İçeriğe geç

Ece

Bölüm 22 · 3 dk okuma

Ece

Bölüm 22

22. Bölüm: O Tanıdık Yollar

Sabah uyandığımda Kenan çoktan gitmişti. Yatakta bıraktığı boşluk, tıpkı dün geceki soğukluğu gibi ruhumu sızlatıyordu. Aynanın karşısına geçip üzerimi değiştirmek için çekmeceyi açtığımda, o manzarayla karşılaştım: Anneannemin bana kalan tek hatırası, o kırmızı kurdele.

Elim ayağım boşaldı. Bu kurdeleyi düğün gününden beri görmemiştim; düğün telaşında bir yere düşürdüğümü sanıyordum. Kenan’ın eline nasıl geçmişti? Bunu bulması, saklaması ve çekmeceme koyması... Aklım almıyordu.

Kendi kendime mırıldandım:

"Bu kurdele anneannemden bana kalan tek şeydi. Düğün günü kaybetmiştim, o nasıl buldu?"

"Benimle ilgili daha ne kadar şey biliyor? Kim olduğumu, ailemi, geçmişimi... Hepsini araştırdı mı?"

"Nefretinin altında ne gizli? Beni korumak istediğini söyleyen bir adam, neden bana bir yabancı gibi davranıyor? Bu çelişki ne?"

Üzerime hafif bir şeyler geçirip kendimi odadan dışarı, otelin geniş ve ruhsuz salonuna attım. Odanın boğucu havasından kurtulmak iyi gelmişti ama belirsizlik daha da yorucuydu. Kenan’ın dayılarımı evden o kadar kolay postalaması, sanki her şeyi bir satranç tahtasında oynar gibi yönetmesi zihnimi bulandırıyordu.

Koltuklardan birine çökerken kendi kendime mırıldandım:

"Bu otel odasında daha ne kadar hapis kalacağım? Benim evim, düzenim ne olacak? Evime gitmek istiyorum, anneanemin kokusunu özledim."

Tam bu sırada, odaya (salona) Kenan’ın korumalarından biri girdi. Yüzünde alışıldık o ifadesiz maske vardı. Adımları ağır ve kendinden emindi.

"Ece Hanım," dedi, hafifçe başını eğerek. "Hazırlanmanızı rica ediyorum. Sizi bir yere götürmem gerekiyor."

Kaşlarımı çatarak yerimden kalktım. "Nereye? Hayırdır? Kenan nerede?"

"Kerem Bey (Kenan Bey) bu akşam için bir sürpriz hazırladı," diye yanıtladı koruma, ses tonunda en ufak bir duygu kırıntısı olmadan. "Detaylar hakkında konuşmamam konusunda kesin talimat aldım. Sadece hazırlanmanız yeterli."

Sürpriz mi? Kenan’ın lügatında sürprizin anlamı genellikle yeni bir kural ya da daha ağır bir zincir demekti. Gözlerimi korumanın üzerine diktim. "Hiçbir şey mi söyleyemezsin? Beni nereye götürdüğünü bile bilmiyor muyum?"

"Üzgünüm Ece Hanım, sadece hazır olmanızı bekliyorum."

İçimde bir yerlerde o merak ve öfke yeniden harmanlanırken, korumanın yanından geçip tekrar odaya yöneldim. Kenan’ın kurduğu bu yeni düzende, artık sadece piyon değil, oyunun merkezindeki o belirsiz figürdüm. Ve bu sürpriz, ya aramızdaki o gerilimi tamamen koparacaktı ya da düğümleri daha da sıkılaştıracaktı.

Korumanın kararlı tavrı karşısında daha fazla direnmenin bir anlamı olmadığını anladım. "Tamam," dedim, sesimi olabildiğince soğukkanlı tutarak. "Hazırım, çıkabiliriz."

Üzerime şık ama sade bir şeyler geçirip hızlıca hazırlandım. Otelden çıktığımızda siyah, ağır bir araba kapıda bekliyordu. Sessizce arka koltuğa yerleştim. Şoför koltuğundaki koruma tek kelime etmeden gaza bastı.

İstanbul'un o bildik trafiğinden ve karmaşasından hızla uzaklaştık. Camdan dışarıyı izlerken, şehrin silüetinin giderek silikleştiğini, binaların yerini ağaçlara ve daha ıssız bir yola bıraktığını fark ettim. Kalbim hızla çarpmaya başladı.

"Nereye gidiyoruz? İstanbul'dan çıktık," dedim, sesimdeki endişeyi gizleyemeyerek. Koruma sadece dikiz aynasından bana baktı ve sustu.

Yol ilerledikçe zihnimde bir şeyler tetiklenmeye başladı. Virajlar, ağaçların dizilimi, uzaktan görünen o eski yapılar... Burası... Burası çok tanıdıktı. Kalbim göğüs kafesimi zorluyordu. İçinde büyüdüğüm, annemin gülüşünün ve babamın sesinin yankılandığı o mahalle!

Araba, çocukluğumun geçtiği sokağın başında yavaşlayıp durduğunda nefesim kesildi. Kenan’ın arabası karşıda, eski evimizin hemen önünde park halindeydi. Kapı yavaşça açıldı ve Kenan, her zamanki o otoriter duruşuyla araçtan indi. Üzerinde yine o soğuk, sarsılmaz maskesi vardı.

Arabadan inip ona doğru bir adım attım. Titriyordum; hem şaşkınlık hem de yıllardır içime gömdüğüm anıların getirdiği bir duygusallıkla boğuluyordum.

"Burada ne işimiz var?" diye fısıldadım, sesim çatallanarak. Kenan'ın gözlerine baktım; bu sefer o donukluğun altında, benim bile anlamlandıramadığım başka bir şey gizliydi. "Beni neden buraya getirdin Kenan? Bu evin... benim geçmişimin burada ne işi var?"

Kenan cevap vermedi, sadece başını hafifçe eğip evin kapısına doğru baktı. O an, bu adamın sadece beni kontrol etmediğini, aynı zamanda en mahrem, en savunmasız olduğum noktaları bile haritalandırdığını anladım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.