İçeriğe geç

Duygusuzlar Katili

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Duygusuzlar Katili

Bölüm 1

İlk ve Sonda Olmayacak

Bir gün bir zaman. İnsanlar için duygular, gece-gündüz, bitkiler, hayvanlar hatta arkadaşları bile önensizleşmişti. İnsanlar için artık tek önemli olan işleri, dersleri ve kendileri olmuştu. Bencil varlıklar olmuşlardı. Kendilerini düşünen bencillerin teki. Biraz daha gitseler birbirlerini bile öldürüceklerdi. Ama onlar birbirlerini öldürmesinler diye ben onların yerine öldürüyordum zaten ve bu umurlarında bile değildi. Ne ülke gündeminin ne akrabalarının ne de kendilerinin umrundaydı öldürülmeleri. Ne kadarda salakça değil mi? Öldürülüyorsun ama o son anında bile düşündüğün tek şey bitiremediği dosyalar ve alamadığın maaş! Neden mi böyle olmuştu? Çünkü yaklaşık 12 yıl önce bilim insanları insanların duygularını nasıl köreltebileceklerini buldular. O zaman 10 yaşındaydım ve duyguları hissetmeyi seviyordum. Annem de bunu çok saçma bulmuştu hatta bunu yaptıranların öldürülmesi gerektiğini söylemişlerdi. Ama yaklaşık iki yıl sonra her şey değişti. Bir gün evde oturmuş kitap okuyarak annemin gelmesini bekliyordum. Kapının açıldığını duyunca hemen koştum ve anneme sarıldım ama annem bana sarılmadı, tepki vermedi yada bana kızmadı. Sadece soğuk bir sesle "Yemek yapmam lazım Arden. Sende git ödevlerini bitir." dedi. Ne olmuştu ona, anlamamıştım. Bana şaka mı yapıyordu yoksa beni artık sevmiyor mu? Diye düşünmüştüm. Duygularını körelttiği hiç aklıma gelmemişti. Yanına gittim. Onunla uğraşmaya başladım. Belki bana kızar belki bir duygu belirtisi gösterir diye. Artık her şeyi kavrayabiliyordum. O yüzden hiç bir duygu göstermediğinde onun duygu köreltme operasyonu olduğunu anlamıştım. Gözlerine -o duygusuz boş kürelere- bakarak "Sen duygularını mı körelttin?" diye sordum. Oda bana cevap olarak sadece "Evet." dedi. Sadece kuru bir "Evet". Açıklama yok, üzüntü yok, pişmanlık yok. Yanımdaki çekmeceyi açıp içinden en keskin bıçağı çıkarttım bunu et kesmek için kullanıyordu bizimkiler. Annem onu elimde görünce hiç korkmadı veya titremedi. Sadece bana bakıp "Ne yapacaksın o bıçakla?" dedi. Gözlerim dolu bir şekilde "Üzgünüm anne ama sen söylemiştin duygularını köreltenler ölmeli çünkü duygularıyla birlikte dünyayıda öldürüyorlar demiştin ve bende senin söylediğin sözü layıkıyla yerine getireceğim." dedim. Sonra gözlerimi sildim eğer yapacaksam kararlı olmalıydım. Annem hiçbir şey yapmadı sadece bana baktı. Ardından acısız bir şekilde ölmesi için yalvararak onu öldürdüm. Yaklaşık bir 10-20 saniye sonra annem yerde ve gözleri açık bıçak ise tam kalbindeydi. Ben annemi öldürmüşüm. Kendi öz annemi, kendi ellerimle öldürmüştüm. Annemin ölü bedeni başında bir süre bekledikten sonra onu, bahçeye sürükledim, garajdan bir kürek aldım ve onun boyuna ve enine uygun bir mezar kazmaya başladım. Yoldan geçen kimse bize bakmıyordu çünkü umurlarında bile değildi. Sadece kendilerine ve işlerine odaklanmışlardı. Mezarı kazıktan sonra bıçağı kalbinden çıkarttım ve onu mezara doğru sürükledim, onu mezara koydum ve üstünü yine toprakla kapattım. Bunların gerçek olduğuna hâlâ inanamıyorum. Aslında bunların hiç biri gerçek değil ve annem şimdi eve gelip bana bahçede ne yaptığımı soracak değil mi? Öyle değil mi? Bana bir şey söyle onu öldürmedim değil mi!? Hayır şimdi anladım bu bir kabus ve annem şimdi beni uyandıracak değil mi? Uyandırmayacak. Onun soğuk bedeni gerçekti. Ben onu öldürdüm ve o şuanda toprağın altında. Bir daha ona sarılamayacağım. Çünkü o artık yanımda değil. Bunları kabullendiğimde dizlerim beni daha fazla taşıyamamıştı. Yere çöktüm ve ağlamaya başladım. İyice ağladıktan sonra kalktım küreği yerine koydum, eve geçip yerdeki kanı temizledim ve oturup bir şeyler yedim. Sanki o hiç orada olmamış gibi. Tabii bu sadece ilk cinayetimdi ve sonda olmadı. Ondan sonra sayısız insan öldürdüm. Ama hiç biri için annemi öldürdüğüm gün kadar üzülmedim. Belkide annem bu sonu haketmişti. Sonuçta kendiyle çelişmişti. Yani ne istediğini, ne söylediğini unutmuştu ve yaptığı, karşı çıktığı şeyleri unutan insanların sonu çokta uzak değildir. Bunu 12 yaşımdaki halimde anlamıştı ve 22 yaşındaki halimde bunu hâlâ hatırlıyordu. Ha bu arada öyle göz önünde insan öldürmüyorum. Her ne kadar umurlarında olmasada. Kimliğimi gizlemek için bir müzede çalışıyorum. Duyguları sergilediğim bir müze yani "Duygular Müzesi" bu müzeyi kendim açtım. İnsanlar buraya gelip duyguları tekrar gözlemleyebiliyor. Çoğunlukla öğrenciler buraya araştırma ödevleri için geliyorlar. Ya da gezi için. Duygular artık sadece bir ders konusu olmuş durumda. Ben gülümseyerek duyguları anlatırken onlar tepkisiz bir şekilde not alıyorlar. Bazen bu duygusuz yaratıklara bakarken delirmemek için kendimi zor tutuyorum. Eğer sözümü bölen biri olursa veya bilgilerimi sorgulamaya kalkan, şanslı kişi seçiliyor ve yeni kurbanım o oluyor. Bilgilerimi sorgulamaya nasıl cüret ediyorlarsa!? Daha hissedemeyen zavallı varlıklar! Aslında hepsini öldürmeye o kadar can atıyorum ki! Huh! Neyse sakin olmalıyım, zaten hepsine bir gün sıra gelecek nasıl olsa değil mi? O yüzden kendimi kontrol ediyorum ve günüme devam ediyorum. Gün sonunda da sinirimi onlardan çıkartıyorum. İşte günlerim böyle geçiyor ama hâlâ annemi gömdüğüm yere bakamıyorum. Çünkü oraya bakınca özlemden çok kendi sözünü tutamayan birini görüyorum ve o kişinin oğlu olmaktan utanıyorum. Tabii arada sırada mezarını ziyaret diyorum ama çok yanında durmuyorum. İşte alın size ilk cineyatim ve şu anda devam eden sefil hayatım! Bu arada size bunları anlattım diye gidip beni polise falan şikayet etmeyin. Kim bilir belki yeni şanslı kişi siz olursunuz? :)

-¡---¡---¡---¡---¡---¡---¡---¡---¡---¡---¡---¡---¡---¡---¡---¡---¡---¡---¡---¡---¡---¡---¡-

İveettt bunu aslında Türkçe projesi olarak verecektim ama sonra hoca "bu ne?" der diye yapmadım. O yüzden buraya atim dedim. Umarım iyi olmuştur.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.