Yol boyunca ikimiz de tek bir kelime etmedik. Arabanın içindeki sessizlik, gerginlikten değil, az önce yaşadığımız o büyük yüzleşmenin yarattığı ağırlıktan kaynaklanıyordu. Şehrin ışıkları camdan hızla akıp giderken, ben sadece annem ve babamla paylaştığım o güzel günlerin anısına sığınıyordum.
Evin önüne geldiğimizde Kenan motoru durdurdu. Motorun sesi kesildiği an, etrafı saran o derin sessizlik boğazımı düğümledi. Arabadan indik. Kapının önüne geldiğimde, titreyen elimi kilide uzattım. Birkaç saniye duraksadım; içimden bir şeyler kopup gitmişti sanki. Gözlerimden süzülen bir damla yaş yanağımdan aşağı yuvarlanırken, fısıltıyla konuştum:
"Babam... Annem... Ben geldim."
Kapı, gıcırtılı bir sesle açıldı. İçerisi bıraktığım gibi, ama bir o kadar da yabancıydı. Kenan arkamdan sessizce içeri girdi, bir süre etrafı süzdü. Sesi, boş odalarda yankılandığında her zamankinden daha derin ve hüzünlü geliyordu:
"Bu ev... çok yıpranmış."
Ona doğru döndüm, yüzümdeki ıslaklığı silmeden buruk bir gülümseme yerleştirdim. "Tadilata ihtiyacı var, Kenan. Bayağı uğraşılması lazım," dedim. Gözlerim evin eski eşyalarında gezindi; anılarım tozlu rafların arasına gizlenmişti. Derin bir nefes aldım ve aklıma takılan, o an zihnimi kurcalayan tek soruyu sordum:
"Kimden aldın bu evi Kenan? Kimden satın aldın?"
Kenan cevap vermedi. Yüzündeki o sert, gizemli ifade geri dönmüştü. Öylece durdu ve sadece gözlerime baktı. Sessizliği, bir şeyleri sakladığının en açık kanıtıydı. Bir an bekledim, bir cevap gelmeyeceğini anlayınca omuzlarımı hafifçe silktim.
"Tamam," dedim, sesimdeki yorgunluğu gizlemeyerek. "Sırlar... Bu sefer umrumda değil, Kenan. Tek istediğim, burayı annem ve babamın anısına layık bir yuvaya dönüştürmek."
Evin içindeki loş ışıkta birbirimize bakarken, aramızdaki o "efendi-yönetilen" rollerinin yerini, ilk defa iki insanın birbirine olan o belirsiz ama derin bağına bıraktığını hissettim. Kenan, yavaşça evin içini incelemeye devam ederken, buranın sadece bir bina değil, yeni hayatımızın temeli olacağını ikimiz de biliyorduk.
Kenan, evin tozlu köşelerinde gezinirken parmağını bir rafın üzerinde gezdirdi, sonra parmağındaki toza bakıp iç çekti. "Bayağı bir zaman istiyor bu ev, Ece. Sadece boya badana değil, temelden bir restorasyon lazım."
Ona doğru döndüm, tozların içinde bile babamın evinde olmanın huzuruyla dolmuştum. "Ben ilgilenirim," dedim, sesimdeki kararlılık artık sarsılmazdı. "Yıllarımı burada geçirdim, neye ihtiyacı olduğunu en iyi ben bilirim."
Kenan bana döndü, bakışları ciddileşmişti. "Benim halletmem gereken başka işler var, seni burada tek başına bu kaosla bırakamam. Önce iyi bir iç dış mimarla görüşelim istersen, profesyonel bir el değsin."
Bir an düşündüm. Onun mantığına itiraz etmeyecektim ama bu evin ruhuna benim dokunmam gerekiyordu. "Tamam," dedim, hafifçe gülümseyerek. "Anlaştık, profesyonel destek alalım. Ama her şeyi kendim de seçmek, her detayda benim izim olsun istiyorum. Burası benim yuvam olacak, bir başkasının tasarımı değil."
Kenan onaylarcasına başını sallarken, içimi bir çekinme kapladı. Evin şu haliyle yaşanacak bir yanı yoktu. İlk defa, bir eşin kocasından bir şey rica etmesinin o naif ve samimi ağırlığıyla, sesim biraz kısık ama içten bir tonda sordum:
"Kenan... Ev tamamen bitene kadar, annemlerin ve benim anılarımın olduğu o eski odayı düzenleyene kadar... Anneannemin evinde kalabilir miyim?"
Bu soru, aramızdaki o gergin, kurallarla dolu atmosferi bir anlığına yırtıp atmıştı. Bir "izin" değil, sanki bir "paylaşım" isteğiydi. Kenan duraksadı. Gözlerindeki o sert ifade, yerini şaşkınlıkla karışık, yumuşak bir bakışa bıraktı. O an beni sadece bir "Ece Kaya" olarak değil, gerçekten bir "eş" olarak gördüğünü hissettim.
Kenan yavaşça yanıma geldi, bir elini hafifçe omzuma koydu. Bu dokunuşu, o kadar nazik ve sahipleniciydi ki içimi ısıttı.
"Tabii ki kalabilirsin," dedi, sesi her zamankinden daha derin ve huzur vericiydi. "Madem o evin sana daha iyi geleceğini düşünüyorsun, ben de senin bu kararına saygı duyarım. Ama unutma, ben sadece bir telefon uzağındayım."
Gülümsedim. İlk defa Kenan'ın kontrolcü tarafı yerine, beni anlayan ve destekleyen tarafıyla karşı karşıyaydım. Bu ev, her anlamda yeni bir başlangıcın ilk adımı olacaktı.
Kenan, teklifimi bu kadar yumuşak ve samimi bir tonda dile getirmemi beklemiyor gibiydi. Bir anlığına duraksadı, kaşları hafifçe havalandı ve yüzünde daha önce hiç görmediğim, şaşkınlıkla karışık bir ifade belirdi. O sert, her şeyi kontrol altında tutan adamın yerinde, sanki duygularını nasıl yöneteceğini bilmeyen biri vardı. Birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra hafifçe başını salladı.
"Anladım," dedi, sesi biraz boğuk çıkmıştı.
Beraber babamın o yıkık dökük evinden çıktık. Arabaya bindiğimizde Kenan’ın telefonuna bir bildirim düştü. Ekranına baktığı an çehresi bir anda değişti; o sakin, bana eşlik eden hali gitti, yerine iş dünyasının o amansız adamı geldi.
"Ece, çok acil bir işim çıktı," dedi, sesi bir emir gibi değil, bir mecburiyet gibiydi. "Seni hemen anneannene bırakmam gerekiyor. Mimar işini de halledeceğim, söz veriyorum; en kısa sürede seninle tekrar iletişime geçeceğim."
Yol boyunca fazla konuşmadı. Arabayı anneannemin eski, huzurlu evinin önüne park ettiğinde, vedalaşmaya bile vakti kalmadan hızla uzaklaştı.
Evin kapısını açıp içeri girdiğimde, zamanın durduğu o tanıdık koku ciğerlerime doldu. Anneannemin evi... Burası sadece eşyaların olduğu bir yer değil, anıların sığınağıydı. Yavaş adımlarla salona doğru ilerledim. Kenan’la yaşadığım o gergin, yoğun dünyadan sonra buradaki sessizlik ruhuma iyi geldi.
Evi dolaşırken, duvardaki eski, pirinç çerçeveli fotoğraf takıldı gözüme. Elimle tozunu sildim. Fotoğrafa baktığım an boğazımda bir yumru oluştu.
Annem ve babam vefat ettikten sonra, bu eve ilk getirildiğim gündü. Henüz 7 yaşındaydım. Fotoğrafta anneannem, dedem, dayım, yengem, Sefa ve Beyza vardı. Herkes oradaydı, herkes bir aradaydı. Dayım Ahmet o zamanlar bu kadar yozlaşmamıştı, yengem Hacer henüz o zehirli dilini tam anlamıyla keskinleştirmemişti. Ben ise ortalarında, büyük gelen elbisemle, korku dolu gözlerle kameraya bakıyordum. Ailemin öldüğünü kabullenemediğim o ilk günün ürkekliği, fotoğrafın her karesine sinmişti.
O an, hepsinin nasıl bu kadar değiştiğini, nasıl o saf duyguların yerini hırsa ve ihanete bıraktığını düşündüm. Fotoğraftaki o küçük kız çocuğu, bugün karşısına dikilip onları dize getiren kadına dönüşmüştü.
Elimde o çocukluk fotoğrafıyla salonun ortasında öylece kalakalmıştım. 7 yaşındaki o küçük kızın gözlerine baktıkça, bugün geldiğim noktanın ağırlığı omuzlarıma bindi. Kenan… Onu düşünmeye başladım. Evet, belki o bir aziz değildi, belki karanlığın içinden gelmiş bir adamdı; ama en azından ne olduğunu biliyordum. Dışarıdaki o sahte, "iyi aile" maskesi takmış insanların aksine, o bana en azından yerimi ve değerimi dürüstçe göstermişti.
"Zor olacak," diye fısıldadım kendi kendime, evde ağır adımlarla gezinirken. "Belki de hayatımdaki en zor sınav bu. Ama Kenan… O benim kocam. Bu dünyanın yalanlarına karşı tutunabileceğim tek gerçek o."
Dışarıdan bakıldığında korkutucu bir adam gibi durabilirdi ama dayımın beni bir piyon gibi harcamasına izin vermeyen, o evde tek başıma kalmama izin vermeyip benimle omuz omuza duran biri vardı. Yeni bir hayata, onun gölgesinde de olsa gerçek bir hayata başlamak istiyordum.
Tam o sırada, evin huzurlu sessizliğini keskin bir zil sesi böldü. İrkilerek yerimden sıçradım.
"Kim ki bu?" diye geçirdim içimden. Anneannemin evine bu saatte kim gelirdi? Kenan olamazdı, o daha yeni gitmişti. Ahmet dayım ya da yengem miydi? Cesaret edip kapıya gelmeleri imkansızdı.
Merakla, ama bir o kadar da temkinli adımlarla kapıya doğru yöneldim. Kapının deliğinden bakmadım bile, doğrudan mandalı çevirip ağır ahşap kapıyı araladım. Karşımdaki silüeti gördüğümde nefesim boğazımda düğümlendi.
"Pelin?"
Kapının önünde, kusursuz görünümü ve o bildik, küçümseyici gülümsemesiyle Pelin duruyordu. Kenan’ın geçmişinden bir hayalet gibi, tam da hayatımı düzene sokmaya çalıştığım bu anda çıkagelmişti.
"Merhaba Ece," dedi, sesi baldan tatlı ama zehir kadar keskin bir tonla. "Kocanı biraz ödünç alabilir miyim diyecektim ama görüyorum ki evde bile değil... Yoksa, sadece seninle mi konuşmam gerekiyordu?"
Devam edecek