İlahi bakış açısı
Kahvaltı masası, güneş ışığının pencereden süzüldüğü yere serilmiş beyaz örtüyle ışıldıyordu. Dyanne, kahvaltısında hafifçe atıştırırken, aklında günün dersleri vardı. On altı yaşında, kızıla çalan kahverengi saçları ve okyanus mavisi gözleriyle, Stheria Kraliyet monarşisinin en sevilen prensesiydi. Ancak derinlerde bir yerde, üzerine düşen taç ağırlığını hissediyordu. Bugün, onun için sıradan bir ders günüydü ama içindeki kehanet duygusu, her an her şeyin değişebileceğini fısıldıyordu. Kahvaltıdan sonra odasına çıktı. Duvarlarındaki pastel tonlardaki perdeler, hafif bir rüzgârla dalgalanıyordu. Odaya girdiğinde, gözleri hemen kolyelerine ve yüzüklerine takıldı. Parlak taşlar, her biri farklı bir anıyı içinde barındırıyordu. Bir süre onları düzenledi; her birine dokunarak onu kimlerin hediye ettiğini düşündü. Kraliyet ailesinin sembollerini taşımak, bazen bir yük gibiydi ama bu yükü taşırken, kendi kimliğini de bulması gerektiğini biliyordu. Bayan Letizia'nın Reverans dersi için aşağı indi. Sınıf, zarif hareketleriyle tanınan öğrencilerle doluydu. Bayan Letizia, konukların önünde nasıl durulması gerektiğini, ellerin nasıl yerleştirileceğini ve başın nasıl eğileceğini anlatırken, Dyanne Bayan Letizia'yı dikkatle dinliyordu. Reveransın sadece bir selamlaşma şekli olmadığını, aynı zamanda saygının bir ifadesi olduğunu biliyordu. Her bir hareketinin, kendisini krallığın geleceğine nasıl hazırladığını düşünmek, Dyanne'yi hem heyecanlandırıyor hem de korkutuyordu. Sonrasında, Bay Watson'un Ekonomi dersi için sınıfa girdi. Öğrencilerin yüzündeki merak ifadesi, Dyanne'nin ilgisini çekti. Bay Watson, ekonomik teorilerin karmaşık dünyasında kaybolmuş gibi görünüyordu ama Dyanne, onun tutkusunu hissedebiliyordu. Dersi dinlerken, krallığın gelecekteki savaşları ve kaynakları üzerindeki etkilerini düşünmekten kendini alamadı. Bu savaşın, sadece bir mücadele değil, aynı zamanda bir strateji oyunu olduğunu anladı. Son derse, Bayan Elenor'un Dans dersine geçti. Müzik odanın içinde yankılanırken, Dyanne kendini müziğin akışına bıraktı. Dans, onun için özgürlüğün ve ifadenin bir yolu olmuştu. Adımları, kalbinin ritmiyle uyum içinde atılıyordu. Ama her dönme ve sıçrama, onun içindeki savaşın ve kehanetin ağırlığını hatırlatıyordu. Derslerin ardından, yavaşça odasına çıktığında, yorgun ama mutlu bir şekilde yatağına uzandı. Gözlerini kapattığında, derin bir uykuya daldı. Rüyasında, büyük büyükbabaannesi Kraliçe 1. Dyanne’yi gördü. Kraliçe, ihtişamlı bir tacı, kehanetin sembolü olan o parlak tacı, Dyanne'nin başına yerleştiriyordu. Tacın ağırlığı, ona büyük bir sorumluluğun yükünü hissettirirken, aynı zamanda bir parıltı ile geleceği hakkında bir umut da sunuyordu. Rüyasında, “Senin zamanın geliyor, Dy." dedi Kraliçe, Dyanne'nin kalbine dokunan bir sesle. O an, Dyanne kendini güçlü hissetti; krallığının geleceği, ona verilen bu tacın ağırlığı kadar değerlidir. Uyanmak üzereyken, geleceğin fırtınalarında bir güneş gibi parlamaya hazır olduğunu biliyordu.