O müzik dinlerken ses dalgalarının kulağında oluşturduğu impulsların beynine ulaşmasıyla zevk alıyordu her insanda olduğu gibi. Mizah anlayışına uygun bir cümle duyduğunda veya seviği bir yemeği yediğinde olduğu gibi. Ancak hayatın anlamı bu muydu? Arkadaşlarından birine hayatın anlamını sorduğunda "anın tadını çıkarmak" cevabını almıştı. Hayatın anlamı beynimizin bize iyi duygular yaşatan sinyaller vermesi miydi? Bulaşık yıkama gibi basit bir işi yaparken bile birden bire derin düşüncelere dalmıştı.
İşini bitirdikten sonra müziği kapattı. Müziği ilk açtığında çok zevkli olmasına rağmen şimdi ise müziği kapattığında rahatlamıştı bir süre sonra tüm şarkılar gürültüden farksızdı onun için. Sanırım bu da zihninin bir duruma uzun süre zevk vermemesinin bir parçasıydı. Sevdiği yemekden bile asla ilk lokmada aldığı zevki alamazdı. Yemek, sohbetler, müzik... hepsi geçici zevklerdi bunların peşinde koşmayı bırakması gerektiğini biliyordu. Her insan gibi mutlu olmak istiyordu ancak mutluluğu bunlarda bulamayacağını da biliyordu o sırada aklına bir süre önce duyduğu Chamfort alıntısı geldi "Mutluluk kolay şey değildir. Onu kendimizde bulmak çok zordur, başka yerde bulmak ise imkansızdır."
Kalıcı mutluluğa ulaşmak istiyordu ve bunu kendi içinde bulması gerektiğini biliyordu sadece hangi yoldan gideceğini bilmiyordu.
Ancak şimdi kalıcı mutluluk yolculuğundan daha önemli görülen görevleri vardı o yüzden kitaplarını açtı ve ders çalışmaya başladı. Odağını kitaba vermeliydi ancak bu zihni için efor gerektiren bir durumdu o yüzden zihni kaçış noktası arıyor farklı düşüncelere dalmaya çalışıyordu.
Odaklanma ve kitapdaki bilgileri kafasına aktarmaya çalışma ile geçen 130 dakikadan sonra artık durumun kendisi için verimsizleştiğini ve zihninin başlangıçdaki kadar bilgiye hevesli olmadığının farkındaydı. Kısa bir uyku zihni tazeleyebilir ve çalışmasını daha verimli hale getirebilirdi ancak uykusu yoktu ve bunun için çabalamak zaman kaybı olacaktı. Ancak çalışma sonrası bir şeyler başardığının zihindeki ağırlığı onun için bambaşka bir zevkti. Bütün zorluklar sonrası bir ödül olması doğanın kanunu gibiydi. Zihni de bu kanuna uymaktan geri kalmıyordu. Efor harcama ve çalışma sonrası her eylem daha zevkli hale geliyordu ayrıca yemek hazırlarken düşündüğü gibi zorluklar da bize fazlasıyla katkı sunuyordu.
Bütün gün evde olmak, sürekli sadece kitaplarla ve internetle vakit geçirmek, bu tür eylemler ister istemez vücudu için sağlıksız bir hayata yol açıyordu. Taş devrinin ne kadar geri ve yobaz olduğu yaygın bir görüştü ancak taş devrindeki insan yaşamına ne kadar aykırı olursak o kadar sağlıksız bir yaşam elde ediyorduk. Tüm gün eve kapanmak, paketli yiyecekler yemek, aşırı yumuşak yataklarda yatmak... bunların hepsinin ayrı ayrı dezavantajları vardı biz insanlar hayatın her zorluğuna dayanıklı olarak yaratıldığımızdan belki bu dezavantajları görmezden gelebiliyoruz ancak büyük resime göz atarsak aslında taş devri diye geçtiğimiz insan doğasına uygun yaşam koşullarını bir kez daha gözden geçirmeliyiz belki de.
Bütün bu düşünce akışı yaşamının ne kadar sağlıksız olduğunu ona bir kere daha hatırlattı. Bir süre dışarı çıkmanın onun bedeni için daha iyi bir karar olacağına karar verdi.