Pamira terasa oturmuştu. Burayı ve onun bildiği denizden çok uzak olan denizi izlemeyi seviyordu. Korkuluklara doğru dayanmış yarı kısık gözlerle izlerken ne zaman göğe veya denize baksa aklına Cyrus geliyordu. Gözlerini kapatıp aklından atmaya çalıştı. Ancak gözlerini kapattığında gördüğü şey sadece bir çift mavi gözdü. İç çekti. Başını kolları arasına sakladı. Jareel ile Cyrus arasında kalmıştı. Onun bir başkasına gözlerinin değmesini istemese dahi bunun hayatındaki yerini sorguluyordu. Kendisini berbat hissetmenin eşiğindeydi. O eşikten sadece her şeyi berbat ettiğini düşündüğünde geçecekti. Ağlayacağını hissettiği an omzuna konan el ile irkildi. Başını kalsırığ baktığında gözlerini her kapattığında karışısında duran mavi gözlerce kucaklandı. "Umarım müsaitsin. Sadece konuşmak için geldim. Belki bana birkaç ley öğretirsin. Orada hayat nasıldı?" Gözlerini Pamira gibi denize dikti. "Biz öldüğümüzde, bunu demek hayal ettiğimden daha zor, nasıl andılar bizi? Adımıza şarkılar söylenmeye devam etti mi?" Pamira ona dönerek oturdu ve yavaşça oğlanın sözlerini düşünmeye başladı. Birden aklıma gelen diğerleri ile atıldı. "Onlar, onlar nasıllar?" Gülümsedi delikanlı. "Nyla ve Micah iyi iş çıkarmışlardır. Merak etme sen." İç çekti Pamira. Parmakları ile oynadı bir süre. "Aslına bakarsan çoğu kişi kimseyi tanımaz oldu. Türkçede insan arapçadan gelir. Unutmaktan türemiştir. Unutur yani. Her şeyi unutur. Olan olaylar unutmak içindir. Sevilmek ve sevmek unutmak içindir. Her şey insan içindir derler bizim oralarda. Yanı gelecekti burada sanırım. Ama yani unutuldular. Herkes. Bu dünya ne sana bana da kalır, sultan Süleyman'a kalmamış." Cyrus'un gözleri büyüdü. Anlamadığı çok şey olduğunu biliyordu. "Sultan Süleyman?" Gülümsedi Pamira. Aslında o Süleyman'ın kim olduğunu o da bilmiyordu. "Bu bir Türk değişi. Aslında bilmiyorum hangi Süleyman. Bir şeytanları hükmeden onun ölümüne şeytanların dahi ağladığı Süleyman var, bir de Türk hakanı olan ve imparatorluğun en büyük durumuna gelmesini sağlayan Süleyman. Kanuni lakabı. Kanuni öldüğünde bir elimi dışarıdan bırakın ki koskoca Süleyman dahi buradan eli boş gitmiş desinler demiş. Bu nedenle bilmiyorum. Ama hangisi olursa olsun ikisi de çok güçlü ve onlara kalmamış Cyrus. Bize mi kalacak?"
Cyrus başını sallayarak sakalsız suratını sıvazladı. Düşünceliydi. Yıkılmıştı. Hayatı büyük bir kahraman olup çağlar boyunca hatırlanmak için heba olmuştu. Ege denizini izlerken kız konuştu. "En büyük kahramanlar kim? Perseus değil mi? Onun soyu olduğunu anlatmıştın. Bizim zamanımızda ondan bir efsane diye bahsederler. O bir kahramandır. Bir hikâyenin ana kahramanıdır sadece. Basit insanların basit hayalleri derler. Tanrıları yok sayarlar. Ama sen Lord Apollon'un oğlusun. Bu var olduklarının kanıtı ama bizim zamanımızda onlar yoklar." Cyrus ona doğru eğildi. Dudakları titredi. "Ne demek yoklar Pamira? Koskoca tanrılar?" Pamira ellerini tuttu oğlanın. Okşadı yavaşça. "Sizin gibi olanları katlettiler. Şeytanın oğulları saydılar tanrıları. İnançlılar filozof dahi olsa öldürüldü. Hypatia adında bir kadın vardı. Taşlayarak öldürüldü. Cadı ilan edildi. Kâfirdi." Cyrus'un gözlerinden birinden bir yaş damladı. "Cadılar kötü mü kabul edildi?" Pamira şokla ona baktı. "Yakıldılar Cyrus. Bunları sonra anlatmamı ister misin?" Cyrus titredi. Korkuyla etrafına ve ellerine baktı. Yutkundu. Titreyerek gözleri terasları dolaştı. Ardından ona doğru sokulup kolları arasına girdi. Başı kızın boyun boşluğunda uzanıyordu. Nefesi boynunu gıdıklıyordu. Dudakları nefes aldığı her an boynunu tüy gibi yalıyordu. Yutkundu. Kıpkırmızı kesildi. Kalbi ağzında atarken oğlanın elini tutması ile gözleri onu buldu. Yüzünü göremiyordu ama boğuk fısıltısını duyuyordu. "Saçlarımı okşar mısın? Saçlarımı kimse okşamadı ama şuan gerçekten birisinin kalbinde yaşamaya ihtiyacım var."
Pamira yavaşça kıvırcık sarı saçlarında parmaklarını dolaştırırken gülümsedi. Yumuşacıklardı. İpekten daha yumuşaklardı. Biraz daha kendine çekmek ve saçlarını sevmek adına hamle yaptı. Ona doğru döndü. Kendine çekti. Burnunu ister istemez saçlarına gömdü. Burnuna dolan deniz kokusu ile gülümserken kulağı dibinden gelen sesle irkildi. "Çok hoşuna gitti değil mi?"
Oradan sonra her şey çok hızlı oldu. Cyrus onun belinden tutup minderler üzerine yatırdı. Saçlarını dağıtıp onu yukarıdan süzdü. Dudaklarını kızın yüzünde gezdirdi. Dudaklarını bulup buluşturdu. Bir süre tadını çıkardı. Belindeki ellerini karnına oradan göğüslerine çıkardı. Onları okşayıp sıktı. Khitonunu tutan iğneyi çıkardı. Boynundan öperek khitonu sıyırdı. Pamira hafifçe inledi. Elleri saçlarına yapışmış gibiydi. Üzerinde süzülen oğlana bakmak istese de gözlerini açıp aydınlık göğe baktığında dahi utanıyordu. Kuşlar cıvıldarken ve kızgın ışık gökte iken gözlerini sıkıca kapattı tekrar. Cyrus dudaklarını açtığı göğüslerine değirdiği an kız kendisine geldi. Hızla doğrulup khitonunu düzeltti. Yüzü kırmızıydı. Teni yanıyordu. Örgülerinden fırlayan saçlarını elleri ile geriye attı. Derin nefesler alırken Cyrus ondan farklı olmayan nefesi ile konuştu. "Ben... Çok güzelsin. Ah gerçekten çok güzelsin. Ben sadece sana sarılacaktım. Ben..." Nefes nefese kendini onun bacaklarına attı. Beline sıkıca sarılıp orda dururken kızın kalkıp gitmemesi için dua etmekten başka seçenek görmedi. "Çok güzeldin. Ben, ben seni öperken saçlarımı sevdiğini hayal ettim ve..." Pamira sadece sessiz kaldı. Olanı anlayamamıştı dahi. Kalkıp gitmek istese de bir şey onu tuttu. Belki de Cyrus'un ona tekrar gömülmesi ve altın saçlarının avuçlarını gıdıklamasıydı.
Khitonunu iğnelerken gelen ses ile teras kapısına döndü. Valencia orada durmuş ikisini süzüyordu. Kahverengiden kızıla çalan saçları hala daha topluydu. Bir teli dahi dışarı fırlamamıştı. Açıkçası Pamira arkadaşının bu görüntüsünü bir tanrıçaya benzetmeden edemezken kendisinin dağılmış olduğunu idrak etti. Valencia dik bir bakış yolladı ona. "Pamira gelir misin? Konuşamamız gerek." Cyrus bu beklenmedik misafir ile tadı kaçarak yerinden kalktı. Pamira kalkması ile yerinden bir kez sıçradı, ardından ellerini göğüslerinde birleştirerek hızlı adımlarla eşikte duran arkadaşı yanına geldi. Valencia onu odanın bir köşesine sürükledikten sonra saçlarındaki örgüleri tek tek çözmeye başladı. Gülmesini zor bastırıyordu. En sonunda kahkahalara boğulduğunda ise Pamira rahatlamıştı. "Ben kızacağını düşündüm." Valencia onun omzuna tutundu. Çenesini omzunun üzerine yerleştirirken oldukça keyifliydi. "Şaka mı yapıyorsun? Sonunda Jareel denen heriftem kurtuldun diye zil takıp oynayacağım." Omzunu okşadı hafifçe. Ciddileşmişti. "Ne oldu aranızda?" Pamira titreyerek ona döndü ve sarıldı. "Aslında neredeyse hiçbir şey. Kendimi neden bu kadar utanmış ve hata yapmış gibi hissediyorum? Sanki aldatmış gibiyim." Valencia onu geriye çekip süzdü. "Ne demek aldatmak Pamira? Jareel senelerdir seni görmezden geldi. Burada hala daha gelmeye devam ediyor. Sana yanaşmasının tek sebebi öyle birisi olması. Seni zerre beğenmiyor aptal. Ama tatlım sen de eğer gerçekten onu sevseydin Cyrus'a bu kadar kapılmazdın. Bu da senin aldatmadığın anlamına gelir." Pamira dudaklarını titreterek baktığı esnada içeri Cyrus girdi. Suratı düşmüştü. Elleri arkada birleşmişti. "İsterseniz sizi asma bahçelerine götürürüz." Valencia'nın harika olacağına dair sözlerini dinlemeden ise dışarı çıktı. Pamira arkasından baktı. "Ne oldu şimdi?" Valencia onun omzunu sıvazlarken kocaman güldü. "Gel de üzerini düzeltelim. Çok dağılmış duruyorsun."
Cyrus dışarıda Micah ile konuşuyordu. Onun gergin anlarına alışık olan Micah dahi o anda olan duygularını anlamıyordu. Ellerini başının arasına aldı. "Ya Cyrus, fazla mı konuşuyorsun ki? Kiz sadece Jareel'a karşı bir şeyler hissettiğini söylemiş. Sanane?" Cyrus dik bir bakış attı. Elini alnına vurdu ve ovdu bir süre. Gerginlikten saçlarını karıştırıyor, kıvırcıkları daha da birbirine giriyordu. "Anlamayacaksın. Boşversene." Micah omzuna hafifçe vurdu. Sırıttı. Micah'ın yüzünde her daim haylaz ve güvenilmez bir sırıtma kol gezerdi. "Bana bak bu kızı yatağına alsana. Sen bir kahramansın oğlum. Seni istemeyecek kız mı var?" Cyrus onu itekledi. Duvara geri yaslanıp kollarını kavuşturdu. İç çekti. "Bu olmaz. O kadında olmaz. Onu tanımak istiyorum. Beni sevsin istiyorum. Benden istediği eşitlik ne öğrenmek istiyorum." Micah kaşlarını çatıp düşündü. Artık kardeşinden daha yakın olmuş olan delikanlıyı ilk defa anlamadığını sezdi. "Eşitlik? Kimse kimse ile eşit olamaz Cyrus biliyorsun. Bu tanrıların emri." Cyrus buğulu mavi gözler ile ona baktı. Maviler ruh haline göre her daim renk değiştirirdi. Şimdi sisli bir havanın grilerine sahipti. "O zamanda tanrılar yok. Kendilerinin tahtlarını korumaktan aciz birkaç tane ölümsüz siz eşit değilsiniz dediği için bunun ne olduğunu bilmeden ölemem. Hele de kaderim ona yazılmışken." Micah dudaklarını büzdü. Kolunu omzuna attı. Burnunu çekti. "Söylesene o bahsedilen kadınsa onu sevdin mi?" Cyrus ellerini yüzüne bastırdı. Hıçkırdı biraz. "Bilmiyorum. Onun yanımda olmasını istiyorum. Ama onun sinirlenmesini de istiyorum. Sinirlensin, bana vurmak için kucağıma çıksın sonra da uyusun kucağımda istiyorum. Aşık mıyım?" Micah güldü. "Eros oklamış seni. Yaşadıklarımıza değmiş."
Pamira ve Valencia odadan çıktıklarında duvara dayanarak oturmuş delikanlıları gördüler. Micah kocaman sırıttı. "Sizi buranın en iyi yerine götüreceğiz. Dionysos'a adanan bir bahçeye. Asma bahçelerine. Çok güzel şarap yapılır oradan. Emin olun çok harika da manzarası vardır." Ağır adımlarla önden ilerlerken Cyrus kızları süzdü. "Biraz öncekinden daha çirkin duruyorsun." Pamira şaşkınlıkla bakarken elleri saçlarına gitti. "Neden öyle dedin?" Cyrus omuz silkti ve ilerledi. Kiz dudaklarını sarkıtıp arkadaşına döndü. Valencia omuz silkmekle yetinirken titrek adımlarla ilerledi. "Hey nedenini söyler misin? Biraz önce yaptıklarınla sözlerin tutmuyor." Cyrus durup döndü. Kahkaha attı. "Sen benim yanımda tuttuğum bir kadınsın sadece ve ben bir kahramanım. Emin ol umrumda değilsin."
Pamira duydukları ile neye uğradığını şaşırırken gözleri öfkeyle büyüdü ancak belli etmedi. Bit daha bir güç onunla aynı yerde durmasını sağlayamazdı. Ya da ondan etkilenmesini. Hızlı adımlar ile Micah'a yetişip onları arkada bıraktı. Sükunet ile ilerledikleri yol bitip bahçeye çıktıklarında ise yutkundu. Gördüğü en güzel bahçeydi. Mor salkımlar yakutlar gibi sarkıyordu. Bahçe çatılara kadar uzandırılmıştı. Asma ağaçları altına çardaklar hazırlanmıştı. Köle kızlar ve oğlanlar etrafta dolaşıyor, üzümleri topluyor, ayakları altında ezerek suyunu çıkarıyordu. Micah kızgın ışığın ulaşamadığı bir gölgeye kurulduğunda Pamira da yanına geçti. Köle kızlardan birisinin getirdiği koca bir tabak üzümü izlerken bir salkımını alıp yemeye başladı. Cyrus tam karşısında otururken onu süzüyordu ve Pamira bundan hoşnut değildi. "Amazonlar, onlar geri gelecek mi?" Micah omuzlarını silkti. " Bu konuda çeşitli söylentiler var. Denene göre yeni kraliçe Tamaksha taç takmış. Symyrna'ya geri alacağına yeminler ediyormuş. Kral bunun doğruluğunu öğrenir öğrenmez bir göreve çıkıp kahraman olup olamayacağınızı sordu bizlere." Cyrus bir üzümü ağzına attı. Gözlerini kısıp göğe bakışlarını kaldırdı. "Bu harika olur aslında. Amazonları yeneriz. Ama dahası onlar ile birlik de olabiliriz. Ekslenasları bizi sevmediği gibi biz de onu sevmiyoruz değil mi?" Valencia yerinden kalkıp Pamira'nın dizlerine uzanan ve Pamira'nın itiraz etmesine fırsat bırakmadan toplum içinde olduklarını hatırlatıp onu sakinleştiren delikanlıyı izlerken sordu. "Desenize, neden ona ihanet edesiniz?" Micah ona doğru eğilip fısıldadı. "Bu uzun bir hikaye. Aslında gizli de. Sana söz seni bir ara dağa çıkarıp anlatacağım."
Pamira kucağında yatan ve üzüm yiyen oğlanı görmezden geldi. "Kalk kucağımdan." Cyrus dirsekleri üzerimde yükselip mırıldandı. "Bana emir verme küçük hanım." Pamira onun dudaklarına yaklaşarak mırıldandı. "Veriyorum küçük kahraman. Sen de benim emirlemerime uymak zorundasın. Dışarıda olmamız hiçbir şey ifade etmez. Ben bir kadınım ve seni bir kaşık suda boğacak kadar acımasız olabilirim. Dikkat et o üzüm birden boğazına kaçıp ölme. Ya da şarabına bir lanet savrulmuş olmasın." Cyrus kulağına yaklaştı. Kulak memesine biraz dudaklarını delirdi ardından fısıldadı tıpkı kız gibi. "Kirke gibi konuştun. Leydi Kirke lord Hermes'in aşık olduğu kadındır ve emin ol onun cadıları da tıpkı senin gibi dislike rtıpkı hanımları gibi. Galiba bir cadıya aşık oluyorum." Biraz uzaklaşıp tatlı bir gülüş yolladı. "Sen bir cadıya aşık olmuyorsun. Sen emirlerini gerçekleştirmek zorunda olacağın bir kraliçeye aşık oluyorsun."
Yerinden kalktı. Valencia'ya kalkması gerktiğini anlatan bir bakış atarak salınarak uzaklaştı. Cyrus ise arkasında yüzünde aptal bir gülüşün peydah olduğunu fark etmeden kaldı.