Arşivde bulduğumuz evrakların hepsini tek tek inceledik. Tarık'ta olduğu gibi hepsinin uyuşturucu ile doğrudan bağlantısı var ve hepsi de satıcı. Demek oluyor ki katil uyuşturucu satıcılarını katlediyor. İlk kurbanların akrabalarının ifadelerini tek tek okuyorduk odada. Sadece Kemal ile ben vardık. Kemal'in gözüne bir şey takılmış olacak ki bana seslendi.
"Başkomiserim gelin buraya bakın bu ifade de çok işimize yarayacak bir ayrıntı geçiyor. Hem de beş yıl önceki son cinayete."
Heyecanla hemen yanına gittim. "Ne var Kemal? Ne buldun?"
"Bu ifadedeki şu kısmı okuyun."
"... Babamın çok yakın arkadaşı olan Bayram Abi babam öldükten sonra bizle konuşmuyor yolda görse yönünü değiştiriyor..."
"Aferim sana Kemal. Helal olsun." Ama aklıma gelen bir soru ile heyecanım hemen söndü. "Bu işe bakan meslektaş bu Bayram denen adamın ifadesini almış mı?"
Kemal evrakları bir süre karıştırdı. Kafasını kaldırıp bana baktı. "Hayır ifadesi burada yok Bayram'ın. Vehbi Müdüre soralım neden bu dosya yarıda kapanmış diye."
"Evet Kemal gidip soralım en iyisi."
Vehbi Müdür ile çok eskiden tanışıyoruz. Tertibim olur. Doğu'da askerliği beraber yaptık. Çok fazla anımız var çok kez ölümden döndük. Şimdi işte aynı binada beraber görev yapıyoruz.
Müdürün odasının yolunu tuttuk. Koridorda iki bekar adam kendinden emin bir biçimde ilerliyorduk. Vehbi müdürün kapısını ağzına geldik. Kapıyı Kemal çaldı. Sonra içeri girdik.
"Ooo hoşgeldin Remzi. Soruşturma nasıl gidiyor? Umarım bir gelişme vardır." Koltuğundaki keyfini bozdu.
"Kötü sayılmaz. Hele bir oturalım ayak üstü konuşmayalım."
"Tabi buyur Remzi otur ayakta kalmayasın."
Misafir koltuğuna oturduk. Ben Vehbi'nin sağ tarafına gelen koltuğa Kemal ise karşıma geçti. Ortada büyüklükleri varken Kemal'e konuşmak düşmezdi. Sessizce bana bakıp konuşmamı bekliyordu. Ben de söze girdim.
"Bu beş yıl önceki soruşturmayı yürüten polise ne oldu?"
"Hangi soruşturma?"
Ali elindeki dosyaları uzattı. Vehbi de dosyaları alıp biraz inceledi. Sonra dudaklarını buruşturup derin nefes aldı.
"İstifa etti. Yani emekliliği gelmişti bu davaya bakarken birden dilekçe verdi. Nedenini sorunca ise bana söylemedi. Adı Nurettin Çam."
Kemal birden söze girdi. "Onu nerede bulabiliriz?"
"Tahtalı köyde. Emekli olduktan bir yıl sonra vefat etti."
Kemal ile ben başımızı eydik. Kemal "Allah rahmet eylesin" dedi.
"Sağolun. Bir de soruşturmayı ilerletmememi kendisi için sonu kötü olacağını söyledi."
Ben atıldım. "Neden destek çıkmadınız?"
"Teklif etmedim mi sanıyorsun. Nurettin kabul etmedi en iyisinin bu olduğunu söyledi. Çok zeki bir insandı ben de üstelemedim. Bir bildiği vardır dedim kendi kendime. Ama sen yabancı değilsin sana bunu söyleyebilirim."
Kafamı kaşıdım. "Anlıyorum Vehbi. Nurettin'in karısı var mı? Ailesi, çevresi falan."
"Sadece bir tane kızı var. Karısı yıllar önce vefat etti. Kızının adı Firdevs, Firdevs Kalaycı." Masasının üzerindeki küçük kağıtlardan birini aldı ve bir şeyler yazdı. Kağıdı uzattı. "Adresi burada yazıyor. Yanına gidersiniz."
Kemal ile ben koltuklardan kalktık. Elimi uzattım Vehbi'ye. "Bize müsaade. Daha çok işimiz var."
Elimi sıkı ve samimi şekilde tuttu. "Müsade sizin. Kolay gelsin. Başarılar dilerim."
"Sana da kolay gelsin Vehbi." Elimi bıraktım. Tam odadan çıkacakken bana seslendi.
"Gelişmelerden haberdar et. Çok severdim rahmetliyi."
Kapıyı kapatırken "haberdar ederim" dedim.
Kapıyı kapattıktan sonra Kemal soru sordu. "Başkomiserim o zaman Hakkı'nın yanına daha sonra gideceğiz değil mi?"
"Öyle görünüyor. İlk önce eski meslektaşımızın kızının yanına gidelim. Bize çok önemli bilgiler vereceğinden oldukça eminim."