İçeriğe geç

Efes'in Suları

Bölüm 5 · 9 dk okuma

Efes'in Suları

Bölüm 5

Kahraman

Gecenin soğuğunda iki çocuk da titriyordu. Birisi sarı saçlı öteki kahverengi saçlıydı ki gecenin karanlığına ramen sarışın çocuk neredeyse parlıyordu. Ellerinde kılıçları ve yayları ilerlerken ay parlıyordu. Karanlıkta neredeyse görünmez olan çocuk diğerine söylendi. "Desene Cyrus, neden Hâlâ daha bu topraklardayız? Miken'den buraya geldik. Bilmediğimiz topraklara. Kahraman olacağımız söylendi ancak çok uzun sürdü." Sarışın çocuk birden durup onun burnunun dibinde bitti. "Kahramanlık öyle kolay kolay olmaz. Eğer olursa kahramanlık olmaz ve de aşkın unutma yüzlerce yıl sonra şanımız yayılsın istiyorsak eğer buradaki canavarı bulmalıyız."

Micah seslice nefes verdi. Ellerini yüzüne örttü. Gözlerini ovuşturdu. Ayakta uyumak istiyordu. "Yapma ama aylardır bu topraklardayız. Bir tane dahi canavar yok Cyrus. Eğer olsaydı Girit gibi haraç alırdı. Nereden gelecek bu insan kanı? Kandırıldık." Cyrus öfkeyle iç çekip onun yakasını tuttu. "Bana bak Hermes veledi, bir kez daha ağzını açarsan seni buraya gömerim. Bir daha doğduğun topraklara gidemezsin." Micah'ın gözleri gece karanlığında korku ile büyürken seslice yutkundu. "Anlıyorum. Hey şu tarafta bir tapınak var. En azından geceyi geçirsek?" En başından beri gözüne kestirdiği ay ışığında parlayan beyaz mermerden tapınağı işaret ediyordu. Tapınakta olması gerekenin aksine meşaleler yanmıyordu. Tedirgin edici bir sessizlik vardı. Sessizlik karanlıkla bir olmuştu. Her tarafta kol geziyor ve sanki sessizlik konuşuyordu. Sessizlik ilk defa oldukça gürültülü idi. Sanki buraya asla gelmeyin diyordu da Micah bunu anlamayacak kadar sağırdı.

Birlikte tapınaktan içeri girdiler. Önden her zamanki gibi Micah gidiyordu. Yolları iyi bilir aklından asla çıkarmazdı. Zihninde her herin haritası vardı sanki ki yolcuların tanrısı olan babasından bu özelliğin geçtiği oldukça belli idi. Tapınağın içinde yanan bir veya iki meşale vardı ya da yoktu. Içerisi dışarıdan daha karanlıktı. Sadece tapınağın sütunları arasından ay cılız ışıklarını zor içeri ulaştırıyordu. Cyrus yanan meşgalelerden birisini alıp etrafa tutarak karanlığı kovmaya çalıştı. Birlikte tapınakta yatabilecekleri korunaklı bir köşe arıyorlardı. Rüzgârın çok uğramayacağı, bir canavar girerse yem olmayacakları veya ellerindeki birkaç drahminin çalınmayacağı. Aralarken Micah tiz bir ses duyduğunu sandı. Cyrus'un kolunda yakalayıp dinlemesini rica etti. Etrafa kulak kabarttılar beraber. Bir kadın ağlıyordu. Kesinlikle bu tapınakta en az bir kişi vardı.

Sesi takip etmeye başladıklarında korkunç gerçekleri görmeye başladılar, daha fazla kör kalamadılar. Gece daha fazla o vahşeti kabul etmedi. Yerde ölüler vardı. Kolları kesilmiş, bedenleri çıplak ve yerde yüzükoyun yatan rahibe ölüleri... Sese sonunda ulaştıklarında bir heykelin ücra köşesine sıkışmış bir kız olduğunu gördüler. Kız titriyordu. Gözleri korkudan büyümüştü. Yemyeşil gözleri kızarmıştı. Burnu, yanakları ve dudakları kızarmıştı. Beyaz tenimde ateşte parladığı kadarıyla morluklar vardı. El izleri yırtık elbisesinin açıkta kalan kısımlarında ortaya çıkmaya çalışsa da kız elbiseyi sıkıca kendisine bastırıyordu. Micah ona elini uzattı. "Leydim iyi misiniz?" Kızın çığlığı tapınağın beyaz mermerlerinde sekti. Korku ile parlayan gözleri daha da büyürken ona doğru küçük ve güçsüz yumruklarını salladı. Micah sıkıca ona sarıldı. Saçlarını okşadı. Şeytan tüyü vardı onda, sesi sakinleştirirdi. Mırıldandı. "Hey size zarar vermeyeceğim güzel leydim. Sadece burada kalacaktık. Sizi koruyacağım leydim. Buradayım. Her daim burada olacağım." İstemeye istemeye sakinleşip yumuşarken onun özlediği yuvasını andıran sesini dinlerken sokuldu. Micah kızın siyah saçlarını, kanla kaplanmış ve keçeleşmişti, okşarken Cyrus sordu. "Neler oldu burada?" Kiz titremeye devam ederken Micah onu kucakladı. Hızlı adımlarla dışarı çıkardı. Peşinden de Apollon'un sarışın oğlu gelmişti. Mırıldandı. "Kim bunu yapmış olabilir?" Kız hıçkırdı. "Kralın adamları... Rahibeleri kendilerine metres almaya çalıştılar. Direnince de hepsini öldürdüler. Ve sonrası..." Sustu kız. Sıkıca oğlana gömüldü. Sıcak gözyaşları Micah'ın tuniğinden içeri sızarken alnına sakinleşmesi adına bir öpücük kondurdu. Herkes orada olan vahşeti biliyordu. Ne kadar ileri gidildiğini biliyorlardı. Neyi aldıklarını, nelerin feda edildiğini biliyorlardı. Micah'ın boynundan bir mırıltı yükseldi. "Ben saklandım. Üzerime bir arkadaşım düştüğünde kaçtım. Her yanım kan oldu. Kendi kardeşlerimin kanları içine düştüm. Defalarca yakalanıyordum ama gözlerden kaçmayı başardım. Kimse kalmamış siz girdiğinizde onlardansınız sandım. Ve tekrar saklandım. Çok korkuyorum."

Micah onu hiç yorulmadan denizin kenarına kadar taşıdı. Ay gökte tabak gibiydi. Kızı denizin kenarına bıraktığında kızın oraya ait olduğuna kanaat getirdi. O bir nimfa idi. Kız onun ellerini bırakmamıştı. Korkuyla sıkıyordu ve gece karanlıkta seçilemese de eklemleri beyazlıyor olmalıydı. Mırıldandı. "Bırakma beni, lütfen." Micah onu sıkıca tuttu. Asla bırakmadı ama anlamadı da. "Ancak burası evin." Sıkıca ona sarıldığında Micah şaşırdı. "Burası evim ama beni fark ederlerse bırakmazlar. Lütfen koru beni." Micah başını sallayıp onayladı. Saçlarını okşadı. "Yıkanman lâzım. Gir suya haydi." Başını iki yana salladı. Korkuyla onun boynuna dolandı tekrar. "Benim yanımda dur. Lütfen. Korkuyorum."

Micah bunu kabul etti. Cyrus kıyıda oturmuş beklerken Micah onunla bir suya girdi. O başında dururken kız denizde saçlarını yıkadı, bedenini ovdu. Korktu. Ağrıttı soğuk su morluklarını ve yaralarını. Hıçkırarak ağladı. Tuzlu gözyaşları tuzlu deniz suyuna karıştı. Gözleri daha da kızardı. Ama bu sefer ayakta durdu. En azından o kadar cesareti vardı artık. Yıkandıktan sonra oğlan ile kumlar üzerine çıktı.

Cyrus ona pelerinini sardı. Onu küçük kız kardeşi gibi görmeye başlamıştı. Ona kardeşini anımsatmıştı. Ölen kız kardeşini. Bir erkeğin elinde ölen kiz kardeşini. O günden beri bir kadına isteği dışında yaklaşmamış, ben erkeğim sözleri ile onu istemeyen bir kadını öpmemişti. Kız kardeşi kollarında ağlayarak ve ölmek istemediğini haykırarak son nefesini verdiğinde o herifi öldüreceğine yemin etmişti. Bu hayatta olmasının iki sebebi vardı. İlki kardeşinin kanını yerde bırakmamak, ikincisi ise bir kahraman olmak. Kardeşini öldüren adam bir aristokrattı. Dahası Teselya'nın krallarından birisi idi. Ve ona dokunamamıştı. Kahraman olmadan dokunamazdı. Kahraman olarak döndüğünde ise o herifin kellesini omuzları üzerinde bırakmayacaktı. Yola çıkmıştı. Uzun bir süre kendisi dolaşmış, küçük kahramanlıkların dahasını yapamamıştı. Yolda yürümeye devam etmişti ki babasının kanından olan görüleri başlamıştı. Micah'ı görmeye başlamış, o onu bir düelloda karşı tarafı kandırarak kurtardığında ise her şey daha da berraklaşmıştı. Birlikte yollarına devam etmişlerdi. Bir gün görülerinde insan kanı içen, siyah cübbeli adamları yiyen, komik giyimli insanları yiyen bir canavarı gördüğünde ve o sahilin Ege sahillerinden birisi olan Efes olduğu dendiğinde bu büyük kahramanlık için yola koyulmuşlardı.

Şimdi buradalardı. Bir kız bulmuşlardı. Evsizlerdi. Her şey karanlıktı. Önlerini dahi göremiyorlardı. Muhtemelen artık üç kişilerdi. Kıza birden sarıldı. Kardeşine benzerliğine ve yaşadıklarına sarılırken yandı. "Adın ne kardeşim?" Kız burnunu çekip sarıldı. Gözlerini kırpıştırdı. "Nyla efemdim." Uzaklaşıp alanında öptü. Gözlerinin içine baktı kızın. "Bana ağabey de Nyla. Ben senin gibi bir kız kardeşimi kaybettim. Bana ağabey de. Ben senin ağabeyinim bunda sonra Nyla. Hiçbir erkek sana bir daha dokunamayacak." Nyla burnunu çekerek sıkıca kollarına atladı. Sıkıca sarıldı, kaldı bir süre öyle.

Birlikte şafak sökerken yürüyorlardı ki karşılarına gelen askerler ile affalladılar. Mızraklı askerler onlara dik dik bakarken kızı da düşmeyi ihmal etmiyorlardı. Bir tanesi Nyla'nın koluna yapıştığı anda Cyrus öne atıldı be askerin bileğini kavradı. "Ona dokunamazsın." Asker gülerken bağırdı. "Kral başıboş güzel kızları istiyor." Nyla ne için istediklerini biliyordu. Hıçkırıklarına mâni olamadı. Yalvaran gözlerle Cyrus ve Micah'a bakarken Micah atıldı düşünmeden. "Zaten başıboş değil. O iki tane kahramanın esiridir. Siz nasıl bir kahramanın kadınına dokunursunuz?" Cyrus ona ne yapıyorsun der gibi bir bakış atsa da geri adım atmadı. Askerler şüpheye düşerek kavga ederken en sonunda onları da alıp krala gitmeye karar verdiler. Kollarından tutarak sürüklediler. Kralın huzuruna yaka paça çıkarıldıklarında ise Cyrus ne diyeceğini bilmemekle beraber Micah oldukça sakin ve özgüvenli idi. Kral Danerius gözlerini onlara dikditiğinde titreseler de kendilerini toparlayabildiler ve nihayet askerin sözleri bittiğinde kral onlara döndü. "Söyleyin bakalım, siz kahraman iseniz kahramanlıklarınız nelerdir? Hikaye dinlemeyi severim. Anlatın."

Cyrus korku ile Micah'a baktı. Kendi kahramanlıklarını kimse kahramanlık saymıyordu, Micah bunu biliyordu. Rahatlıkla ellerini salladı. Micah'ın gözlerini yakalamaya çalışsa da başarılı olamadı. Micah ayaklarını sağlamca basarak öne çıktı. "Ekselansları, ben lord Hermes' in oğlu Micah. O da lord Apollon'un oğlu Cyrus. Biz dört seneyi aşkın süredir gezgin olarak kahramanlıklar yapıyoruz. Tebai'de saldırılarda bulunan maislar ile savaştık. Delilik ruhları sadece akıllı beyinleri isterler. Elimize kılıcı aldık, ve her birisinin kellesini yerlere düşürdük. Limnos'da dadanan bir emposiayı yanımıza da kattık ve oradan Sparta'ya geçtik. Sparta'da ayaklanan savaşçılar vardı hatırlarsınız. Siz de asker göndermiştiniz, o ayaklanmayı bastıran bizdik! Elimizde kılıçlarımız ile kahvaltıda kaya yiyen herifler ile savaştık. Emposia onların kanlarını içerken biz de kılıçlarımızı temizledik. Oradan..." Sözünü kesen içeri giren kuzguni saçlı bir oğlandı. Beyaz teni, uzun boyu ve belindeki kılıcı ile talimden çıktığı belliydi. "Baba karım burada mı?" Kral ona baktı. Gözlerindeki parlaklık söndü. " Kızın erkeği varmış oğlum. Bir kahraman." Oğlan omuzlarını silkti. Önemsememiş gibiydi. "Yani? Karımı almak istiyorum."

Cyrus sinirden köpürdü. Oğlana dik dik bakmaya başladığında çoktan Nyla'yı arkasına almıştı. Oğlan dönüp Cyrus'a baktığında kaşlarını havaya kaldırdı. "Gerçekten mi? Sarışın cılız bir çocuk mu? Karımı verin bana." Kraliçe araya girmeseydi Cyrus kılıcını çekip oğlanın kafasını koparacaktı. "Augustine, kılıcını çekip bir kahramanla kanı bozuk bir nimfa in savaşmana izin veremem." Oğlan gözlerini devirdi. İç çekip omuzlarını silkti. "Ama ben istiyorum."

Cyrus ve Micah gözlerini zindanda açmışlardı. Bronz zindanın sadece bir havalandırması vardı. Içeride olan insana bir işkenceye dönüşen zindana Cyrus'un prensin üzerine atlaması ile gitmişlerdi. Cyrus defalarca kez suratını yumruklayıp ezmişti. Prense ait kızıl sıvı parmaklarından akmış ve kollarına yayılmıştı. Prens mermer zeminde uzanırken kral Danerius bağırarak muhafızları içeri katmış, sürükleyerek götürmüşlerdi. Cyrus ona dik dik bakan ama yere yığılmış Micah'a omuz silkti. "Pişman değilim hak etti." Micah göz devirmeye çalışsa da bayılmak üzereyken sadece gözleri kaydı. "Söylesene bana Cyrus, sen buradayken o kızı kim koruyacak?" Cyrus iç çekip kapıyı yumrukladı "Fokunmaya cürret edemezler kaldı ki yaralı." Sonra da bağırdı dışarıya doğru. "Bir kahramanı böyle öldürdüğünüz duyulursa lametlenirsiniz ekselansları. Babam sizi asla sağ bırakmaz. Sizi ve soyunuzu bu sarayda öldürür."

Tehdidi ve bu tehdidi destekleyen Apollon'un belli olmayan tavırları ile ulakların birden hastalanması üzerine, Hermes ve Apollon'un ortak uyarısı kabul ettiler, birkaç gün sonra çıkarmışlardı. O gün içerisinde kralın iki oğlu da kahramanların sözlerine saygı duymuş ve Nyla'ya birisinin yaklaşmasını önlemişler, ona en iyi odaları vermişlerdi.

Augustine ve Alexander arasındaki dostlukları böyle başlarken anne ve babasından çocuklar kadar nefret etmeleri de bu sayede ortaya çıkmış oldu. Onlar birbirlerine her şeyi anlatırken ve Symyrna'da hayatta kalmayı öğretirken korkunç bir gerçek daha gün yüzüne çıkmak üzereydi. Symyrna Kalesinin duvarlarını inleten kana susamış bir canavar kralın cadı eşince bulunan korkunç bir çözümle dizginleniyordu. Minator'dan daha korkunç olan bu çözüm büyük bir titizlikle gizlenirken canavarın sesi gitmesin diye bir gece ansızın yerini bir başka alana taşıdırlar. İnsanlarsan uzak, dizlerine kadar su dolu bir mağaraya. Bu sualtı mağarasında canavar ona sunulan yeni kanların tadını çıkartırken Cyrus bir gün kale duvarları arasında asla anlamadığı bir sembol buldu. Artı şeklinde olan süslü inci bir kolyeydi bu ve onu olacağı büyük kahramana başka hiçbir bulgu bu kadar yaklaştırmamıştı.

O görüleri görürdü ama o sembolde anlamadığı kadar yıkım gördü. Bir adamın ellerinden ve ayaklarından kocaman bir çarmıha gerildiğini, insanların ağladığını, göğe yükseldiğini gördü. Ama anlamadı. Denen sözleri de olanları da sonrasında gördüğü o şaşalı şapalleri de yorumlayamadı. Sadece bir kez bunun eşiüine geldi. Pamira ona artık tanrıların olmadığını söylediğinde. Ama tüm taşları oturtması için önce kaybolmuş veya gelecekte ortaya çıkacak taşları da bulmalıydı. Cyrus bunları bulmaya babasına söz verdi.

Bölüm sonu

4 yorum