İçeriğe geç

Efes'in Suları

Bölüm 1 · 9 dk okuma

Efes'in Suları

Bölüm 1

Manastır

Yeni doğan günün parlak ışıkları perdelerden içeri süzüldü. Saçları yastığına dağılmış uyuyan Pamira'nın gözlerini okşadığında yavaşça yerinden doğruldu kız. Çalan alarmını görmezden gelmeye çalıştı. İç çekip durduruğunda odaya giren oda arkaşı irkildi. Valencia gülümseyerek ona baktı. Üzerindeki battaniyeye biraz daha sarındı. "Yan odadan kızlar çağırdı. Bir dikiş işi varmış." Pamira bu sözlere gülümseyerek ayaklandı ve gerindi. Gözleri odada dolanırken hala daha uyuklayan Alora dikkatini çekti. Valencia'ya gülümsedi. "Bu kız neden bu kadar uykucu acaba?" Valencia'nın parlak kahverengi gözleri kenarlarında derin izler belirdi. O kadar fazla gülerdi ki Valencia, gözleri kenarlarında her zaman derin izler olurdu. Yerine oturdu Pamira'nın. "İnan bana bazen devamsızlıktan kalacak sanıyorum. Sonra ise bundan vazgeçiyorum. O kadar fazla erkekle flört ediyor ki ben saymayı bıraktım. Ve emin ol her biri bir şans adına onun için imza atıyor." Kıkırdadı Pamira. Alora Alara Kanlıca böyle bir kızdı. Neredeyse hiçbir şeyi, en önemlisi de dersleri, önemsemezdi. Her zaman hayata bir defa geldim öyle değil mi derdi. Mırıldandı Pamira:"Bu nedenle İzmir'de okumuyor mu?" Valencia ona doğru sokuldu. Sanki çok gizli bir sır veriyormuş gibi fısıldadı:"Düşünsene antik çağlarda yaşadığını." Pamira ona doğru koyu kahve gözlerini çevirdi. "Eğer öyle olsaydı muhtemelen Türk olmadığı sürece bir genelevde çalışırdı." Valencia gözlerini devirdi. "Sen ve asla eskimeyen varsayımların. Ya bir Amazon olsaydı?" Pamira saçlarını çözdü. Ağır ağır kahvelerini taramaya başladı. Düşünceliydi. "Tezimi biliyorsun Val. Amazonlar da Türk." Valencia kalkıp kızın elinden tarağı alıp taramaya başladı. Pamira sadece düşünceli olduğu zamanlarda olduğu gibi uysalca izin verdi. "Ne kadar mantıklı noktaları olsa da, diye mırıldandı Valencia, bunu kanıtlayamadın."

Seslere sinirleri bozulmuş halde uyanan Alora dik bir bakış attı. Uyku en sevdiği şeydi. Aslında uykuyu sevdiği için değil de geceleri Alsancak'tan, Bornova'dan çıkmadığı için sabahları uyurdu. Akmış makyajının onu korkunç göstermesine aldırmadan telefonunu çıkarıp biricik sevdiği Javel'a bir fotoğraf attı. "Kızlar, lütfen bugün büyük bir gün." Pamira gözlerini kırpıştırarak ona baktı. "Val, ben mi yanlış duyuyorum yoksa Alora bizle mi gelecek?" Valencia tarağı bırakıp kendini çimdikledi. "Bence ikimiz de aynı rüyayı görüyoruz. Daha önce de olmuştu hatırlasana." Alora kahkaha attı. Altın sarısı saçlarını geriye attı. "Ah siz ve şu tatlı duygu bağınız. Ama hayır canım rüya değil."

Alora paranormal her şeye bağlıydı. Okulda teleferiğin arkasında kalan dağın yamaçlarında bazen ortaya çıkan bazen de kaybolan bir manastır olduğunu duyduğundan beri heyecandan duramıyordu. "Anlatılana göre: Buraya çıkan her dağcı onunla karşılaşmazmış. Sadece bazıları bu manastırı görüyormuş. Görenler oradan korktuklarını fısıldarlar. Okuldan giden 3 kişi bir daha bulunamadı. Nehir oradan dönenlerden birisi. Onunla konuştum. Orada rahatsız edici bir enerji olduğundan bahsetti. Oradayken yer sarsılmaya başlamış. Yerden sular çıkmaya ve ardından..." Ellerini birden havada açtı." Korkunç bir duman çıkmaya başlamış. Nehir oradan kaçmış ancak bir kraliçe rüyasına girmeye başlayınca burası ile ilgili olabileceğini düşünmüş. Oraya tekrardan gittiğinde ise..." Sustu Alora. Pamira oluşan sessizlikten bunalınca ve gerildiğini hissedince Alora'ya seslendi. "Hey, devam etsene Alora!" Alora omuzlarını silkip çantasını hazırlamaya başladı. "Bunu sadece oraya gidince öğrenebiliriz." Alora sekerek iyinmeye başladığında iki kızda nefeslerini dudaklarından verdiler.

Pamira yavaşça telefonunu aldı ve bir süredir platonik olduğu Jarrel'a hazırlanmaları, planda Alora'nın üzerine bir değişiklik olduğu için hemen şimdi gideceklerini yazdı. Valencia ayaklarına dağcı botlarını geçirirken mırıldandı. "Jarrel hala daha sana bakmıyor mu?" Pamira dudaklarını sarkıtıp aynada bir tur kendine baktı. "Çok çirkinim değil mi? Çirkin olmak bir yana fazlaca öfkeliyim." Alora hemen arkasına gelip saçlarını ördü Pamira'nın. "Sen çok güzel bir kızsın tatlım. Çınar gibi uzun bir boyun var, yumuşak hatların var. Saçların o kadar sağlıklı ki! Kahverengilerin arasında bal köpüğü kıvılcımların var ve gün ışığında saçların yanıyor gibi parlıyor. Gözlerin çok derinler. Dipsiz kuyu gibiler. Ve elmacık kemiklerin. Tatlım sana aşık olmayacak adam gitsin çöp kutusuna aşık olsun." Aralarında olan espiriye gülerken Pamira'nın aklına bir sene evvel sarhoşken Jarrel'e sarışın bir kadının göğüslerini övdüğü için yolun ortasında kıskanarak ona bağırmıştı. 'Çöp kutusu bile sana çekici gelir Jarrel.'

Teleferikte buluştuklarında Jarrel'ın mavi gözlerini tutmuştu Pamira. Jarrel yanaştı. Valencia onları yalnız bırakmak adına biraz uzaklaşırken Jarrel kıza gülümsedi. "Gittin, boşaldı Prag şehri. İçinden elini çekip çıkardığın bir eldiven gibi boşaldı. Söndü artık seni göstermeyen bir ayna gibi..." Pamira, Nazım Hikmet' e olan hayranlığı ile bilinirdi. Jarrel ise ona şuan Nazım'ın Vera'sına seslenişini yapıyordu. Pamira'nın ikinci adı Vera idi. Kocaman gülümsedi. "Senin için Vera olmak onure mi etmeli yoksa arkanda bir Piraye var diye kıskanmalı mıyım bilmiyorum." Jarrel kahkaha attı. "Unutma benim Vera'm, Nazım'ın saatinde Vera yazıyordu Piraye'ye dediği gibi Piraye'nin adı değil." Pamira ellerini ellerini kalbinde kavuşturmuş siyah saçlı mavi gözlü şeytanının kollarına kendini bırakacakken Alora'nın sesi duyuldu. "Geliyor musunuz? Yolumuz uzun. Umarım hepinizde yeterli latince ve yunanca vardır. Karşımıza ne çıkar bilmiyoruz." Pamira her gece hayallerini kurduğu yakınlaşmayı mahveden Alora'ya öfkeli bir bakış atarak tersledi. "Hepimiz arkeoloji veya tarih okuyoruz Alora!"

Ormanın içine ilerleyip dağın derinlerine girdiklerinde her biri Alora'nın susmayan çenesinin gazabına uğramışlardı. Alora durmaksızın korku hikayeleri anlatıyor ve manastırın bir takım güçlerce ele geçirildiğini iddia ediyordu. "Bana kalırsa, dedi, şeytanlar buraya koğuşlanmış. Sonuçta bir manastır. Balkanlarda bulunan manastırlara şeytan dadanıyor." Pamira bu sözleri üzerine ellerini cebine sokup omuz silkti. "Fazla hayalperestsin Alora. Oldu olacak eski zamanlara yolculuk ediyoruz de." Alora heyacanla onun omuzlarına sarıldı. "Aslında bununla ilgili de tonla efsane var. Yeşil renkli çocuklar, kaybolan çobanlar, Latince konuşan çocuklar, siyah gözlü çocuklar, kaçırılan bebekler ve dahası. Neden bir geçit olmasın? Belki başka bir evrene belki de başka bir zamana..." Sözünü bitirmemişti ki ayağı kalın bir şeye takılıp düştü. yere kırılan mantarların sporları dağılırken başını kaldırdığında ağzı açık kaldı. "Aman Tanrı'ım. Bunlar da neyin nesi?"

Bir bina arazisi kadar olan geniş bir alanda dev mantarlardan bir çember oluşmuştu. Dize kadar gelen kırmızı, beyaz ve siyah renkteki mantarların bazısının üzerinde kana benzeyen lekeler vardı. Valencia eğilip mantarları inceledi. Birkaçını tekmeledi. Ancak sert ve büyük olan mantarlar yerlerinden dahi kımıldamadı. Jasver gözlüklerini düzeltip çakısı ile bir tanesinden küçük bir parça kopardı. "Bunlar eşi benzeri görülmemiş mantarlar ve bu mantar halkası da, peri halkası denmiyor muydu bunlara?" Alora başını salladı. "İçine girersek bir çok şey olabilir. Hadi girelim." Heyecanla içeri adım atacağı esnada Jasver kolunu yakaladı.Endişeli gözler ile sevgilisine baktı. Yutkundu. Ne olabileceğini birkaç videodan az çok hatırlıyordu ancak emin olmak adına tekrar sordu. "Ne gibi şeyler olabilir hayalim?" Alora birkaç saniye Jasver'in gözlük camları altında parlayan yeşil gözlerini iç çekerek baktı. Mırıldandı. "Belki sonsuza dek dans edersin. Belki bir peri olursun. Belki başka bir evrene gidersin. Belki de sadece içeri girmiş olursun." Jasver bağırdı. "Bu riski alamazsın Alara!" Alora ona karşı çıkacağı esnada yer sarsılmaya başladı. Genç kız korkuyla Jasver'in kollarına atladı. Sarsılan yerde dengede durmaya çalışıyorlardı. Valencia mantarlardan birisine dayanmıştı. Jarrel, Pamira'nın belini kavramış bir taraftan da mantarlardan birisine dayanmıştı. Pamira heyecandan ve zelzeleden dünyası dönerken elinden aşkı kayıyor gibi hissetti. Kalbi ağzında atıyordu. Avuç içleri terlerken gözlerini kahramanına odaklamıştı. Antik Yunan'daki yarı tanrılara benziyordu.

Zelzele durdu.Etrafı bir duman kapladı. Daha doğrusu su buharı sis gibi etraflarını sardığında sıcaklığından dolayı korktular. Nihayet buhar dağıldığında ise peri çemberinin ortasında kristal gibi parlayan bir kaplıca vardı. Ağaçların arasından süzülen Güneş ışıkları kaplıcaya ve üzerinde süzülen buharına çarpıyor, küçük bir gökkuşağı oluşturmakla kalmıyor nadide bir elmas gibi parlıyordu. Alora'yı kimse tutamadı. Zıplayarak mantarlardan içeri koştu. Jasver peşinden atladı. "Alora! Nereye? Dur!" Alora durmadı . Ta ki kaplıcanın başına gelene kadar. Jasver başında durduğunda kaplıcanın dibinde gördüğü doğal taşlar ile dudağı uçuklarken diğerlerine seslendi. "Burada garip şeyler var. Bu doğal taşlar... Bu kadar olması normal mi?" Valencia yavaş adımlarla oraya ilerledi. Valencia aralarında en fazla doğal taşlarda ve jeolojide bilgisi olandı. Başını eğdi üzerlerinden. At kuyruğu yaptığı saçlarından kurtulanlar ay gibi parlak olan yüzünün önüne düştü. "Bu normal değil. Sanki özellikle konmuş gibi. Neden bunlar var acaba?Ayrıca" elini suya yaklaştırdı. Olmazsı gerekenden daha soğuktu. Kaşlarını çattı. Elini uzatıp hafifçe daldırdı. Dha da şaşırırken elini tamemen sokup berrak suyu karıştırdı. "Su bu kadar soğuk olamaz. Buraya fay çok yakın. Aşağısı hemen Balçova. Kaplıcalar vardır orada. Bir fay çatladığında, hatta depremden hemen önce dahi kaplıcaların kaynamaya başlaması lazım. Ancak burası çok soğuk. Neredeyse 20 santigrat derece gibi. burada bir terslik var." Pamira şaşırarak çemberin içine girdi. Etraflarına baktı dikkatlice. Etrafta ne bir bina ne de bir kalıntı vardı. Eğilip biraz eşeledi. göğe baktı. kararmaya başlamıştı. Ancak o kadar dahi durmamışlardı. Neredeyse yarım saat. Belki de bir saat. Jarrel'e seslendi. "Buraya gelsene. Burada olduğu söyşlenen manastıra ait hiçbir kalıntı yok." Jareel içeri adımladı ve etrafa bakınmaya başladı. Neredeyse birkaç dakika geçmişti ki gece arabasını çekmişti. Alora seslendi. "Kızlar, yurt... Açık kalırsak... Belli bir sınır var biliyorsunuz." Valencia seslendi suyu incelerken. "Ben Nehir'e haber verdim. Halledecek ancak bir terslik var..." Sözü Pamira'nın bağırması ile kesildi. "Burada birkaç haç ve isa heykeli var. Bir de Yunan drahmileri. Burada drahminin işi ne olabilir? " Valencia kaşlarını çatarken mırıldnadı. "Bir şeyler ters." Seslendi diğerlerine. Gece iyice çökmüştü. Göz gözü neredeyse görmüyordu. "Bu su tuzlu. Deniz suyu." Jareel ve Pamira da yanlarına ilişti. Pamira bulduğu her bir drahmiyi ve haçı çantasına atmıştı. İçinden bir his bunların gelecekte çok önemli olacağını hatta her şeyi anlaşmalarında yardımcı olacağını fısıldarken o keskin sözlere kulak asmamak imkansızdı.

Ay en tepedeydi. Saat neredeyse gece yarısına geliyordu. Sabah gelip araştırdıkları yerlerden elleri boş dönmüşlerdi. Şimdi ise yıldızlar gökte parlarken ışıkları ağaç dalları yüzünden ışıkları beşliye ulaşamıyordu. Her biri deniz suyundan kaplıcaya eğilmişti ki bir kez daha zelzele oldu. Bir öncekinden daha şiddetliydi. Yer yerinden oynadı. Poseidon'un öfkesi kaplıcadan taşarak her yeri sardı. Sular taştı ve kabardı. Denizin lacivert saçlı lordu asla acımadı. Yer çatırdadı ama kırılmadı. Her yer sular altında kalırken onlar da kaplıcanın içine doğru çekildiler. Tutnamadılar. Suyun içine birden düştüler.

Deniz suyu kapkara oldu. Sonrasında parladılar. Valencia bu kadar derin olduğunu hesap edememişti. Ancak şuan beş kişi derinliklere doğru dalıyorlardı. Dipteki doğal taşlar parlamaya başladı. Her yer renk cümbüşüne döndü. Valencia'nın gözleri kamaştı. O arada bir başka kişiyi gördüğünü sandı. Bir altıncı kişiyi. Ama hemen gölge kayboldu ve onlar yüzeye yükseldiler. Neredeyse boğulacaklarken yüzeye çıktılar. Valencia çırpındı. Etrafını görmeye çalıştı ve en sonunda taştan bir limana çıkabildi. Geceydi hala daha. Etraf sessizdi. Ancak bir gariplik vardı. Ay daha büyüktü. Yıldızlar daha çoktu ve hiç ateş gözükmüyordu. Işık adında bir şey daha bulunmamış gibiydi, hatta gün iliğinden dahi mahrum olabilirlerdi. Yırtıcı hayvanların sesinin geldiğini sandı. Ancak bilemedi. Etrafına bakınırken bir kızla çarpıştı. Çok güzel yeşil gözleri olan bir kızla.

Pamira nefes nefeseydi. Astımı olan bir kız için zordu olanlar. Önce dağa tırmanmak sonra birkaç korku ve gerilim dolu dakikalar ve en sonunda neredeyse boğulmak. Derince birkaç soluk daha aldı. Gözlerini açmaya, kararmasını engellemeye çalıştı. Başaramadı. Kararmasını geçirmek adına birkaç kez kırpıştırdı. Jareel'in omzuna tutundu. Jareel'in onu belinden kavraması ile utanmaya dahi fırsat bulamadan,Jareel'in ıslığına döndü. Gözlerindeki karanlık perde açıldı ve onu gördü. Islık çaldığı kişi yemyeşil deniz gözlü bir kızdı. Bembeyaz bir teni, simsiyah uzun saçları ve minyon yapısı ile çok şuh duruyordu. Tatlıca konuştu. "Siz de kimsiniz? Çok komik duruyorsunuz. Eviniz yok mu? Ve ah, kızlar, siz saklanınız. Burada sizi dışarıda görürlerse hoş olmazlar. Eğer rahatsız olacaksınız lütfen erkeklerin kölesi olarak kendinizi tanıtın. Buna mecbursunuz. General Symyrna devrildiğinden beri kadınların hakları ne yazık ki yok denecek az. Bir köleden daha az değerliyiz. Bir taştan biraz daha fazla belki de. Aslında efendiden efendiye değişir. Bu kelimeye alışamadım. Symyrna bunlara izin vermezdi. Ama artık burada değil onu Yunan kralı esir etti. Halk şuanda kadınların durumundna memnun. Ve eğer sizi dışarıda görürlerse vay halinize. Hele de başınız boş halde."

Jareel kıza yaklaştı. Kulağına eğildi. Elini tutup fısıldadı. "Adınız nedir hanımefendi?" Ve çapkın bir şekilde eline bir buse kondurdu. Pamira delirdi. İçinde bir volkan patladı. İçini sessiz sessiz yakarken sustu. Suyun içinde dizine kadar dururken sadece kızın nazlanarak kırıtmasını izledi. "Nyla."

Bölüm sonu

3 yorum