la beraber dosyayı yürütecek olmam daha iyi olmuştu.

Kapımın hızla açılmasıyla gözlerimi açarak kapıyı çalmadan giren Dolunay'a baktım. "Ya kızım babaannemin kurabiyeli yırtık donundan çıkar gibi girilir mi? Adliye burası."

Gülerek bana sarıldığında karşılık verdim. Sönmeyen gülüsemesiyle karşıma oturarak hevesle konuşmaya başladı. " Bugün timle yemeğe gideceğiz sen de gelsene, hem birbirinizi tanımış olursunuz." Aslında birkaç gün sonra beraber kardeşimin dosyasını yürüteceğim timi tanımak iyi olurdu. Kafamı sallayarak, "Tamam, ne zaman alayım seni?"

"Akşama doğru işlerimiz bitince sana mesaj atarım. Görüşürüz aşklattem." Bana öpücük atarak odadan çıktı.

Birkaç saat sonra işlerim bitmişti ve Dolunay'dan da işlerinin bittiği hakkında mesaj gelmişti. Çabucak arabama binip karargaha doğru yola çıktım. Karargahın önüne geldiğimde Dolunay ve tim bir arabanın önündeydiler, arabadan inerek yanlarına doğru gittim.

Bu sefer hepsinin yüzü açıktı. Hepsine selam verdiğimde tam ismimi söyleyecektim ki Dolunay konuşmaya başladı. " Hadi sonra tanışırsınız açım ben."

İki arabaya sığmıştık. Benim arabama timden üç kişi diğer arabaya da dört kişi binmişlerdi. Önümdeki arabayı takip ederek yaklaşık yirmi dakika sonra bildiğim kadarıyla alkol de içilen bi mekana gelmiştik. Yanımdaki Dolunay'a kuşkuyla baktığımda yavru kedi bakışlarıyla gülümsediğinde buraya asıl gelme amacımızı anlamıştım. Çakır keyif olana kadar içeceklerdi.

Derin bir nefes alarak arabadan indiğimde Dolunay da hızlıca yanıma gelmişti. "Umarım sadece yemek yeriz." Gülerek bana baktı. "Aslında birazcık içeceğiz. Ve sadece biz değil sen de içeceksin." Kötü kadın kahkahasından attı.

Bunun nedeni ilk ve son içişimde kalabalığın ortasında nerdeyse belime gelecek derinlikte olan süs havuzuna düşmemden kaynaklanıyordu. Sorun sadece düşmem değil dengemi sağlayamayıp boğulma tehlikesi yaşamamdı. Dolunay da bu sırada telefonla video çekmiş her zamanki gibi anıra anıra gülüyordu. Hiç yetmez gibi bir de çektiği videoyu daha ben ayılamadan herkese izletmişti.

Ona 'Sen adam olmazsın.' Bakışımdan atıp içeriye doğru adımladım. Tekrar içip kendimi rezil etmeyi düşünmüyordum. İki masaya birleştirip oturduğumuzda yemekleri sipariş verdik. Dolunay yanıma oturup timdekileri tanıtmaya başladı.

"O zaman tanıtmaya başlayayım. Bu Umut Özer timin şebeği aynı zamanda da yavşağı," gösterdiği kişi timin en küçüğü gibi duruyordu. Kıvırcık saçlı, kahverengi gözlüydü ve yüzünde hiç eksik olmayan bir gülümsemesi vardı. Samimiyetle gülümsemesine karşılık verip baş selamı verdim.

Umut'un yanındakini göstererek, "Bu da Mert Şanlı, Umut'un ikinci versiyonu," Umut'la yaşıt gibi duruyordu. Kahverengi saçlı ve koyu kahve gözlere sahipti.

Yan yana oturan kadını ve adamı göstererek, "Bu Pelin Özkaya ve abisi Yalın Özkaya. Pelin timin Şirinesi, Yalın da en agresifi." Dedi gülürek. Pelin dalgalı saçlı ve abisiyle aynı tonda olan yeşil gözlere sahipti. Aralarındaki tek fark Yalın'ın daha açık saç rengine sahip olmasıydı.

Hemen yanında oturan adamı göstererek, "Gökay Korkmaz, timin en anormali." Siyah saçları mavi gözlerini ortaya çıkarıyordu. Gözlerim Dolunay ile Gökay arasında mekik dokurken birbirlerine çok yakıştıklarını fark ettim. Artık ikisi best shiplerimdi. Ona da gülümsediğimde solumda oturan, Gökay'dan da ciddi duran ve büyük ihtimalle tim komutanı olan adamı göstererek, "Ateş Türk, timin somurtkanı." Başıyla selam verdiğinde ben de aynı şekilde karşılık verdim. Son olarak da gülümseyerek kendimi tanıttım.

"Belinay Aksoy, memnun oldum." Hepsi aynı anda başıyla selam verdiğinde Umut söze girdi.

"Eee gecelere akıyor muyuz?"

"Akıyorsunuz." Diyerek içmeyeceğimi belirtiğimde Mert hemen söze atladı.

"Niye bize katılmıyorsunuz?"

"Bana siz diye hitap etmenize hiç gerek yok, ismimle hitap edebilirsiniz. Zaten bir süre boyunca beraber çalışacağız. Bu arada alkolle biraz kötü anılarım olduğu için bir daha alkol almak istemiyorum."

Bu sırada Dolunay sarhoş olduğumda yaşadığımız şeyler aklına gelmiş olmalı ki kahkaha atmaya başladı. Masadakiler Dolunay'ın herhangi bir durumda her şeye gülmesine alışmış gibi bakarken Dolunay nihayet sustuğunda derin nefes alarak bana tehdit içeren bir bakış attı. Bu bakışın anlamını biliyordum. Her şeyi anlatacaktı hatta anlatmakla kalmayıp videoyu izletecekti.

Hızlıca elimle ağzını kapatarak, "Sakın, sakın anlatma!" elimden kurtulup bana döndü.

"Eğer sen de içersen o an ben de saklı kalacak." Tabiri caizse nah kalırdı. İlk günden izletmediği kimse kalmamıştı. En azından time rezil olmamalıydım. "Tamam kabul ama sen içmeyeceksin." Eğer o da içerse ve sarhoş olursa beni kimse durduramazdı rezilliğimin üzerine rezillik eklemekle kaldırdım. Kabul etmesini umarak gözlerine baktım.

"Tamam ama sarhoş olana kadar içeceksin." Kafamı sallayarak onay verdiğimde, ellerini tıpkı bir cadı gibi birbirine sürttüğünde 'Şimdi elime düştün.' der gibi bakıyordu. Sanırım boku yemiştim.

☆⋆𐙚⋆☆

Elimdeki çatalı bir mikrofon gibi tutarak sandalyenin üzerine çıktığımda restoranttaki herkes bize bakıyordu. Mert ve Umut ise gülerken yere düşmüş, düştükleri yerde de anıra anıra gülüyorlardı oysa ki komik bir şey yoktu. Bense onları takmadan ikinci şarkımı söylüyordum. Bedava konser veriyordum daha ne istiyorlardı benden?

"Gel gündüzle gece olalım,

Gel gökyüzünde yıldız olalım,

Seninle mutlu yarınlara koşalım,

Gel beraber mesut olalım!"

Etraftaki herkes bana odaklanmıştı. Şarkı söylerken boğazım kuruduğu için hemen masadaki bardağıma uzanıp ağzıma götürecektim ki yanımda oturan tim komutanı bardağı çekmesiyle buna da engel olmuştu ve gözlerini bana dikerek kafasını olumsuzca sallamıştı. Çocuk gibi kaşlarımı çattığımda hemen itiraz etmeye başladım.

"Ya versene şunu," bardağa uzandığımda geriye çekti "ver işte mutasyon geçirmiş Voldemort!" Sözlerimle tüm tim kahkaha atmaya başladı. Hatta somurtgan dedikleri Ateş bile gülümsüyordu. "Biraz daha içmeye devam edersen yarın pişman olacağına eminim." Başıyla arkamı gösterdiğinde gösterdiği yere baktım. Dolunay elindeki telefonuyla beni videoya alıyordu. Sözünü tutarak içmemişti ama bundan da bahsetmemiştim! Beni rezil edecekti. Telefonunu almak için yanına gitmeye başladığımda bunu fark ederek çıkışa doğru koşmaya başladı.

Bende ardından koşmaya çalıştığımda dengemi sağlayamadığım için ördek gibi paytak paytak peşinden gitmeye başladım. Birkaç dakika sonra tim de peşimizden gelmeye başlamıştı. Dolunay sonunda durduğunda elinden telefonu çekip hızlıca videoları sildim. Dolunay ise sırıtarak bana bakıyordu. Üstelemeden etrafa baktım.

Biraz ileriden davul zurna sesleri geliyordu. Sanırım düğün tarzı bir kutlama vardı. Bence bir çılgınlık yapabilirdik. İç sesimi duymuş gibi Umut yanıma gelip konuşmaya başladı.

"Bence beleş bir şeyler tıkınabiliriz." Hemen arkamızdan Pelin ve Mert geldi. Pelin etrafa bakarak, "Bence çok uğraşmayalım ya üç harflilerin düğünüyse?" Umut da ona göz devirerek, " Ya kızım saçmalama beleş yemek işte yürü."

Biraz önce yemek yemiş olsak da düğün yemekleri başka oluyordu. Aklıma düğün yemekleri gelince gözlerimin parladığına yemin edebilirdim. Beraber sesin geldiği yöne hızla yüremeye başladığımızda arkamızda kalan tim bize seslenseler de hızımızı düşürmedik. Yaklaşık beş altı dakika sonra nihayet seslerin kaynağına ulaşmıştık. Biraz ileride kına tahtı görmemle yemek yiyemeyeceğimi anladığım için omuzlarım düşmüştü. Hayal kırıklığıyla konuşmaya başladım.

"İyi de burada yemek yoktur ki." Mert omuz silkerek, "Olsun ya kuruyemiş yeriz. Kısa günün kârı."

"Ne karı mı!? Hani, nerede!?" Arkadan Mert'in sırtına atlayan Umut'a gözlerimi kısarak baktım. "Ne karısı be! Kaçıncı yüzyılda kaldın?" Bunu dalga geçmek için söylemişti ama dişil enerjim ağır bastığı için çenemi tutamamıştım. Bu sırada Mert kırılmış gibi Umut'a bakıyordu.

"Hani beni çok seviyordun, hani ben senin gülündüm, hani ben senin baş tacındım ne oldu bizim aşkımıza, sevgimize?" Tek nefeste söylediği replikle Pelin'le ikimiz gözlerimizi kocaman açarak ona baktık. Umut ise bıkkınlıkla Mert'e bakıyordu.

"Lan bi sal beni. Kısmetim hep senin yüzünden kapanıyor zaten." Saçlarını düzeltirken etrafa havalı bakışlar atıyordu. Konuşmasının hemen ardından diğerleri de arkamızda belirmişti. Gözlerimi kuruyemiş için etrafta gezdirdiğimde karşılıklı oyun havası oynayan gelin ve damadı gördüm.

Gördüklerimin gerçekliğini sorgularken gerçek olduğundan emin olmamla şaşkınlıkla küfür etmeö bir oldu. Arkadan Yalın da dahil beşimiz de aynı anda "Oha!" diye bağırdık. Şokla birbirimize baktık. Çünkü ikisi de altmış yaşından büyük duruyordu. Teyzem dedemi gençliğinde çok peşinde koşturmuştu herhalde. Umut bizi dürterek, "Bunlar bu kadar yaşlı mı yoksa gözüme yaşlılık efekti mi yüklendi?" Sözü Mert devraldı.

"Yok aşko doğru görüyorsun. Sen de beni bu kadar bekletmezsin değil mi?" Umut göz devirerek Mert'in ensesine benim bile canımın acıdığı bir tokat attı. "Zevzek zevzek konuşma lan."

"Ya bir susun da öğrenelim." dedi Pelin, kelimeler ağzından yarım yamalak dökülüyordu. Bizi mobese gibi duran teyzelerin olduğu masaya götürdü. Çok kısa bir süre sonra teyzelerden gelinin isminin Narin, damadın isminin ise Erdal olduğunu öğrenmiştik. Dede yetmiş iki teyze de altmış altı yaşındaymış ve bu ilk evlilikleriymiş. Yalın teyzelerin duyamacağı ama bizim duyabileceğimiz bir ses tonuyla damat dedeye bakarak, "Eee dayının yaş yetmiş ama iş bitmemiş."

Sözleriyle Gökay ve Ateş dışında hepimiz gülmeye başladık. Masaya bir teyze daha geldiğinde "Mert!" diye bağırarak özlemle Mert'e sarılmıştı. Aralarında geçen konuşmalarla gelen kadının teyzesi olduğunu anlamıştım. Gelinin en yakın arkadaşı olduğunu ve yıllar sonra bugünün gerçekleştiğine inanamadığını söyleyip duruyordu. Kısa süre sonra kadın gittiğinde bir dans müziği çalmaya başladı.

Etrafı sis kapladığında, "Bu ne lan romantik ortam diye bayıltacaklar herhalde." Umut'un sözlerinin üzerine nedensiz yere Pelin'i gülme krizi tutmuştu. Pelin'den Umut'a, Umut'tan Mert'e ve en sonunda da bana sıçradığı için masadaki teyzeler bize deli görmüş gibi bakıyordu. Birkaç dakika önce önümüzdeki havuz sisle kaplandığı için bir amca daha bastığı yeri algılayamadan suyu boylamıştı.

Yeni dinen kahkahalarımız tekrar geri geldiğinde artık çenem çıkacak gibi hissediyordum. Dolunay elindeki telefonu indirip bana doğru yine o kötü kadın kahkahasından atarak geldiğinde kolumdan tutarak beni çıkışa doğru ilerletmeye çalıştı. Çalıştı diyorum çünkü başım artık kontrol edemeyeceğim bir şekilde dönmeye başlamıştı.

"Biri bana yardım edebilir mi?" arkaya dönerek konuştuğunda Ateş'le göz göze geldik. Buraya doğru geldiğinde Dolunay'a başını salladığında Dolunay gülümseyerek beni bıraktı.

Ateş beni kucağına aldığında barutla karışmış kokusunu daha yakından soludum. Arkamızdan Pelin'i kucağına almış Yalın geliyordu. Hemen arkalarından Umut'u kucağına almak için direten Mert'i arabaya götürmeye çalışan Gökay ve Dolunay'ın sesleri geliyordu. Kısa bir süre sonra yemek yediğimiz restorantın otoparkındaki arabamın yanına gelmiştik. Beni yolcu koltuğuna oturtarak şoför koltuğuna geçti.

Gözlerimi kapatarak mide bulantımın dinmesini bekledim. Böyle durumlarda ya içimden şarkı söyler ya da kendime sorular sorarak iç sesimle tartışırdım yine iç sesimle tartışırken aklıma takılan şeyle Ateş'e dönerek ona da sormaya karar verdim. "Ördeklerin kulakları niye yok? Sağırlar mı yani?" Sorumla bana şaşkın gözlerle baktı. "Nereden çıktı şimdi bu?" dedi, saçma da olsa yine de sorumu yanıtladı."Ördeklerin kulak zarları var ama kıkırdakları yok. Yani sağır değiller." Başımı koltuğa yaslayıp Dolunay onu tanıştırırken çok bakamadığım yüzünü incelemeye başladım.

Benimkinden daha fazla açık tonda olan ela gözleri gür kirpikleriyle tamamen ortaya çıkmıştı. Kirpikleri benimkinden de uzundu ve tam rimel sürmelikti. Simsiyah saçları biraz hasar aldığı belli olan bir burnu ve keskin yüz hatlarına sahip güzel bir yüzü vardı. Oldukça iri bir cüsseye sahipti ve bu giydiği siyah gömleğinden bile belli oluyordu.

Tam bir şey söylemek üzereyken arka kapının açılmasıyla oraya döndüm. Dolunay ve Gökay tamamen yerleştiğinde arabayı çalıştırdı. Arkamızdan görebildiğim kadarıyla aralarından tek sarhoş olmayan Yalın da arabayla peşimizden geliyordu. Onlar birkaç kere durdukları için bir süre sonra arkamızda yok olmuşlardı.

Dolunay'la birlikte yaşadığımız eve geldiğimizde kapıyı açıp inmeye çalıştığımda başımın dönmesi hala geçmemişti. Ateş yanıma gelip beni tekrar kucağına aldığında Dolunay'dan evin anahtarını almıştı. Dolunay arabayı park etmek için aşağıda kalmıştı, bu sürede ise çoktan asansöre girmiştik.

Evimin olduğu katı söylediğimde çok geçmeden asansör yukarı çıkmaya başlamıştı. Evin önüne geldiğimizde başımla hangi daire olduğunu gösterdim. Beni yavaşça kucağından indirdiğinde kapıyı açarken gözlerim bileğindeki bilekliğe kaydı.

İçimdeki sesin gereksiz ve yersiz şakasını sorgularken, "Eli büyük olanın-" Dolunay'ın bana seslenip sözümü tamamlamama izin vermemesiyle şakanın içimde kalamadığını anlamış oldum. Gözlerimi kocaman açarak Ateş'e baktığımda kaşlarını kaldırarak bana baktığını gördüm.

Utançla açmış olduğu kapıdan girerek yüzüne bakmadan teşekkür edip iyi geceler dileyerek baş dönmemin izin verdiği bir hızla odama gittim. Birkaç dakika geçmeden midemin bulanmasıyla tuvalete giderek kustum. Elimi yüzümü yıkadım. Baş dönmem azaldığında Dolunay'ın mutfakta kahve yaptığını gördüm. Sandalyeye oturup şakaklarımı ovaladığımda bu halimi görmesiyle kahkaha attı. Tüm bunlar tehditleri yüzünden olmuştu.

"Bu arada iki senedir ilk defa Ateş abiyi bu kadar gülerken gördüm." Önüme kahve koyduğunda kaşlarımı çatarak kahveden bir yudum aldım.

"Bir şey demedi değil mi? Hep senin yüzünden rezil oluyorum ben ya."

"Yok yok bir şey demedi de ben yavaştan kaçayım en iyisi. Hem annem damat adayını tanımalı değil mi?" Koşarak odasına gittiğinde hala arkasından onu tehdit ediyordum.

Kahvem bittiğinde odama gidip pijamalarımı giyindim.Bu gün de birilerine rezil olduğuma göre rahat rahat uyuyabilirdim!

☆⋆𐙚⋆☆

Not: Bu kurgudaki kişi, kurum ve olaylar tamamen hayal ürünüdür.

Bu bölümde karakterleri az çok tanıdık.

Karakterler hakkında düşünceleriniz?

Bir sonraki bölümlerde görüşmek üzeree!💖🪽

Bölüm sonu

1 yorum