İçeriğe geç

Efendimi Ararken / +21

Bölüm 25 · 9 dk okuma

Efendimi Ararken / +21

Bölüm 25

Bölüm 25/ Bir avukat ve Bir suçlu

Elimdeki küçük çantayla birlikte indiğim merdivenler sanki her bir basamakta beni kilometrelerce geri atıyordu. İniyordum ama bir türlü çıkışa ulaşamıyorum.

Etrafım hafifçe dönüyor ve bir şişe votkayı tek başıma bitirmişim gibi bir sersemlik her yanımı sarıyordu.

Duyduğum şeyler zihnimde birer birer tekrar ediyor ve beni uğultularla dolu bir girdabın içine hapsediyordu.

Buradan çıkış yolunu nasıl bulacağımı bilmiyorum. Ne yapacağımı bilmiyorum...

Sahi şimdi ne yapacağım? Neyi nasıl atlatacağım...

Neden şu an ayaklarım ona doğru gidiyor, az önce öğrendiğim her şeye rağmen neden... ne yapıyorum lanet olsun ne yapıyorum ben...

Durdum .

Önümdeki apartman kapısına sadece iki adım daha atarsam ulaşabileceğim ama ben duruyorum.

Korkuyorum, bu yıkılışın beni bir enkaza çevireceğini biliyorum ve deli gibi korkuyorum...

Leo...

Neden Leo...

Benden ne istedin neden...

Uzanıp kapıyı açtığımda adımlarım karanlık gecenin içinde bir biri ardına dalgınca atılırken uzanıp arabanın arka kapısını açtım ve arka koltuğa bıraktığım minik çantayla yeniden kapattım.

Ön kapıyı açıp içeri girdiğimde kapattığım kapıyla bakışlarım Leoya dönmemeye yeminli gibi önümdeki torpidoda tutundu.

"Bebeğim." Uzanıp şakaklarıma bir öpücük kondurduğunda sıkıca yumdum gözlerimi.

"Gidebiliriz..." dişlerimin arasından çıkan baskın fısıltıyla, bu geceyi daha ne kadar alçalacağını izleyerek geçirmek istiyorum.

"İyi misin Flora?" Yüzünü yavaşça eğdiğinde gözlerimiz birbirini buldu.

"İyiyim sadece, Leo'yu bulamadım... ona takıldı kafam, ama mamasını ve suyunu yeniledim... " yüzüme geniş bir sırıtış kondurdum ve yapay bir sevgiyle gezindi gözlerim o lanet lacivertlerinde.

"Merak etme, eminim bir yerlerde uyuyordur." Sıcak bir gülümsemeyle dudaklarıma bıraktığı öpücükle geri çekildi.

'Karşılık vermedim...'

Veremezdim... saatler önce özleminden deliye döndüğüm adamın, kız kardeşimin eski sahibi olduğunu bilmek midemi böyle bulandırırken veremezdim.

Bobo'nun canını yakmak için beni kullandığını öğrendiğim andan beri, kalbini çıplak ellerimle sökmek istiyorum.

Hala hayattayken ve can çekişirken, tüm acıyı algılarken diri diri göğüs kafesini söküp kalbini yerinden çekip koparmak istiyorum!

Bana bunu nasıl yapar... böyle gerçeki nasıl oynar...

Ben nasıl böyle salak olabilirim... mahkemelerde insanların yalanlarını mimiklerinden yakalayan ben bu şerefsize nasıl kaptırırım kendimi böyle!

Kendimi asla affetmeyeceğim!

Leonardo sana asla merhamet etmeyeceğim...

Yemin ederim etmeyeceğim...

Araç çoktan hareket etmiş bense avuçlarımda sıktığım telefonu sakin bir öfkeyle tutuyordum.

Titreyen telefonun ekranına düşen mesaja çevirdim gözlerimi.

Bobo: Yalvarırım bir şey belli etme, nasıl bir tepki vereceğini bilmiyorum. Öfkesi korkunçtur Flora, onu tanımıyorsun... sana zarar verebilir...

Bakışlarım ışığını kapattığım telefondan Leo'ya döndüğünde onun yüzündeki huzurlu ifade ile aracı sürüşünü izliyordum.

Neden huzurlu olmasın ki!

Neden mutlu olmasın!

Yanında dünyanın en aptal kadını duruyor! Ve gözlerinin içine baka baka yalan söylemekten hiç bir çekince duymuyor!

Yemin ederim seni mahvedeceğim!Bana bunu yapma hakkını kendinde bulduğun için mahvedeceğim.

Gözlerimin içine baka baka bana söylediğin tüm o aşk dolu sözcüklerle arkamdan nasıl eğleniyordun bilmiyorum ama eğlendiğin her bir anı burnundan getireceğim.

Siktiğimin bok çuvalı! Yanlış kıza bulaştın!Amerikanın en kindar kadınına asla yapmaman gereken bir şey yaptın!

——-

Araba büyük bir garajın demir kapılarından içeri girdiğinde geçip giden dakikalar geçmek bilmiyordu.Dönüp suratına tükürmemek yakasına yapışıp bağır çağır hesap sormamak için bütün gücümle irademe savaş açmıştım.

"Hadi sevgilim.." güleç bir sesle kapısını açıp aşağıya indiğinde arka kapıyı açtı ve çantamı alarak yönünü bana çevirdi.

Kapımı açıp aşağıya indiğimde bu kez farklı bir eve geldiğimizi görüyordum.Garaj yolundan eve bağlanan beyaz bir demir kapıyı kilidini çevirerek açtığında bana heyecanlı bir gülümseme bıraktı.

"Gel bakalım... Leonardoyu yaşam alanında tanı..." gülerek uzanıp elimi tuttuğunda adımlarım babası tarafından sürüklenen küçük bir kızın isteksiz adımları gibi Leonun peşinden ilerledi. Açtığımız daire kapısıyla büyük evin içine doğru ilk adımlarımı atıyorduk.

"Ben bunu yatak odasına bırakacağım, salona doğru ilerle..." hafifçe kalçamı tokatladı ve cıvıl cıvıl bir sesle solumuzda kalan koridora doğru yöneldi.

Bende bedenime değen ellerin irkilmesiyle bana işaret ettiği tarafa doğru ilerledim ve salona doğru yürüdüm.

Büyük bir oturma gurubu, salonun ortasında duran daireyi tamamlarken duvardan tavana kadar uzanan büyük şömine ile bir bütün yakalıyordu.

Duvarlarda Leonardonun fotoğrafları özenle dizilmişken , tanımadığım bir sürü insanla sarmaş dolaş sıcak gülüşlerle verdiği pozlar vardı.

Ailesi miydi?

Bu pisliğinde bir ailesi olabileceği gerçeğini unutuyorum.

Elbette bir ailesi var, bir geçmişi..

Ve o lanet geçmişte benim arkadaşımında derin bir izi...

"Neye bakıyorsun?" Arkamdan yaklaşıp elini göbeğime sardığında beni sakince bedenine yapıştırdı.

Çenesini omuzuma yasladığında bakışlarını benim baktığım resimlere çevirdi.

"Ahh tabi, Ailem..." sıkkın bir nefesle beni bedeniyle ittirerek duvardaki resimlere yaklaştırdı.

Boştaki eli usulca omuzumu okşarayarak elimi kavradığında havaya kaldırdığı elimle bana teker teker gördüğüm kişileri tanıtmaya başladı.

"Bu Annem..." işaret parmağımı kendi parçası gibi kullanırken sıkkın bir nefesle kıpırdandım ve bedenlerimizi ayırmak için ileriye doğru bir hamle yaptım fakat beni durdurdu.

"Ve babam, " şimdi yaşlı bir adamın büyük bir malikanenin çardağında otururken çekilmiş fotoğrafını gösterdi.

"Ve bunlar..." parmağımı iki kızıl saçlı kzıın üzerine çevirdi, muhtemelen ikizler, kıyafetleri bile aynı.

"Kardeşlerim... gerçi şimdi üniversiteye gidiyorlar ama, bu halleri oldukça tatlı olduğu için ben o fotoğraflarını görmeyi daha çok seviyorum..." içten bir gülüşle benimle büyük bir istekle ailesini paylaşması kalbimi eritip beni aptal hayallere kaptırırdı.

Ama hayır...

Asla.

"Tek erkeksin." Dedim sıktığım dişlerimle.

"Öyle..." dudakları boynumu hafifçe sarmaladığında bıraktığı ısırıklı öpüşle hızla geri çekildim.

Elimi boynuma attığımda fark ettirmeden sildim salyasını tenimden. "Peki Frank? Sana kardeşim diyordu." Gözlerim üzerinde gezindiğinde, ondan kaçışım canını sıkmış gibiydi ama belli etmedi.

"Kardeşim sayılır, tüm işlerimle Frank ilgilenir. Bilirsin..."

"Ne?" Kaşlarım havalandı

"Flora, tek geçim kaynağım o kulüp değil biliyorsun değil mi? Yani orası sadece eğlenmek için..." kıstığı gözleriyle dudaklarında sakin bir gülümseme oluştu.

"Ne iş yapıyorsun peki? Yani birinin kellesinin kesileceği kadar önemli ne iş?" Yüzümdeki sahte gülümseme ile ağzından alabileceğim kadar laf almaya niyetliydim.

"Bir avukata öylece söyleyebileceğim bir şey değil.." sinsi gülüşlerle bana doğru geldi ve kolunu belime sarıp beni vücuduna çarptı.

'Bir avukata bulaşmadan önce düşünecektin bunu.'

"İnsan kaçakçılığı?" Kaşlarım merakla havalanırken dudakları gözlerimin üzerinde durdu ve sessizce güldü.

"O güzel kafandan başka neler geçiyor?" Alaya alıyor! Beni alaya alıyor.

"Söyle işte..." sahte bir cilve ile ellerimi boynuna sardığımda alnımı onunkine bastırdım.

"Organ mafyası mısın?" Gözlerim beni sinsi bir gülüşle izleyen Lacivertlerde tutundu.

"Lütfen biraz insaflı ol... o kadar kötü bir adam değilim.." uzanıp dudaklarımı kavradığında elleri kalçalarımı sardı. Beni hızla kucağına aldığında neye uğradığımı şaşırıyordum.

Sırtım odanın ortasında duran koltukla birleşirken kalçalarımdaki ellerini geri çekti. İri eller geceliğimin altından bacaklarımı okşayarak yukarı çıkarken kumaşı belime kadar sıyırmıştı bile.

"Leo dur..." hızla toparlandım altından. Lanet olsun kasıklarımdaki bu sızı beni çıldırtıyor! Bu adam seni bir kukla gibi kullanıyor kendine gel!

"İyi misin?" Şaşkın bir gülüşle bu telaşlı halime gülerken ben hızlıca bir bahane bulmaya çalıştım.

"Ben, özel gün şeysi bilirsin işte..." aceleyle kalktım altından.

"Pardon... tamam düşünemedim pardon." Kendi haline gülerken koltukta toparlandı.

"Bu halde bir sahip aramaya gelmen çok tuhaf..." bana bulaşırcasına şakalaşırken bakışlarım yüzüne döndü.

'O kadar aptalım ki! Gerçekten her hangi birinin bana sahip olma olasılığı seni ağlattı sanmıştım.'

"Bir şeyler içelim..." bakışlarım odanın içinde dolandığında heyecanla oturduğu yerden kalktı.

"Bir kahve? Bu gece konuşulacak şey çok fazla gibi-"

Sözleri yarıda kesilirken ana kapının açılma sesiyle ikimizinde bakışları o tarafa döndü.

"Leo!" Frank denilen adam içeriye kan ter içinde girdiğinde Leo hızla ona doğru ilerledi.

"Ne oldu lan sana!"

Sesi tüm evi sert bir bağırışla doldurduğunda benimle konuşurken takındığı yumuşak tonlama uçup gitmişti.

"Hunter! Hunteri aldılar.." nefes nefese elini yasladığı duvardan aldığı destekle zar zor ayakta duruyordu.

"Ne demek Lan aldılar! Sen neredeydin Frank!" Öfkeyle yakalarını kavradığı adamı sertçe duvara çarptı.

Sanırım Bobonun bahsettiği o kontrol kaybetme anı buydu... içimi ürperten ve ensemi sıcağa boğan korkuyla onları izliyordum.

"Mallar... onları depolara çekmemi söyledin, hangi birine yetişecektim Lan!" Frankın çaresiz bağırışı ile Leonardo alnını sertçe çarptı kardeşim dediği adamın alnına, Yüzünde karanlık bir öfke yükselirken boğuk hırıltı adımı seslendi.

"Flora! İçeri geç!"

Olduğum yerde sıçrarken, benden isteneni yaparak aceleyle yanlarından geçip koridorda önüme çıkan ilk odaya girdim.

Kapıyı tam kaptmadan aralıktan içeride olan biteni duymaya çalıyordum.

"O şerefsizler Hunter'ı sağ bırakmayacak! Dalgınlığın bana ailemden birini kaybettirdi! Frank senin önceliğin ekibi korumaktı! U*uşturucu umurumda değil! Bana sadık adamlar lazım!"

'Uy*şturucu... tabi ya... bu değirmenin suyu oradan geliyor...'

Duyduğum şeylerle sessiz kalarak kulak kabarttım içeriye.

"Seni istiyor şerefsiz! Yüz yüze bir görüşme! Hunter'ı iade etmek için seninle konuşmak istiyor. Ama buna asla izin veremem! Amacı belli Leonardo! Oyun kuruyor buna bile bile çekilmeyeceğiz!" Frankın kısık tutmaya çalıştığı sesine rağmen ben her şeyi duymuştum.

"Bana bir adres getireceksin, yarın gece için bir adres. Sadece ikimiz. Brian ve ben! Tek bir koruma bile olmayacak! Ona şartımın bu olduğunu söyle! Eğer bir tuzak sezersem tüm orta amerika başına gelen ölümü haber eder! Onu öyle kolay öldürmem! İbretlik bir sonu olur bunu ona söyle!"

"Leo... saçmalama..."

"Dediğimi yap Lan! Siktir git şimdi!" Bağırışıyla hızla geri çekildim ve kapıyı yavaşça üzerine kapattım. Bakışlarım odanın içine döndüğünde buranın bir çalışma odası olduğunu anlıyordum.

Duvarları eski kitaplarla dolu düzenli bir kütüphane ve camın önüne konumlandırılan ceviz bir masa.

Adımlarım o tarafa doğru döndüğünde bakışlarım masanın üzerindeki dağınık kağıtlarda tutundu.

Gözlerim üst satırlarda durdu.

TESLİMAT

Adres: 5002 cc / 78 - Everett / limanı batı körfezi.

Toplam: 8 konteynır m*t. 1 ton er*n

Siktir...Siktir... uy*ştu*ucuların bulunduğu adres ve tüm kayıtlar...

Avuçlarımdaki telefonun kamerasını açtığımda hızla bir kaç fotoğraf çektim.

Bir çoğunu inceleyememiştim bile, ama bir orduyu oraya yığacak kadar çok kanıt vardı elimde.

Duyduğum kapı sesiyle hızla telefonu kilitledim ve masanın başından uzaklaşıp kütüphaneye doğru ilerledim. Elime aldığım bir kitabı inceler gibi yaparken kapı açıldı.

"Güzelim..." yavaşça içeri girdiğinde dalmış bir ifade ile başımı ona çevirdim.

"Sorun ne?" Sahte bir merakla elimdeki kitabı çıkardığım yere bıraktım ve adımlarımı henüz kapıdan giren Leo'ya çevirdim.

"İşler biraz... karışık." Sıkkın bir gülümsemeyle bana belli etmemeye çalışıyordu.

Ama her bir şeyi duydum pislik!

Tanrının adaletine bakki, seni bitirmeme yetecek bir sürü koz geçti elime...

"Hadi bir kahve içelim... " uzanıp elini tuttuğumda az önce ki sinirinden hiç bir emare taşımayan adamı ellerinden çekiştirerek salona doğru yürüttüm.

"Sahi mutfak nerede?" Yüzümde rahat bir ifade yer ederken hızla beni bacaklarımdan kavradı ve kucağına aldı.

"Bu gece biraz... dinlensek." Alnını benimkine yasladığında sıkkın bir nefesle yüzü düştü.

Yorgun görünüyordu, buna rağmen oyununa devam edişi tüm sinirlerimi geriyor..

"Hadi bana yatak odanı göster." Ellerimi boynuna sardığımda avuçlarımda ki telefonu sıkıca kavradım.

"Buraya gelen ilk kadın sensin..." mırıltılı sesiyle burnu saçlarımın arasında dolanırken kokumu içine çekiyordu.

Adımları koridorda ilerlediğinde bizi bir kapıdan geçirdi.İlerideki koyu kahverengi ahşap bir karyola ve üzerinde duran yüksek yatak oldukça rahat duruyordu.

"Duydun mu beni?" Yavaşça beni yatağa uzattığında elimdeki telefonu baş ucumdaki komidinin üzerine bıraktım.

"Duymadım ne dedin?" Şaşkın bakışlarım yüzüne döndüğünde burnundan verdiği yorgun gülümsem ile usulca uzandı üzerime.

Kendini kaydırdığında kafasını göbeğimin üzerine bıraktı ve öylece kaldı.

"Leo ne dedin az önce duymadım..." merakla başımı yastıkta diktiğimde başını iki yana salladı.

"Boşver... bu gece aklın pek burada değil gibi, ikimizde zor bir gece geçirdik, bırakta göğsünde biraz dinleneyim..." hızla yukarı çıktı ve kollarımın arasından geçerek büyük yüzünü göğüslerimin üzerine bıraktı.

"Biliyorum bir sür sorun var, ve yemin ederim her birine verecek cevabımda var. Konuşacaktık bu gece her şeyi halledecektik onu da biliyorum ama seni öyle çok özledim ki. Yanında uyumayı ve yine seninle uyanmayı... bu konuşma yarına kalsada olur..." mırıltılı sesiyle kendi kendine yaptığı açıklama ile şaşkınlıkla öylece kalıyordum.

"Seni çok seviyorum Flora, bize bir şans verdiğin için asla pişman olmayacaksın... söz veriyorum." Mıyışık sesiyle neredeyse uyumak üzere olduğunu anlıyordum.

"İyi geceler Leonardo..." fısıltılı sesimle, sızlayan genzimi sakinleştirmek için sessiz bir nefes çektim.

'Her şey öyle başka olabilirdi ki... sen ve ben, lanet olsun beni buna niye inandırdın ki. Ben iyiydim niye gelip ruhuma umut tohumları ektin, neden içimi yeşile boyayıp üzerine bir kutu ke**ap döktün...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.