O kolye koptuğu günden beri doğru düzgün uyuyamıyordum. Uyusam bile rüyamda büyük büyükbabaannem Kraliçe Dyanne'yi görüyordum. Bir Kraliçe olacağım için heyecanlıydım, bunu kabul ediyorum. Ama benim hükümdarlığım demek, babamın ölümü demekti. Babama tahtımdan daha çok önem veriyordum. Benim için babam bir yana, Dünya bir yanaydı. Karışık düşünceler eşliğinde sarayın bahçesinde yürümeye devam ettim. Bu saray, benim evim, çocukluğum, yuvam ve geleceğim demekti. Burada herhangi bir Prenses yürüse, rengarenk çiçekler, kelebekler ve sarayın duvarlarını görürdü. Ama ben bu saydıklarımla beraber, masum ve neşeli çocukluğumu görüyordum..
"Aid. Ver artık şu tokayı. Sarayın etrafında 8 tur attık zaten!" diyordu Dyanne. Aideth ise, küçük Dyanne'nin kelebekli tokasını almış, kaçıyordu ondan. En son Dyanne, koşarak verdiği mücadeleyi bıraktı ve yere oturup ağlamaya başladı. Ama Aideth bilmiyordu ki, bu Küçük Dyanne'nin planının bir parçasıydı. Aideth, kendini suçlu ve endişeli hissederek hemen arkadaşının yanına oturdu ve parmaklarını nazikçe Dyanne'nin kızıla çalan kumral saçlarına uzattı. Küçük Dyanne, hemen kendini geri çekti. "Hey! Saçlarıma dokunulmasına tikim olduğunu biliyorsun, Aid." dedi. Cümlesini bitirir bitirmez, Aideth'den kelebekli tokasını aldı ve kahkahalar atarak kaçmaya başladı. Aideth, her zamanki gibi yine Dyanne'nin oyununa kanmıştı. İki arkadaş, kahkahalarla bahçeye neşe katarak koşturmaya devam ettiler...
Eskileri hatırlayıp nedensizce gülümsedim. O an, omuzumda bir el hissettim. O tarafa döndüğümde kimseyi görmemiştim. Eğer, size dokunan elin olduğu tarafta kimse yoksa bilin ki o elin sahibi, Aideth'dır. Hemen gülerek Aideth'ın olduğu tarafa döndüm. O da tıpkı benim gibi gülüyordu. Onun gülüşü, benim içimi ısıtıyordu. Onunla birlikteyken, hayatım boyunca hiç hissetmediğim bir duyguyu hissediyordum. Bu duyguya ne denirdi, bilmiyordum. Saatlerce bıkmadan, sıkılmadan onunla sohbet ettim. Arada Aideth ile şakasına flörtleştiğimiz olurdu. Yine oluyordu. "Bu saray hayatından bıktım artık. Sabah kalk, giyin, takı tak, kahvaltıya in, sayısız ve işe yaramayacak derslere gir, odana çık, giyin, takılarını çıkar, uyu. Bütün hayatım planlı. Umarım bir adam beni kaçırır." dedim şakasına. Ne tepki vereceğini merak ediyordum. Dudaklarının kenarının kıvrıldığını gördüm. "Kaçırılmayı çok mu istiyorsunuz Dy Hanım? İstiyorsanız ben bu dileğinizi gerçekleştirebilirim." diye yanıtladı beni. Nedensizce utanmıştım. Meydan okur gibi ona doğru bir attım. "Diyelim ki istiyorum, yapar mısın?" diye yanıtladım onu. İkimiz de gülüşmeye başladık. O, benim sadece arkadaşımdı. Ama sanırım ben onun için bir arkadaştan fazlasıydım..