Onlu yaşlarda olmak 10 gibi küçük bir yaşla başlar ve 19 gibi yetişkinlikle sonlanır. Muhtemelen insanın en büyük gelişimi yaşadığı 10 yıldır bahsettiğim gelişim fiziksel değil zihinseldir.
O ise 19 yaşındaydı hayatının geri kalanını birlikte geçireceği zihni ve bedeni gelişimlerinin çoğunu tamamlamıştı. İnternette ve normal hayatında iyi anlaşabildiği insanlar vardı. Her şey normal gidiyor gibiydi ancak kendi başına kaldığında daha farklı hissediyordu. Arkadaşları ve ailesi ile birlikteyken normaldi ve normal davranıyordu ayrıca normal hissediyordu ancak kendi başına kaldığında bir kitap elinde olmadığında sadece zihni ile baş başa kaldığında dünya daha farklıydı. Düşünmek dünyayı daha farklı hale getiriyordu diğer insanların düşüncelerini tahmin ederek düşünmek, yaşadıkları farklı olsaydı neler olurdu diye senaryolar yazmak, yaşadığı veya duyduğu komik bir şeyi zihninin ona beklemediği bir anda hatırlatması ve fiziksel dünyada hiçbir şey yaşanmıyormuş gibi gözükmesine rağmen saatlerce gülmesi…
Zihin bedenden çok daha küçük olmasına rağmen bu onun ne kadar güçlü olduğunu değiştirmez zihin yalnızca bir yağ ile dolu gri buruşuk bir etin içindeki hücrelerin etkileşimiyle oluşan basit bir sistem gibi gözükse de insanları diğer tüm canlılardan ayırır ve aynı dünyayı her bir insana farklı bir şekilde sunar. Dünyayı döndüren budur. Bir kişi yeşili gördüğünde aklına gelenler ve onu beğenme yüzdesi ile diğer kişininkinin farkı gözlerde değil zihindedir çünkü asıl görme gözde değil zihinde gerçekleşir, diye düşüncelere dalmıştı biyoloji dersinden de aslında gözün yalnızca dışarıdakileri ilettiğini görmenin zihinde gerçekleştiğini biliyordu bildiği başka bir şey ise herkesin fiziksel dünyayı aynı mı yoksa farklı mı gördüğünü bir başkasının kafasında neler gördüğünü asla bilemeyecek olmamızdı. Bu bilinmezlikte kaybolmanın ona bir şey kazandırmayacağı ise apaçık olan başka bir şeydi.
Şimdi ayağa kalkıp hayata devam etme zamanıydı. Diğer insanlara göre daha meraklı olduğunun farkındaydı hayatındaki diğer insanların kendisine karşı olan hareketleri neden yaptığını düşünmek ve bu düşüncelere karşı koyamamak onun en büyük problemlerinden biriydi çünkü hayatındaki diğer problemler mesela maddi problemler veya diğer insanlarla olan ilişkilerindeki pürüzler gelip geçici durumlardı ancak bu gereğinden fazla düşünmek ve kaygılanmak onun kişiliğinin bir parçasıydı hayatının sonuna kadar onunla kalacaktı.
Vücudunun ihtiyaçları zihni için en büyük işgalcilerdi. Şu an yaşadığı açlıktan düşüncelerine odaklanmıyordu ve bu durum ona “sağlıklı bir dilencinin hasta bir kraldan daha mutlu olması” örneğini hatırlattı. Rahat bir konumda değilken zihinin derinliklerine inmekte zorlanırdı çünkü zihinin yaşamak için vücuda ihtiyacı vardı ve vücuttan gelen sinyaller değerli olarak karşılanırdı ancak o biliyordu ki eğer istediğine inanırsa bu sinyallerden daha güçlü bir hale gelebilirdi veya bu sinyalleri zihnin içinde önemsiz bir dereceye indirebilirdi tıpkı yolda tanımadığımız bir adamın kendi kendine konuşmasını umursamamamız gibi çünkü bu da bir sinyal ancak önemsiz bir derecede olan bir sinyal.
Açlıktan kurtulmak için aşağı indi ve son zamanlarda sürekli yaptığı basit bir yemeği hazırlamaya başladı bu yemeği o kadar çok hazırlamıştı ki artık neredeyse reflekse dönüşmek üzereydi. Bir eylemin reflekse dönüşmesi zihni için büyük bir efor tasarrufuydu çünkü artık zihnini çalıştırmadan o işi yapabiliyordu.
