Alexander yerinde kımıldandı. Aslında öldürmeyi planlamışlardı ancak bir pürüz çıkmıştı. Hem de aslında var olmayan bir pürüz. Kuzguni siyah saçlarını elleri ile toparladı. İkizler olarak birbirlerine çok benzerlerdi ve genelde ayırt edilemezlerdi. Ancak Alexander her daim saçlarının birkaç ton daha koyu olması ile övünürdü. Bir Yunan heykelini andıran bronz bir teni vardı. Ayaklarına kardeşi aksine sandalet giyerdi. Nefret ederdi kızgın ışıktan ısınmış mermere basmaktan. Kendisinin ve sevgili ayaklarının bunu hak etmediğini inanırdı. Aslında kardeşi Augustina gibi değildi. Aksine sakin ve somurtkandı. Ama biraz daha canayakın olabilirdi. Annesinin veya babasının ana varisi o değildi. Gözde veliaht da değildi. Bu onun canını aıksa da kardeşinin sağ kolu olma fikri onun göğsünü kabartmaya yetiyordu. Suratındaki sırıtma bunu her düşündüğümde büyüyordu. Acilen evlenemesi de gerekiyprdu. İyi bir askerdi dahası bir prensti. Neden kadınların ondan kaçtığını anlamazdı en başlarda ama sonra bunun nedeninin babası olduğunu anlamıştı. Hiçbir kadın kendisi için gelmişken babasının metresi olmak istemiyordu ki Danerius bunu yapardı.
Herkes terasa oturmuş beklerken Cyrus rahatsızca kıpırdandı. Gözleri Pamira'da idi. Yavaşça yutkundu. Elinde tuttuğu incili artının ne oldupunu bildiğine emindi ve herkese sormak istiyordu. Bir şeyler bu sarayda dönüyordu. Bu sarayda dönen her neyse bulunmadan buradan çıkamazlardı. Çıkarlarsa bu sır onları avlardı. Yutkundu. Pamira ona nefretle bakıyordu neredeyse. Ona zarar vermeyi amaçlamamıştı ki. Koruma düşüncesini kesinlikle aklından geçirmeliydi. Bunu kafasına not ederken avcundaki artıyı onlara gösterdi.
Pamira'nın gözleri ardına kadar açıldı. Avcunda bir haç görmeyi beklemiyordu. Titredi ve hızla Valencia'ya baktı. Valencia hırıstiyandı. Hem de koyu denecek kadar. Dizleri üzerinde haça ilerlemesini izledi arkadaşının. Katolik kızın gözleri dolmuştu. Mırıldandı. "Bu kesinlikle Katolik haçı Pamira." Pamira yanına gidip eğildiğinde kaşlarını çattı. Dudaklarını araladı ancak sesi mırıltı şeklinde döküldü. "Ancak İzmir ve çevresinde daha doğrusu Anadolu Ortodoks değil mi?" Pamira cevap bekleyen şekilde arkadaşına bakarken kız ellerini Cyrus'un ellerine yapıştırdı. Ağlayarak eline kapandığında Pamira'nın içini bir kıskançlık kapladı. Ağzında hiç hoş olmayan bir tat ortaya çıktığında morali bozulmuş halde geri oturdu. Neden onu kıskansındı? Cyrus diğer erkekler gibiydi istediğine biraz yaklaşınca ondan vazgeçmişti. Ne gereği vardı. Bu devirde hele her erkek ölmeliydi. İçine bir anlığına kaçan Amazon karşısında kendisi de şaşkına uğrarken bu düşüncesini aklından attı. Bu arada Valencia haçı öpüyordu. "Hayır bu haçta Katolik şaşası var."
Pamira hangisinin araya gireceğini bilmezken en sonunda Augustine patlayarak araya girdi. "Ne bu şimdi?" Pamira kendisine dönen gözler üzerine iç çekti. Valencia ağlıyordu, Alora muhtemelen depresyona adım atmıştı. Jarrel hayatta kafasını Nyla'dan kaldırmazdı ve bu nedenle muhtemelen yakın zamanda Micah onu öldürecekti bu nedenle de Micah Jarrel'a ağzını asla açtırmazdı şu an. Jasvel zaten en sessiz sakinleriydi, olan şeyi herkesin bildiği şeymiş gibi söylerdi. İş kendiaine kaldığında Pamira yavaşça yerinden doğruldu ve korkulara yaslandı.
"Sizden birkaç yüzyıl sonra burada bir bebek doğdu. Bir bakirenin bebeğiydi. Bu onu kutsal kıldı ancak bakire kadın bunu kimseye inandıramadı. Adı değişir; Maria, Mary, Marie, Meryem... Ancak gerçek değişmez. Meryem yaratan Tanrı'ya dua etmişti ve bakireyken hamile kalmıştı. O da Efes'te sığındı. Ve bebek doğdunda bir süre her şey iyi gitti. Aslında sizden sorna Yahudiler gelecek. Hz Musa ve Davud ve birkaç korkunç olay daha olabilir. Ya da oldu mu? Büyük Tufan Yunan efsanelerinde de vardı sanırım. Şuan kaçıncı ırk? Taş ırk mı, çamur ırk mı?"
Pamira'da DEHB vardı. Asla bir konuyu düz bir çizgide anlatamazdı. Saçları da bundan nasibini alırdı. Güzel siyaha çalan koyu kahverengi saçları her daim dağınık olur ve gözleri önüne düşerdi. O güzel lacivert hareli gözleri gölgelerdi bir de burnunun üzerinde yer alan o mavi damarı. O damar yok muydu o damar en sevdiği yeriydi Pamira'nın. Saçları yine böyle o sevdiği damarı üzerine düşmüşken keskin bakışlarını onlara dikmişti. Bakışı Cyrus'u bulduğunda Cyrus ona öfkeyle baktı ve hırlarcasına konuştu.
"Ne ırkından bahaediyorsun?"
Başını iki yana salladı Pamira ve ellerini saçlarına götürüp onları düzeltti. Dudaklarını ıslattı. Onları işaret etti. "İnsan ırkı. Biz mesela sizin inancınıza göre taş ırkız. Siz çamur musunuz yoksa Tufan çoktan oldu mu?" Pamira Cyrus'un karışan kafasına dair izler yakalarken birden anladığını fark etti. Onda da muhtemelen DEHB vardı ve odaklanması da zorluk yaşıyor olmalıydı. Yavaşça konuştu. "Taş ırk. Tufan oldu." Pamira saçlarını karıştırırken yere baktı. Açıkça dinler tarihini sevmezdi. Ancak şuan bilgisi de çöp olmuştu. Kfasında tatmaya çalışırken iyice düşüncesi sapınca nefes alarak yerine oturdu. "Biraz daha burada kaşmalıyız ve araştırmalıyız. Tamaksha biraz bekleyecek."
Augustine öfkeyle üzerine yürüdü kızın. "Aklını mı kaçırdın sen Türk? Ne demek nekelemliyiz. Amazonlar'ın yeni kraliçesi bir ordu toplamış üzerimize geliyor!" Pamira ona baktı. İç çekti. "Ailen nir sır saklıyor Augustine. Ve bu sır Tamaksha'nın ordusunu yerle bir edebilir. Çünkü..." Cyrus'un elimde hala daha ağlayarak haça sarılmış ve dua eden Valencia'ya yaklaştı. Kızın elinden haçı çekti. Valencia bir anlığına boşluğa düşse de toparladı ve kıza baktı. Pamira ise haçı havaya kaldırdı. "Bunun sahibi olan her kimse kaybolmuş." Haçı tekrar yavaşça Valencia'ya verdiğinde kız minnetle baktı. Bu kızı bazen gerçekten Mary'e benzetiyprdu. Kraliçe Mary, kanlı Mary... Valencia birkaç gündür burada olmasından dolayı kendisini bir buhranda bulmuş olabilirdi ne kadar gülse de. Onu biraz kendi ve inancı ile yalnız bıraktı.
"Konuya dönersek, dinler geldi. Yaratan'dan. Yani sizin için Kaos diyebilirim. Kaotik olmaktan çıkan ve tanrılar ile bir burayı ve bizi yaratan en yüce ve güçlü yaratıcı. Önce yahudilik geldi ancak bakire Meryem'in bebeği biraz daha farklı bir inanca sahip olacaltı. Hristiyanlık. Bu Türkçesi. Yabancı adı ise Christian bildiğim kadarı ile ki bu da Chris'in soyundan giden demek. Bebeğin adı Jesus Chris. İsa Mesih yani. Gabeiel'in, Cebrail'in, getirdiği Tanrı'nın sözlerini halka anlatmaya çalıştığında pek de iç açıcı şeyler olmadı. Onu çarmıha gerdiler. Ellerini ve ayaklarını çivilediler yani. Ona ihanet eden Yahuda idi. Havarilwrinden birisi. Hatta öyle ki ruhu geri geldiğinde ve mucizesi geröekleştiğinde havarilwrinden birisi yoktu ancak o onun yaralı eline ve mızrak ile delinen göğsüne elini dokunmadıkça inanmayacağını demişti ki İsa Mesih bu duruma kırılmış olacak ki geri geldi ve kendisine dokunmasını istedi. Yaralı ellwrine ve kaburgasına... Bu durumun öncesi ve sonrası var. Tanrılar katledildi. İnançlılarca. Şeytanın uşağı ilan edildi. Samuel'in yani. Veya diğer adı ile Mefisto'nun. Öyle bir hal aldı ki siz silindiniz. Kahramanlar sadece eğlenceli hikayeler olaral kaldı. Krallarınızın adı unutuldu hatta Symyrna'nın esasen gerçek olayı dahi unutuldu. Symyrna'ya bir kral atamdığından dahi insanlar habersiz. Sadece tanrıların umursamazlışı anlatılıyor. Zavallı insanlar değil. Ancak, her rahip ve rahibe tanrılarının ile savaşmak üzerine eğitilir. Demon dediler onlara ve bunun bir adı dahi var. Demonoloji. Her rahip ve rahibe bunu bilir. Ancak eğer bulduğunuz şeyi bir rahip kaybettiyse rahibin nerede olduğunu bulmaluyız. Ancak öyle kolayca kaybolacak kişiler değiller. Siyah cübbe giyen ve sürekli Yaratan'dan bahseden kişileri görmemezlik yapamazsınız."
Pamira giderek hiddetlenen sesi ile onlara dönmüştü. Sesinde alevler vardı. Hafif hafif kaynamaya başlamış bir volkan vardı. Çünkü bazı şeyler tersti. Hem de çok tersti. İçindeki bütün sözler ona bir şeylerin gizli ve ters olduğunu bunun da bu rahiplerle bir ilgisi olduğunu düşünüyordu. Karşısında oturan Antik insanlar duyduklarını biraz olsun sindirmeye çalışırken Cyrus gördüğü görüyü biraz olsun anlamıştı. Bunu Pamira 'ya anlatmak için rafa kaldırdı.
Pamira sakinleşmeye başladığında Alora başını kaldırdı ve Jasvel'e baktı. Jasvel onun dediğini anlamış gibi bir süredir gözüne takmadığı gözlüklerini takıp mırıldandı. "Teleferik dağında manastır yok muydu? Orayı arıyorduk hatta. Ancak buraya gelmiştik. Manastırın kaybolduğu rivayet ediliyor. Sizce buraya gelmiş olabilirler mi?"
Jasvel eliyle sorduğu soruyu desteklemek istercesine onları işaret etti. Pamira, Alora'nın ne kadar gergin ve Jasvel ile konuşmaya hevesli olmadığını anlıyordu ancak arkadaşı onu onaylama ihtiyacı ile konuşmaya başlayacağı esnada keskin bir ses konuşmayı başlamadan bitirdi.
"Yeter bu kadar savsata. Dua edin de bizi kimse duymasın. Tanrılara ihanetten idam edilirsiniz. Bilirsiniz siz gelecekten gelenler, Sokrates idam edildi."
Alexander hınçla odadan çıktığında Augustine de dahil herkes onun gibi birisinin öfkesi ile şaşalasa da Augustine sessizce arkasından gitti.
"Şimdi de birbirlerinin karakterlerini mi alıyorlar? Yüzleri yetmedi sanırım." Alora göz devirerek demişti. Jasvel bu sözlere onunla kavgalı olduğu için kayıtsız kalmadı. "Ne o karıştıracaksın da yanlış erkeğin altına yatacaksın diye mi korkuyorsun? Tatlım sana fark etmez sanıyordum." Bu iğneli ve kana susamış sözleri söyledikten sonra bir saniye dahi beklemeden içeri adımladı. İçeri giren biraz sıska ve kesinlikle kahramana benzemeyen erkeğin arkasından Alora dudak sarkıtarak baktı. Pamira Valencia'ya baktığında kızın nihayet kendi dini inanışını toparladığını gördü. Valencia kızın yanına oturduğunda Alora sadece omuz silkmekle yetşndi. Gözleri dolu doluydu çünkü daha kazanmadan kaybetmişti sevgisini. Aslında belki de her şeyini. Pamira arkadaşının gözlerindeki pişmanlığı göreniliyordu. Yavaşça bakışlarını kaldırdı Alora ve Valencia'ya döndü. "Jasvel'e bunu yapmak istemedim. Tamam iğrenç bir arkadaşım. Pamira'nın sevdiğini bile bile Jareel'ı bekledim dahası herkesle de flört ettim. Tamam normal veya düzgün bir kişi değilim hatta belki bir fahişeyim ama..." Pamira öfkeyle kızın üzerine yürüdü. Her şeyi kabul ederdi ama Jareel'ı sevdiği bilinirken nasıl en yakın arkadaşı onu beklerdi? Hiddetle yüzüne bağırdı. Sinirden elleri titriyor, o kızın tatlı yüzünü parçalamak, küçük bedenindeki tüm kemikleri ise ezmek istiyordu. "Ne demek bekledim?" Alora ellerini ona uzattı. "Ben çok çok özür dilerim. Sadece..." Sözü Pamira Vera İye'den gelen bir tokatla bölündüğünde Alora şaşırmış şekilde kıza bakıyprdu. Sanki her yaptığı doğruydu onun için de Pamira'nın abartması hatalıydı. Ya da bir diğer ihtimalle Pamira o anın öfkesi ile kızda her daim olan melankolik ifadeyi yanlış yorumlamıştı. Her halükarda dışarı fırladı.
Aslında bu saatte dışarıda bulunmamalıydı. Güneş barmıştı dahası kadınlar gün yüzüne dahi dışarıya çıkarmıyorlardı. Hiçbir hak ile. Evde durup temizlik yapıp kocalarına güzel görünmek dışında ,bir de çocuk doğurmak ki bu durumda çoğu ölüyordu, pek de fazla bir vasıfları yoktu. Dahası etraflarında bir erkek olmadan bir kadının dışarı çıkması açık bir dille bir çağrıydı ki Amazon hakimiyetinden geçmiş ve baskılanmaktan usanmış erkekler bu ipin koptuğu ve toplumun yozlaştığı tarihlerde pek de kadının rızasına bakmaksızın bunu bir davet olarak alıyorlardı. Zaten kadının konuşması dahi bunu imgeleniyordu. Kadınların bir köleden daha kötü olduğu bu dönemde Pamira neden ve nasıl ve kime güvendiğini bilmeden dışarı çıkmıştı bilmiyordu.
Bir süre limandan indiği denzn kenarında yürüdü. Deniz birkaç bin yıl sonra daha aşağıda olacaktı. Kendi kendine kıkırdadı. Şuan belki de İzmir'deki çoğu alan ya yoktu ya da sadece ağaçtı. Çıplak ayaklarına suyun altında taşlar batmasını önemsemedi. Sadece yürüdü. Kafasının içinde bir saldırı fikri dönse de bunu önemsemeyevek kadar yorgun, şaşırmış, öfkeli ve kırgın hissediyprdu dahası tüm bu itiraflar dönerken Jarrel'ın ta kendisi orada duruyprdu ve bir de Cyrus vardı. Tüm aşk ilişkisi birbrime girmişken ve muhtemelen evde kalmışken, dahası bu zamanda kaderi olduğu iddiası ile bir yere kığırdayamıyprken başında bir de ellerinde ipucu niyetine bir haç olan kaybolan Rahipler vakası ve beklemeye aldıkları bir süikast girişimi vardı. Bir ek olarak daha Amazonlar kapılarına dayanmak üzerelerdi. O kadınların acıması yoktu hele de kraliçe Tamaksha isimli bu kadın bu kadar delirmişken kimseye amanları olmayacaktı. Herkesi kılıçtan geçireceklerdi. İçindeki feminist ruh eşitliği savunurken onu susturdu. Bu çağda eşitlik yoktu. Erkekler sürekli onları sadece cinsel bir obje olarak görüyorlar iken hele hiç yoktu.
Düşüncelerinin gidişatı kolunun tutulması ile bölündü. Pamira korkuyla gerildiği gibi yumruğunu sıktı ve arkasındaki kişiye salladı. Cyrus çevik nir hareketle kaçarken yumruğu tuttu. Şaşkın mavi gözleri gece dahi parlaktı ki Pamira bunu sorguladı. "Sen napıyorsun?" Pamira irkilerek başını salladı. "seni başkası sandım." Cyrus kolunu ve yurmuğunu bırakıp kafasını geriye attı ve güldü. Pamira kendisine ondan nefret etmesi gerektiğini derken yine de nefret ettiği adamın bir tanrı çocuğu olduğunu kabullendi. Ne tanrıydı ama. Apollon'un oğluydu. Ondan bir parça ilahilik almış olmalıydı. Cyrus tekrar ona baktı. "Evet başkası olsaydı o yumruk gayet iş görürdü." Pamira bu söz üzerine kaşlarını çatarken o yurmuğu yine de atmaya karar verdi. Elimi salladı ve Cyrus'un elmacık kemiğine yumruğu indirdi. Cyrus şaşırmış bir halde elini yüzüne götürdüğünde sırıttı. "Çalışırsan gayet de sıkı yumrukların var leydim. Bence sizi şuan eğitebilirim."
Tehditkar bir adımı ona attığında Pamira bir adım geriledi. Cyrus onun üzerine doğru ilerlerken o gerilmişti. Ancak durmaya karar verdi. Belki o kaçıyor olduğu için üzerine geliyordu. Dizleri suya girecek kadar gerilemişti. Durdu orada. Cyrus da peşinden geldi. Bir erkek üzerinde bir parça kumaş varken hele de bu bir parça kumaş elbise şeklinde iken nasıl bu kadar yakışıklı olurdu. Tüm bu düşüncelerine ramen tek kaşını kaldırdı ki o esnada oğlan tam karşısındaydı.
"Şu eşitlik nedir leydim?" Pamira güldü. "Anlamazsın." Cyrus ona doğru eğildi. Amacı onu taciz etmek değildi. Aksine ona yakın olmayı seviyprdu. "Anlatırsan anlarım. Unuttun mu ben tanrı çocuğuyum." Ellerini omuzlarına koyup uzaklaştırdı kendinden Pamira. "Sen benim dışarıda gezmeme ve bunun sonuçlarına latlanamazsın. Sen benim istediğim khitonu istediğim şekilde giymeme de. Seninle evlendikten sonra saçlarımı şalla örtmek zorunda mıyım mesela tıpkı diğer yumuşak başlı kadınlar veya Hera gibi? Desene bana Cyrus, Olimpos'un savaşçı kraliçesi dahi Zeus'un haklarına sahip değil. Dahası kral ile kraliçe eşit değil. Sen bana senin sahip olduğun hakları nasıl vereceksin? Ben o atın sırtında olmak için doğmuşken sen bana nasıl atın yanında yürü diyeceksin? Şuan İskit diyarında evlilik yaşına gelen kadınlar 3 tane kelle alır sonra da evleneceği 'yiğidi' seçer. Sen benim bunu yapmama izin verecek misin? Dahası bunu yaptığımda ya seni seçmezsem... O zaman ne olacak? Beni öldürecek misin yoksa bunu kabullenecek misin yoksa bana zorla sahip olup karın mı yapacaksın? Ah ama doğru senin gözlerini değireceğin birisi değildim ben değil mi?"
Pamira bir cevap beklemeden hızlı adımlarla ilerlemeye başlamıştı ki Cyrus arkasından seslendi. Ama kız arkasını dönüp elini havaya kaldırdı. "Dinlemek istemiyorum Cyrus. Desene küçük kahraman ben seni isteyene kadar beni bekleyecek misin ki?"
Pamira içeri girerken, Cyrus'un himayesinde olduğu bilindiği için gözler dahi Pamira'nın üzerinde durmuyordu, delikanlı arkasından baktı. Sarı saçları hilalin zayıf ışığında parlıyordu. Elleri yandaydı ve öylece onun girişini izledi. Dudaklarını kımıldattı.
"Evet. Seni beklerim Pamira. Ve sana söz veriyorum 3 kelle getirdiğinde evlenmek istediğin 'yiğit' olmak için her şeyi yapmaya hazırım."
Yiğit sözü dilinde yabancı durmuştu. Hatta bu kelimeyi Pamira sadece Türkçe telaffuz ettiği için 'ğ'yi diyememeişti. Ondan duyduğu şekilde demeye çalışsa da bozuk durmuştu ya bunu o gece duyan başkası olmadı. Cyrus bir süre daha bekledikten sonra içeir girdi. Bu sarayı aslında seviyprdu. Kral olmadan gayet de güzel ve yaşanılacak bir saraydı. Kral her şeyi biraz daha kötüleştiren bir unsurdu. Kafasında ise dönüp duran düşünceler delikanlıyı yalnız bırakmadı. Pamira Jareel'ı seviyprdu dahası birkaç binyıl sonradan geliyprdu. Bu durumda aralarındaki yaş farkı çok fazlaydı. Onun yanında kemikleri dahi toza dönüşmüş çağ dışı bir kafası olan ihtiyardan farksızdı. Jareel'ım daha yakışıklı olduğu su götürmez gerçekti. Biraz daha irdelerse Jareel kendisi aksine Pamira'nın istediği şeyi biliyordu hatta onunla büyümüş olması muhtemeldi. Cyrus zaten babasına benziyordu bu da onu pek de kadınlar arasında popüler yapmıyordu. Kendisinin oldukça farkında hissediyprdu delikanlı. Apollon ona bir lahnet göstermiş, Afrodit bir söz vermişti. Sırf o kahent ve söz için yapmadıkları kalmamıştı ama o ikisinin ta kendisi olan Pamira'ya oğlan elini dahi süremezdi. Sürse muhtemelen iğrenirdi. Aklına Jareel gelir miydi? Jareel kesinlikle gelirdi. Nyla dahi Micah yerine onu tercih ermişe benziyordu. Alora çoktan onu tercih etmişti hem de yakın arkadaşına ramen. Kendisi Micah'a böyle bir şey yapamazdı. Ki onlar en başında ortaktı hatta ilk zamanlar onu kıskanıyprdu. Bazen durumları aklına babalarını getirmiyor değildi. Apollon ve Hermes gibi anlaşoyprlardı. Ama Micah onun için değerliydi. Düşüncelerimi odaya girince tekrar Jarrel'a yöneltti. Adam sevgiyi bilmiyordu bile. Bir Zeus oğlu gibiydi. Kadınlarla sadece oynuyordu ve yine kadınlar ona çekiliyordu. Acaba Jareel'ın Zeus ile bir bağı var mıydı? Yavaşça uyuyan Pamira'nın yatağına oturdu. Kız çabuk adapte olmuşa mı benziyordu yoksa Cyrus onu zaten beklediği için ona mı öyle geliyprdu bilmiyprdu. Ama kız çok güzel uyuyordu. Saçları yastığa dağılmıştı ve kadifeleri hafifçe açılmıştı. Beyaz teni gece dahi beyazdı. Fildişi sen heykel gibi parlıyordu kız. Bir keresinde Micah ona Afrodit'in fildişi bir heykelini yontan heykeltıraşın hikayesini anlatmıştı. Dediğine göre o kadar güzeldi ki heykel adam heykele aşık olmuş ve Afrodit'e gece gündüz fildişi heykelin canlanması için dua etmişti. Tabiki aşkın tanrıçası bu duayı kabul etmişti. Üzerine de heykel adam deliler gibi aşık olmuştu. Acaba Cyrus da birkaç marul adasa Pamira'nın onu sevmesi için yardım eder miydi güzel leydi? Yavaşça kahvernegi saçları ı okşadı kahraman ve mırıldandı. "Küçük kahramanın asla sahip olamayacağı fildişi heykeli."