İçeriğe geç

Düşmüş melek

Bölüm 40 · 2 dk okuma

Düşmüş melek

Bölüm 40

HUZURUN KIRILGAN KABUGU

▪︎✯°▪︎✯▪︎✯°• YENİ BİR SABAH°•✯▪︎✯°▪︎✯ imutfaktan gelen taze yemek kokusu evin her köşesine yayılmıştı annem mirava ocakta bir şeyler karıştırırken babam arven balkondaki eski ahşap sandalyeye oturmuş sigarasını yakıyordu hafif bir esinti aralık pencereden içeri süzülüp perdeyi dalgalandırırken odanın içindeki baharat kokusuna doğanın tazeliğini katıyordu mutfak masasının bir köşesinde oturmuş çayımı karıştırıyordum sanki her şey olması gerektiği gibi sıradan ve güvenliydi sanki birkaç saat önce ormanda o yalanlarla dolu aşk iblisiyle kavga etmemişim burnunu kırmamışım gibi davranmaya çalışıyordum içimdeki mızmız ses ise "aferin seriel çayını karıştır belki içine şeker yerine biraz da unutkanlık atarsın o zaman her şey düzelir" diye fısıldıyordu ​abim leon masanın diğer ucunda oturmuş elindeki çatalla masaya ritmik darbeler indiriyordu "ne o masum keçi hala domuzun şokunu atlatamadın mı" dedi alaycı bir sesle annem duymasın diye fısıldıyordu ama gözleri üzerimde bir dedektif gibi geziniyordu "anlattığın o 'yakışıklı' domuz seni bayağı sarsmış baksana ellerin hala titriyor" diyerek ayağımı masanın altından hafifçe tekmeledi "sus leon" diye tısladım "annem duyacak şimdi" leon sırıttı "duysun canım ne olacak kız kardeşim ormanda bir sapıkla vals yapmış annemin bilmeye hakkı var bence" dediğinde çatalımı masaya sertçe bıraktım ​annem mirava tencereyi masaya getirirken "seriel kızım hala dalgınsın" dediğinde bardaktaki sıvı hafifçe titredi başımı iki yana sallayıp "yok iyiyim anne sadece yorgunum" diyebildim babam balkon kapısından içeri seslenip "şu orman tarafına fazla gitmeyin bu aralar hayvanlar iyice azgınlaştı" dediğinde leon bana bakıp göz kırptı "haklısın baba özellikle de 'insan' görünümlü hayvanlar çok tehlikeli bu aralar" dediğinde sinirden masanın altından kaval kemiğine sert bir tekme savurdum leon yüzünü buruşturup "vay be keçi tırnaklarını iyice bilemiş" diye mırıldandı ​tam tabakları doldurmaya başladığımız sırada dış kapının önünde sert bir yumruklama sesi duyuldu köyün aksi yaşlısı gideon nefes nefese kapıya dayanmıştı babam arven "ne oldu gideon bu ne telaş" diyerek kapıyı açtı yaşlı adamın elleri titriyordu "arven ağıldaki en güçlü koçun ormanın girişinde paramparça edilmiş ama bu bir kurdun ya da ayının işi değil" dediğinde elimdeki çatal tabağa metalik bir çınlamayla çarptı gideon "sanki biri onu bir sanat eseri yapar gibi parçalara ayırmış hiçbir boğuşma izi yoktu sadece kanlı bir sessizlik" diye devam ettiğinde mideme bir ağrı saplandı ​içimdeki mızmız ses "bak gördün mü seriel azhevor beyefendisi sadece şarkı söylemiyor koçları da nakış gibi işliyor sen hala domuz de babana" diye dalga geçiyordu leonun yüzündeki o alaycı ifade bir anda silindi yerini buz gibi bir ciddiyete bıraktı bana doğru eğilip sadece benim duyabileceğim bir sesle "o adamın işi mi bu seriel doğruyu söyle" diye fısıldadı gözlerindeki o zorba abi gitmiş yerine beni gerçekten korumak isteyen ama bir o kadar da öfkeli bir adam gelmişti azhevorun gölgesi mutfağa sızmış o sıradan akşamımızı çoktan zehirlemişti

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.