İçeriğe geç

Eclipsa: Sessiz İntikam

Bölüm 1 · 8 dk okuma

Eclipsa: Sessiz İntikam

Bölüm 1

Bölüm 1: Geçmişin Karanlığı

Gece, eski ormanın derinliklerinde sessizce hüküm sürüyordu. Ay, karanlık yaprakların arasından solgun bir ışık süzüyordu. Küçük bir kız, korku ve çaresizlik içinde, yıkılmış evlerinin harabeleri arasında saklanıyordu. Eclipsa… Daha o zamanlar içinde sönmeyen bir ateş taşıyordu; adını henüz bilmese de kaderin ona biçtiği karanlık bir miras.

Ailesi, gözleri önünde yok edilmişti; sevgiyle örülmüş hayatı, acı ve intikamla parçalanmıştı. O an, küçük yüreğinde bir söz doğmuştu: “Asla kaybetmeyeceğim, onları geri getireceğim. Ve bu dünyaya korku salacağım.”

O geceden sonra hayatı, sadece büyüyle değil, ölümle, zamanla ve karanlık enerjinin gizemleriyle yoğruldu. Modern cadılığın soğuk dersleri, onun en büyük sığınağı, aynı zamanda en keskin silahı olmuştu.

Eclipsa, büyüdükçe gücünü kontrol etmeyi öğrendi; fakat her büyü, her yeni keşif, içinde daha da derinleşen bir yalnızlığı ve acıyı beraberinde getirdi. Zamanın akışını bükebilen elleri, ona sadece rakiplerini alt etme gücü vermekle kalmadı, aynı zamanda geçmişte yaşanan trajedileri de sarmalayan esrarengiz bir sır perdesini aralamaya başladı.

Her gece, yıldızların altında sessizce kendine söz verdi: Sevdiklerini geri getirecek, adaletin ve intikamın sınırlarını zorlayacaktı. Bu yolda, çoklu evrenlerin kapılarını aralayan bir savaşa sürüklenecekti; çünkü kaybettikleri sadece bu evrende değildi.

Karanlık ve kızılın iç içe geçtiği güçleriyle, Eclipsa, kaderine karşı savaşmaya hazırlanıyordu. Karanlığın mirası artık onun ellerindeydi.

Eclipsa, karanlığın ve kızılın iç içe geçtiği gücünü hissederken, geçmişinin gölgeleriyle yüzleşmek zorundaydı. Ailesinden kalan gizemli bir mektup, kaderini değiştirecek ipuçları taşıyordu.

Şehrin derinliklerinde, kimsenin ulaşamadığı eski bir kütüphaneye doğru yola çıktı. Orada, hem güçlerinin kaynağını hem de ailesinin sırlarını keşfetme umudu vardı.

Ancak yalnız değildi; peşinde olanlar vardı. Karanlık güçler, onun yeni doğan gücünü kendi amaçları için kullanmak istiyordu. Ama Eclipsa, artık bir kurban değildi. Kendi yolunu çizmek için savaşmaya hazırdı.

Eclipsa, şehrin loş sokaklarında ilerlerken içindeki huzursuzluk büyüyordu. Ailesinden kalan o eski mektup, kelimelerinden çok daha fazlasını saklıyordu. Kütüphaneye ulaştığında, kapının üzerindeki eski yazılar adeta onu çağırıyordu. İçeri adım attığında, havada zamana meydan okuyan toz ve eski sayfaların kokusu vardı.

Rafların arasında ilerlerken, eline geçen bir kitap dikkatini çekti. Siyah kapaklı, kırmızı yazılarla işlenmiş sayfalarda, güçlerinin kaynağına dair kadim bilgiler vardı. Okudukça, içindeki karanlık ve kızılın birleştiği enerjinin çok daha derin ve karmaşık bir hikayesi olduğunu anladı.

Fakat dışarıda, karanlığın başka bir yüzü sessizce onu izliyordu. Eclipsa’nın her adımı, peşindeki güçlere sinyal veriyordu. Bu keşif yolculuğu, beklediğinden çok daha tehlikeli olacaktı.

Eclipsa, kitabı dikkatle açtı ve sayfaları çevirmeye başladı. İçinde, eski dilde yazılmış ama bir şekilde zihnine doğrudan aktarılan bilgiler vardı. Karanlık ve kızıl enerjilerin kaynağı, efsanelerde anlatılan “Evrenin Yitik Ateşi”ydi. Bu ateş, hem yok edici hem de yaratıcıydı; ancak kontrol edilebilmesi için çok az kişi seçilmişti. Ailesi, bu sırrı korumakla görevliydi. Şimdi bu görev, onun omuzlarındaydı.

Kitaptaki çizimler, semboller ve büyüler Eclipsa’nın güçlerini açığa çıkarmasında bir rehberdi. Ancak her satırda uyarılar da vardı: “Güç, ışık ve karanlık arasında dengede durmalı, aksi takdirde her iki tarafı da yok eder.”

Eclipsa, kalbindeki fırtınayı hissetti. Gücünü kullanmayı öğrenirken, kendi karanlığını da kontrol etmek zorundaydı. Yoksa o güç, onu yutabilirdi.

Tam o sırada, kütüphanenin kapısı ağır ağır açıldı. İçeriye siyah pelerinli, gözleri ateş gibi parlayan biri girdi. Sessizliği bozan ayak sesleri, Eclipsa’nın tüylerini diken diken etti.

“Eclipsa…” diye seslendi adam, sesi derin ve soğuktu. “Zaman kaybetme. Kaderin, seni çağırıyor ve biz de seni bekliyoruz.”

Eclipsa, kitabı kapattı ve derin bir nefes aldı. Bu kişi, onunla aynı güçlerden nasibini almış ve belki de ona yol gösterecek kişi olabilirdi. Ama yanında getirdiği tehdit, her şeyi daha karmaşık hale getiriyordu.

“Kim olduğunu bilmiyorum,” dedi Eclipsa, sesinde hem korku hem de kararlılık vardı, “ama burada ne işin var?”

Adam hafifçe gülümsedi. “Ben, gölgelerin bekçisi. Senin gibi seçilmişlerin yolunu izlemek ve onları korumakla görevliyim. Ama dikkat et, düşmanlarımız yalnızca dışarıda değil. İçimizde de karanlıklar var.”

Eclipsa, kalbindeki kızıl ışıkla birlikte güçlerinin şiddetini hissetti. Bu yolculuk, düşündüğünden çok daha tehlikeli ve derindi.

Eclipsa, karanlığın ve kızılın enerjisini içinde hissederek, terk edilmiş bir sokakta sessizce ilerliyordu. Aniden, gölgeler arasında yükselen bir çatışma sesi duydu. İleriye baktığında, mor ve siyah auralı bir kadının birkaç düşmanla amansız bir mücadele içinde olduğunu gördü.

Kadın, keskin büyülerle çevresindeki havayı kırmızı ve mor ışıklarla dolduruyordu. Eclipsa, tereddüt etmeden savaşa daldı, kendi karanlık ve kızıl güçlerini kullanarak düşmanları geri püskürttü.

İkili, birlikte dövüşürken göz göze geldiler. Kadının mor gözleri, Eclipsa’ya karşı hem meydan okuyor hem de bir şeyler fısıldıyordu. Savaş sona erdiğinde, soluk soluğa kalan ikisi birbirine yaklaştı.

“Korvina,” dedi kadın, hafifçe gülümseyerek. “Beni tanımıyor olabilirsin ama bu savaşta seninle yan yanaydım.”

Eclipsa, gözlerinde şaşkınlık ve biraz da saygıyla karşılık verdi. “Eclipsa. İyi dövüştün. Belki de bu yolculukta yalnız olmamalıyım.”

O andan itibaren, kaderleri birbirine bağlanmıştı. İkisi de bilinmeyen bir geleceğe doğru, güçlerini ve sırlarını paylaşarak yürümeye karar verdiler.

Gecenin karanlığında, iki kadın yavaş yavaş şehrin sınırlarından uzaklaşıyor, gölgelerle dolu yollarda yan yana yürüyordu. Savaşın ardından sessizlik ve yorgunluk arasında, aralarında doğmaya başlayan bir bağ vardı.

Eclipsa, derin bir nefes aldı ve kırmızı parlayan gözlerini gökyüzüne kaldırdı. “Ailem… Hepsi bir gece ansızın yok oldu,” dedi, sesi titrek ama kararlıydı. “Karanlık güçler tarafından tuzağa düşürüldük. Onları koruyamadım. O acı, içimde yanmaya devam ediyor. Gücümün bir parçası, aslında o kaybın yankısı.”

Korvina, sessizce dinledi, gözlerindeki mor ışık hafifçe parladı. “Biliyorum bu yük ne kadar ağır,” dedi nazikçe. “Benim hikayem de farklı değil ama seninkinden çok da uzak sayılmaz.”

Derin bir nefes aldı ve başladı anlatmaya:

“Ben, büyüyü doğuştan taşıyan bir ailenin çocuğuydum. Ancak modern dünyada, büyü büyük bir tehlike olarak görüldü. Ailem parçalandı, çoğu kayboldu, bazıları… karanlığa teslim oldu. Ben, hayatta kalabilmek için hem modern büyüyü hem de kadim gelenekleri öğrenmek zorunda kaldım. Kendi karanlığımla yüzleşirken, güçlerimi kontrol etmeyi öğrendim.”

İkisi de sustu, birbirlerinin acısını hissettiler. Karanlıkta yürürken, yüreklerinde yeni bir umut filizleniyordu. Artık yalnız değillerdi.

İkisi de birkaç saniye boyunca sessizce ateşe baktılar. Dış dünyadaki fırtınalar ne kadar şiddetli olursa olsun, şu anki bu küçük an, onların kalplerinde sıcak bir umut ışığı yakmıştı.

Korvina, hafifçe başını eğdi ve yumuşak bir sesle sordu:

“Peki Eclipsa, sen aslında ne arıyorsun? Bu yolculuğun amacı ne?”

Eclipsa, gözlerini ateşten kaldırıp derin bir nefes aldı. “Aradığım şey, Tutulma Dağı’nın zirvesinde saklı olan eski bir kitap,” dedi. “Kitabın adı… ‘Yaratılış Kitabı’. Sadece bir büyü kitabı değil. İçinde kendi dünyamı yaratabilecek güç saklı. O güçle, geçmişimi, kaybettiklerimi… belki de acılarımı değiştirebilirim.”

Korvina, dudaklarında hafif bir tebessümle:

“Tutulma Dağı… adı bile büyülü, sırlarla dolu bir yer olmalı. Oraya gitmek kolay olmayacak, değil mi?”

Eclipsa, gözlerindeki hüzünle başını salladı. “Hayır, kolay değil. Ama başka bir seçenek de yok. Bu kitabı bulmak zorundayım. Çünkü bazen, kendi evrenini yaratmak, yaşamak zorunda kaldığın acıları taşımaktan daha az acı verir.”

Korvina, ateşe yeniden baktı ve sessizce:

“O zaman, birlikte gidelim. Bu yolculukta yalnız olmamalısın.”

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, Eclipsa ve Korvina kamp ateşini söndürdüler. Havanın serinliği, yeni başlangıçların habercisiydi. Tutulma Dağı’na doğru yürümeye başladılar; amaçları oranın zirvesinde saklı olan “Yaratılış Kitabı”ydı.

Yollar uzun ve zorluydu. Göz alabildiğine uzanan ormanların ardından, ufukta küçük bir kasaba belirdi. Kasabanın taşlı sokaklarında dolaşırken, Tutulma Dağı’na nasıl gidileceğini sormak için etrafta biriyle konuşmaya karar verdiler.

Kasaba meydanındaki bir dükkânın önünde, sert bakışlı, yaşlı bir adamla karşılaştılar. Adam, derin bir nefes alıp ağır ağır konuştu:

“Buranın dağlarına gitmek kolay değildir. İnsanlar çoğu zaman korkar ve geri döner. Ancak, Tutulma Dağı’na giden tek kişi kasabanın dışında, yaşlı bir kadın… O, yolu ve dağın sırlarını bilir. Onunla konuşmalısınız.”

Eclipsa ve Korvina birbirlerine baktılar. Bu küçük kasabanın, yolculuklarına dair ilk gerçek ipucunu sakladığı açıktı. Yaşlı kadını bulmak, belki de yolculuklarının dönüm noktası olacaktı.

Eclipsa ve Korvina, kasabanın dışındaki dar ve kıvrımlı patikadan ilerlerken, etraflarını saran sis yavaş yavaş yoğunlaşmaya başladı. Yol, eski ağaçların gövdeleriyle çevriliydi ve ay ışığı, yaprakların arasından süzülen ince ışık huzmeleri gibi zemini süslüyordu. Her adımlarında sessizlik içinde yankılanan yaprak hışırtıları, onları esrarengiz bir dünyaya doğru sürüklüyordu.

Kısa bir yürüyüşün ardından, önlerinde yosunlarla kaplanmış, taşlardan örülü, çatısında eğri büğrü bir baca yükselen küçük bir ev belirdi. Evden yayılan loş ışık, etrafındaki gizemi daha da derinleştiriyordu. Kapıya yaklaştıklarında, tedirgin ama kararlı bir şekilde kapıyı çaldılar.

Kapı yavaşça aralandı ve içeriden uzun beyaz saçları, yüzündeki derin çizgiler ve keskin bakışlarıyla yaşlı bir kadın çıktı. Gözleri, sanki ruhlarının en karanlık sırlarını görürcesine onlara baktı.

“Ne istiyorsunuz benden?” dedi, sesi yaşlı ama hâlâ güçlüydü.

Eclipsa, titrek ama kararlı bir sesle, “Tutulma Dağı’na nasıl gidebileceğimizi öğrenmek istiyoruz. ‘Yaratılış Kitabı’ orada saklı,” dedi.

Kadın kaşlarını çattı ve kapıyı kapatmaya niyetlendi. Tam o anda Korvina adımını öne attı, “Yalan söylüyorsun. Biliyoruz. Bize yardım etmelisin,” dedi, kararlılığını gizlemeden.

Yaşlı kadın durdu, gözleri Eclipsa’nın yüzünde dolaştı, sonra derin bir nefes aldı. “Peki,” dedi yorgun bir sesle. “Ama önce, benim şartımı kabul etmelisiniz.”

İkili birbirine baktı, sonra birlikte başlarını salladı.

“Burada bulması zor, kadim bir eşya var: ‘Ay Taşı’. Onu bana getirirseniz, size Tutulma Dağı’nın yolunu göstereceğim.”

Kadın, ellerini ovuşturup devam etti, “Ay Taşı, kasabanın biraz dışında, mağaranın derinliklerinde saklıdır. Onu koruyan, taş gibi sert, devasa bir yaratık var. Bilgelik dolu gözleri ve insan aklının ötesinde bir gücü var.”

Eclipsa ve Korvina, yaşlı kadının tarif ettiği patikayı takip ederek mağaranın önüne geldiler. Devasa bir giriş, karanlık ve ürkütücü görünüyordu. İçeriden soğuk bir hava esiyordu, mağaranın içine girmeleriyle beraber nefesleri buza dönmüştü.

Mağaranın derinliklerinde, göz kamaştırıcı bir şekilde taşlaşmış bir yaratık belirdi. Kocaman, sert ve gövdesi taş bloklarından oluşmuştu; gözleri sanki yıldızlardan süzülen mor ışıklarla doluydu. Varlığı, her şeyin üzerindeymiş gibi bir ağırlık yayıyordu.

Yaratığın sesi, mağaranın duvarlarında yankılanarak etraflarını sardı:

“Bilmeceyi çözemeyen yolunu bulamaz:

‘Asla olmadım,

Daima olacağım.

Beni ne gören oldu ne de olacak.

Yine de ben yaşayan ve nefes alan herkesin güvencesiyim.

Peki ben neyim?’”

Eclipsa ve Korvina, başlarını birbirine çevirip uzun uzun düşündüler. Saatlerce tartıştılar, her cümleyi parçalara ayırıp anlamaya çalıştılar. Karanlık mağaranın soğuk duvarları, düşüncelerinin ağırlığı altında sanki daha da daralıyordu.

Korvina nihayet fısıltıyla, “Gelecek… Bu olmalı,” dedi.

Yaratık yavaşça başını salladı ve derin, tok bir sesle, “Doğru,” dedi. “Ay Taşı artık senin olabilir.”

Eclipsa ve Korvina, taşı ellerinde tutarken, onun içinde saklı güçlerin soğuk ama güçlü bir titreşimi vardı. Bu taş, sadece bir nesne değil, yolculuklarının ve kaderlerinin anahtarıydı.

Ellerinde Ay Taşı ile birlikte yaşlı kadının evine geri döndüler. Kadın, taşı görünce gözlerinde hafif bir parıltı belirdi ve onlara Tutulma Dağı’nın yolunu gösterdi.

Bölüm sonu

3 yorum

  • https :// discord.gg / SJtpHRWMFF Sizi 7/24 aktif, 4000+ üyeli sohbet, oyun,dil sohbet (Native Ingilizlerle), kitap, vote, AI resim/chat botları temelli "Yazarlar Ansiklopedisi" isimli sunucumuza davet ediyorum. Sunucumuz gelişen yazar ve okurlardan oluşuyor. Haftanın 4 günü "eleştiri ve destek" turlarında sırayla yazarların kitapları okunup yorumlanır. Eleştiri turunda yazarın eksik ve iyi yanlarını söylüyoruz. Destek turu ise sınav vs. için az vakti olan üyeler için ve okuma zorunlu değil, zaman almıyor. Serverde farklı yarışlar vardır. 🏆Ayın Yazarı🏆 yarışında kazanana yorum, vote vs. ödülleri verilir. Serverde her yaş aralığında (çoğu 13-45) üyeler bulunuyor. Sizlere kitap, sohbet, oyun (LoL, Valorant, Gartic, Among Us, Mafya, Köstebek, Role play, Cinayet Cözme,), AI resim & chat botlar ve dil sohbeti (native İngilizlerle) gibi etkinliklerle dolu bir ortam sunuyoruz. Eğlence için owo, satranç, kelime türet, düello, adam asmaca gibi oyunlar da var. Ünlü __Dizi TV__ projemizde senarist olabilirsiniz. Her gece üyeler seslide toplanarak müzik dinliyor, sesli sohbet ediyoruz. Sunucumuza girmek için üstteki linktedi boşlukları bırakmadan oluşturup kopyalayın. Sonra tarayıcıda ya insta, Discord'da atıp üzerine tıklayın. Anlamazsanız sorun. Linkin süresi hiç geçmiyor, hep tıklayabilirsiniz. Linke panomda da var.