Kahvaltı masasında geçirdiğim sabahın ardından, günün geri kalanında bir şeylerin eksik olduğunu hissettim. O an, odamdaki pastel tonlardaki perdelerin hafif rüzgarla dans ettiğini izlerken, sıkıntı içinde kıvrandım. Bütün dersler, reveranslar ve ekonomik teoriler bir yana, kalbimde bir boşluk vardı. "Mariano," dedim içimden. Onunla vakit geçirmek, belki de bu boşluğu doldurmanın tek yolu olabilirdi. Yavaşça odadan çıktım, merakla dolup taşan kalbimle koridoru geçtim. Her adımda, zırhı ve keskin bakışlarıyla her zaman hazır olan Baş Muhafız Aideth Mariano’nun beni beklediği o anı düşündüm. O, Stheria Krallığı’nın en iyi muhafızıydı, ama benim için en yakın arkadaşımdı. Uzun boyu ve kumral saçlarıyla, her kızın hayalini süsleyen biri olarak biliniyordu. Ama benim için o sadece Aideth’ti. Kapıyı açıp içeri girdiğimde, onu antrenman yaparken gördüm. Ela gözleri, dikkatle hedefe odaklanmıştı. O an, kalbimde bir şeyler kıpırdamaya başladı. "Borbón," diye seslendim, gülümsememi gizlemeye çalışarak. "Aa, Dyanne! Seni görmek güzel," dedi Aideth, antrenmanını bırakıp yanıma geldi. "Neden buradasın? Sıkıldın mı?" "Biraz," dedim, hafifçe omuzlarımı silkerek. "Kendimle baş başa kalmaktan sıkıldım. Seninle vakit geçirmek istedim." Aideth’in gülümsemesi, karanlık düşüncelerimi silip süpürdü. Onunla konuşmak, içimi aydınlatıyordu. O gün boyunca birlikte geçirdiğimiz her an, zamanın nasıl geçtiğini unutturdu. Gülüşlerimiz, şakalarımız ve onun her zaman benimle dalga geçmesi içimdeki boşluğu dolduruyordu. Ama akşamın ilerleyen saatlerinde, dışarıda gökyüzü kararmaya başladığında, içimde bir neşe belirdi. Bu, hayatımda daha önce hiç hissetmediğim bir duyguydu. Ama ne olduğunu bilmiyordum. Aşk mıydı? Belki. Ama o anda sadece mutluluktu. Günün sonunda, odaya geri döndüğümde, üzerime şık bir beyaz gecelik geçirdim. Geceliğin ince kumaşı, bedenimde hafif bir serinlik bıraktı. Aynanın karşısında durdum ve okyanus mavisi gözlerime baktım. Sonra, babamın on üçüncü doğum günümde hediye ettiği deniz kabuklu ve incili kolyeyi takmaya karar verdim. Kolye, ailemin mirasını ve benim kimliğimi simgeliyordu. Tam kolyeyi boynuma takarken, birden kopuverdi. Düşüp yere yuvarlanırken, aklıma o kehanet geldi. "Eğer ki, Kehanetin sahibinin çok değer verdiği bir eşyası veya eşyaları zarar görürse, Kehanetin sahibinin hükümdarlığı çok yakın demektir.." Kalbim çarpıyor, nefesim kesiliyordu. Bu anın anlamı neydi? O an, geleceğin fırtınalarında bir güneş gibi parlamaya hazır olduğumu hissettim. Ama içimdeki bu yeni duygu, benim için daha da karmaşık hale geldi. Her şeyin değişmek üzere olduğunu biliyordum, ama neye hazırlandığımı bilmiyordum. Ama bir şey kesindi; hayatımda Aideth gibi bir dost varken, her şey mümkün görünüyordu.
Bölüm 4
Kırık Kolye
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.