Okuldan nefret etmiyordum ama kapandığı için benden daha memnun kimse olamaz. Kim bir öğrencinin kafayı sıyırıp bir başka öğrenciyi öldürmesini beklerdi ki. Ben bekliyordum.
O çocuğun yani Bruce'un planlarını uzun zamandır duyuyordum. Gizlemek için ek bir çaba da harcamıyordu. Belki bu yüzden yakın arkadaşım Lisa'yı hedef almıştı. Bunu çok uzun zaman düşündüm ama doğrudan Bruce'a bunu soramazdım. İşlediği cinayetten korkup kaçmıştı ve arama çalışmalarının da iyi gittiği söylenemez.
İnsanlar beni sosyal açıdan tuhaf bulur. Önceleri bunun sebebini duygularımı çok yansıtamadığımdan olduğunu düşünürdüm. Liseye geçince sorunumun tipimde olduğunu düşündüm. Lisa'nın ölümünde ise kayıtsız bir bencil olduğumdan kaynaklı olduğunu düşündüm. Büyük ihtimal üçü içinde haklıydım.
Bir kere çok zayıftım. Güzel ve zayıf değil. Sadece zayıf. Dünyanın en normal saçı ve suratına sahiptim. Sanırım en ilgi çekici özelliğim yüzümün çeşitli noktalarında minik benlerimin olması ama evet kesinlikle düz çirkin bir insanım.
Duygularımdan bahsetmek ise benim için her zaman zor olmuştu. Gülerken bile rahat değilim. Başkalarının yanında da güldüğümü hatırlamıyorum. Umarım gülmemişimdir. Kesin tuhaf bir gülüşüm vardır.
Kayıtsız bir bencil olduğumu ise... Kısaca Lisa'nın ölümüne göz yummamdan dolayı diyebiliriz. Ha bir de onun ölümünü umursamayıp sadece okulun kapanmasına sevinmiştim ve bu yüzden yaşayan tek diğer yakın arkadaşım Mary artık benimle konuşmuyor. Tam olarak bu yüzden değil ama aşağı yukarı durumlar böyle.
Eve geldiğimde annem büyük bir travma yaşadığımı düşünüyordu. O yüzden çok fazla sarılıyor ve bir şey isteyip istemediğimi soruyordu. İlk zamanlarda bunu turta için kullanmıştım ama turta yemek bile sıkmıştı.
Sonra da yaz tatili geldi. Cinayeti doğrudan gördüğümüz için bizim sınıfımıza fazladan zaman vermişlerdi ama ilk haftanın sonunda Lisa'nın hatrına parti yapmaya karar verdiler. Jacob'un bekaretini kaybettiği söylentileri dolaşmıştı.
Herkes yas için seks yapılmadığını bilirdi. Yine de travmatik bir dönemde olmamızdan bu da çok önemsenmemişti.
Daha sonra bizi polisler çağırdı. Onlara doğrudan gerçeği söyleyemezdim. Mary'de benim gerçeği bildiğimi bilmiyordu. Sonuç olarak onlara hiçbir şey bilmediğimi söyledim ve konu kapandı. Bruce'u ise hala bulamamışlardı. O yüzden Lisa unutuldu. Dolabının önünde çiçekler vardı ama herkes onu ölen kız olarak biliyordu. Kimse kendini ne kadar güzel gördüğünü; düz, uzun ve sürekli boyamasından yıpranmış açık lacivert saçlarından ne kadar şikyetçi olduğunu; Robert'ın gay olduğunu öğrenip uzun süre bunun için ağlamasını, nefret ettiği hocanın merdivenden düşerek kolunu kırmasından ne kadar memnun olduğunu hatırlamıyordu. O sadece masum bir kurbandı.
Bazen onu ne kadar özlediğimi fark ediyordum. Eskiden çok arkadaşım yoktu ve arkadaşım olması ne demek bilmiyordum. Lisa ile lisede tanıştım ve kısa bir süre de hayatımın bir parçası oldu. Sonra da beni Mary ile tanıştırdı. Benim için fazla gergin ama keyifli bir işti. Sanki elimi mumun ateşinde gezdirmek gibi.
Çok yakınını asla kaybedemezsin. Çünkü o sensindir ve kendini ondan bağımsız hissedemezsin. İkinizden birinin öylece yok olması mümkün değildir. Ya da en azından öyle hissettirir.
Ama asla öyle olmadı. O öldü. Bense yatağımdaydım ve onu düşünüyordum. Artık var olmadığını, Mary ile tekrar konuşamayacağını, yarısını unuttuğu şarkıları mırıldanamayacağını...
Bir ses duydum. Tanıdık bir ses. Çok yakından geliyordu. Düşüncelerimi tamamen dolduruyordu. Uzun bir süre bir anlam çıkarmak için bekledim. Bir şey değişmedi. Aşağı kattan mı geliyordu ses? Bitti mi? Yine buz dolabı mıydı acaba?
Lisa diyordum. Fazla hayat doluydu. İnsanların en çok da buna üzüldüğünü düşünüyordum. Yaşayamayacağı çok fazla şey vardı. En azından ben hep bunu düşünüyordum. Bir de katilin ben olup olmadığımı. Onu öldüren elbette Bruce'un elindeki çekiçti ama ben asıl planının çekiçle olmadığını ve cinayet planının daha bir çok ayrıntısını biliyordum. Bana bundan bahsetmek çok zahmetli gelmişti. Oğlanlar birçok konuda konuşur ve sadece küçük bir kısmı gerçekler hakkındadır.
Tamam bu sefer kesinlikle bir ses vardı. Kalkıp penceremden dışarı baktım. Büyük olmayan bir kasabadaydık ve yıldızları görmek mümkündü. Küçük bir yıldız kaydığını gördüm. Fısıltı ise daha susmamıştı. Bu sefer kelimeler de tanıdıktı ama anlamlandırmak için fazla yorgundum.
Yatağa geri geçtim. Lisa'yı düşündüm. Gözlerimi kapadım. Fısıltılar ise durdu ve düzgün bir cümleye dönüştü. "Her şey bok olacak."












