Gözlerimi aralarken tüm bedenimin acıdığını hissettim. Rüyanın etkisini yaşıyor olmalıydım. Kahretsin bu nasıl rüyaydı? Bu kamp olayını fazlaca takmış olmalıydım kafama. Gerçekten insan içine karışmak beni geriyordu. Nedenini bu yaşıma gelmeme rağmen hala anlayamazken artık bir destek almam gerektiğini de biliyordum.
“Anneanne!” kendimi kalkamayacak gibi hissederken bir an önce onun iyi olduğunu da görmek istiyordum. Rüya olması bir şeyi değiştirmiyordu. O benim en değerlimdi ve iyi olduğunu bilmek istiyordum. Birinin yavaşça yanıma oturduğunu hissederken kendiliğinden kapanan gözlerimi zorla araladığımda mavi gözlerle karşı karşıya kalınca yutkunamamıştım. Bu nasıl rüyaydı bitmek bilmiyordu.
“Adın ne?” duyduğum soruyla gözümden akan yaş alakasız olsa da ağrıyan kemiklerimle hiç garip kaçmıyordu. Korkmaya başlamıştım. Ölmüş olabilir miydim? Ölüp de dirilmiş falan? Yoksa bu kadar uzun rüya olamazdı.
“Bir şey söyler misin? Neden ağlıyorsun?” duyduğum ses nazik olsa da inanmak istemiyordum gerçek olamazdı tüm bunlar. Gözlerimi sıkıca yumarken hareket edemiyor olmam kendimi daha kötü hissettiriyordu. Bir anda yüzüme değen parmaklarla gözlerimi aralarken bana şefkatle baktığını gördüm. O bana böyle bakınca aklıma babam geldi. O da böyle bakardı bana ama…
“Bana adını söyle hadi. Bak her şeyi konuşacağız ama sende bir adım atmalısın.” Neyi konuşacaktık? Konuşacak bir şeyimiz olamazdı ki bizim. Ben neden bu kampa gitmiştim ki?
“Efsa…” anlamsızca bana bakarken yine gözümden akan yaşa oflayarak tekrarladım. “Efsa… adım. Lütfen bana bir rüya olduğunu söyler misin bunların?” gözlerini yüzümde gezdirirken bakışları hüzünlü göründü bir an.
“Bak Efsa önce şu ağlamanı çözelim olur mu? Canın falan mı yanıyor yoksa korkuyor musun sadece?” oflarken daralan içimi anlamaya çalıştım. Canım yanıyordu, korkuyordum, artık bitsin istiyordum. Bir an önce bitmesi gerekti yoksa ölecek gibiydim. Neden buradaydım ki? neden ya? Neden o kampa gitmemi istemişti anneannem?
“Canım yanıyor ve evet korkuyorum ama hareket edemiyorum.” Bana yardım edebileceğini düşünmeye başlamıştım. “Islanınca o kadar rüzgarda kalmam…” derken bakışlarının karardığını görürken duyduğum gök gürleme sesi ile duraksamıştım.
“Özür dilerim.” Derken gözlerini sıkıca yumarken tekrar açtığında o koyu bakışlar kaybolup yine masmavi bakmıştı. Korkutuyordu. “Senin için yapabileceğim ne var? Önce şu haline çözüm bulalım Efsa sonra ne istersen anlatacağım. Ama lütfen ne yapabilirim bir şeyler söyle.” İçtenliğine şaşırırken neden bu kadar endişlendiğini anlamamıştım. Çokta umurumda değildi ama bende bir an önce ayağa kalkıp buradan gitmrk istiyordum.
“Muhtemelen şuan ateşim yükselmiştir. Duş almam lazım ama her yerim ağrıyor kalkamıyorum. Küvet var mı evde?” zar zor konuşmaya başladığımı fark ederken başımın da dönmeye başladığını hissedince anneannemin neler yaptığını hatırlamaya çalıştım.
“Var güzelim var ama sen iyi misin? Benimle kal konuşmaya devam et. Seni banyoya götürüyorum.” Bir anda elini yatak ile sırtımın arasına koyarken ürpermiştim. Kendimi havada bulurken üstümdekilerin ıslak kıyafetlerim olmadığını da fark etmiştim. “Ne yapmalıyım?” telaşla konuşurken gözlerimi aralamaya çalıştığımda karşılaştığım onun göğsü olurken bir elimi boynuna sararken konuştum.
“Küvete bırak ve soğuk suyu aç.” Mırıldarken çoktan beni soğuk küvete bırakmış bedenimin ürpermesine neden olmuştu ama o kadar yorgundum ki bedenimde tek bir kılın bile kıpırdamadığına yemin edebilirdim. Hiçbir şeyi sorgulayacak kadar iyi hissetmiyordum. Neden soruları kafamın içindeki duvarlara çarpıp dursa da ben odaklanamıyor, duyamıyordum.
“Başımda durman ve ateşim normale döndüğü an çıkarman lazım. Uyanamazsam eğer… anneannemden özür dilediğimi söyler mis…”
…
“Ona bir şey anlatamazsın! Bu senin sonun olur. O kimki ona bir şeyleri anlatmak için ölmeyi göze alıyorsun?” duyduğum yaşlı tok ses ile uyanırken kendimi daha iyi hissediyordum. Gözlerimi arlarken derin nefesler alan biri daha vardı.
“Sen ne istiyorsun bu kızı öldürmek mi?” duyduğum tanıdık ses ile korkum gün yüzüne çıkarken etrafa bakındım. Ahşap bir evdeydim sanırım. Etraf düzenli ve birbiriyle uyumluydu. Bu odada kimse yokken kapı açıktı belli ki bu yüzden sesleri net duyuyordum. Yavaşça yatakta doğrulurken üstümde kuru erkek kıyafetleri olduğunu görünce şaşırmıştım. Üstümü o mu değiştirmişti. Altımda sütyenim yoktu ama çamaşır vardı galiba.
“Bak evlat bu hassasiyetine anlam veremiyorum. Buranın kurallarını en iyi sen bilirsin. Bu ilk gelişin değil. Sen zaten burada yaşıyorsun. Bak eğer biz öldürmesek bile kıza bir cevap veremeyiz, yanımızda da tutamayız. Onu biz değilsek bile diğerleri kesin öldürür biliyorsun sen bunu zaten. Amacın ne?” vereceği cevabı bende merak ediyordum. Cidden bu kadar önemli miydi? Hem de canından olmayı mı göze almıştı ama neden?
“Sen bana bir söz verdin. Kardeşimi bulacaksın ve kardeşimi bulana kadar bu kız benim yanımda kalacak. Sen kardeşimi bulup bana vereceksin bende kızı sana vereceğim. Şimdi beni rahat bırak!” aradan geçen birkaç dakikanın ardından kapı sesi duyarken kapının önünde beliren adamla göz göze geldim. Yavaşça yaklaşırken ses çıkarmamıştı. Merakla beklerken dizlerimin yanına oturmuş ve bir anda ellerimi tutmuştu.
“Duydun mu?” başımı olumlu anllamda sallarken ölüme karşı olan korkum azalmaya başlamıştı sanki. Sanırım bu kadardı. Ölüm bana da gelmişti peki ya anneannem ne yapacaktı?
“Burası neresi anneannem nerede?” hafif gülümsedi ve bir anda yaklaşıp iki elini de yanaklarıma bastırarak burunlarımız arasında santim kalıncaya kadar yaklaştırdı. Bu hareketi ile kalbimin sesini hissederken korkmaya başlamıştım.
“Bak sana bir şeyler söyleyeceğim ama fazlasını sormak yok. Sorma ki ikimizde hayatta kalalım.” Gözlerime bakarken bir an onun içinde korkttuğumu hissettim. Beni o kurtarmış ve korumuştu ve şimdi bana bir şey anlatırsa öleceğini söylemelerine rağmen bunu yapıyor muydu?
“Başka bir yerdeyiz. Anneannen burada değil ve iyi. Seni merkta etmez çünkü muhtemelen burada bir yıl kalsan orada bir gün geçecek. Anneannen seni merak edene kadar dönmüş olacağız tamam mı? Sen ben ne diyorsam onu yap, yanımdan ayrılma.”