seriel gökyüzünden bir kor parçası gibi süzülüp yeryüzünün karanlığına karıştığında cennetin üzerinden sildiği o melek ruhu yok olmamıştı aksine bir ceza olarak ölümlü bir bedenin zayıflığına hapsedilmişti karaağaç köyünün mütevazı bir evinde fırtınanın gökyüzünü yırttığı o gece doğum sancıları içinde kıvranan miravanın çığlıkları rüzgara karışıyordu o gece gökyüzünde tek bir yıldız bile yoktu ay ise sanki dökülen melek kanını selamlarmışçasına kan kırmızısı bir parıltıyla dünyayı izliyordu mirava minik kızını ilk kez kollarına aldığında kalbinin duracağını hissetti bebeğin incecik saçları siyahın en koyu tonundaydı ama uçlarında ve perçemlerinde sanki taze bir yara gibi duran kan kırmızısı parıltılar vardı mirava korkuyla fısıldadı saçları bu kan mı babası arven elleri titreyerek ılık su dolu bir kase getirdi saçlarını defalarca yıkadılar ancak o kırmızılık suyla silinecek bir leke değildi o serielin ruhundaki isyanın bedeni üzerine vurduğu ilk mühürdü arven kızı kundaklarken sırtını çevirdiğinde asıl dehşetle yüzleşti küçük omuzların hemen altında yanık izine benzeyen iki derin leke vardı bu lekeler tıpkı ateşle dağlanmış tüylerin kalıntısı gibiydi kanatların bir zamanlar orada olduğunu ama acımasızca koparıldığını haykıran o iki yara izi doktorların doğum lekesi dediği ama miravanın geceleri rüyasında yanan kanatlar gördüğü bir gerçekti seriel büyürken diğer kız çocuklarına hiç benzemiyordu sessizdi ağlamazdı ve sadece etrafı izlerdi gözlerinde bir çocuğun masumiyetinden çok bin yıllık bir bilgeliğin yorgun gölgesi vardı köy halkı o kırmızı saçlar ve sırtındaki garip yanıklar yüzünden bu kıza hep bir yabancıymış gibi baktı kimisi lanetlenmiş dedi kimisi karanlık bir işaret olduğunu fısıldadı ama mirava kızının içindeki o farklı tınıyı duyabiliyordu seriel üç yaşındayken bahçede oyun oynadığı bir gün eline beyaz bir kuş tüyü aldı ve ona uzun uzun baktı mirava o an tüyün kızının parmakları arasında bir kömür karasına dönüştüğüne tanık oldu seriel bu değişimi hiç şaşırmadan izledi çünkü o henüz kelimelere dökemese de ruhu bu karanlığı tanıyordu zaman geçtikçe serielin bakışlarıyla fırtına bulutlarının yön değiştirdiği gece yatağında görünmeyen varlıklarla fısıldaştığı fark edildi bir gece annesinin kulağına birileri bana kanatlarımı geri vereceklerini söyledi dediğinde mirava buz kesti ne kanatları diye sordu korkuyla seriel ise sadece hüzünlü bir kız çocuğu edasıyla küçükken vardı hissedebiliyorum diye cevap verdi ailesi bu sözleri bir çocuğun hayal gücü sanmak istedi ama serielin içindeki o kadim varlık yavaş yavaş uyanıyordu onun ruhu bir kız çocuğu gibi narin görünse de derinlerde cennetin kibrine karşı açılmış bir savaşın izlerini taşıyordu seriel henüz kan kırmızısı saçlarının ve sırtındaki yanık izlerinin ne anlama geldiğini bilmiyordu ama cennetin o kibirli konseyinin bile hesaba katmadığı bir gerçek vardı seriel dünyaya sadece cezalandırılmak için gönderilmemişti o cennetin dünyayı ve cehennemi birbirine bağlayan o kanlı savaşın en kilit anahtarıydı ve bu sıradan bir kızın büyüme hikayesi değil düşmüş bir meleğin yeryüzünde yeniden doğuşunun habercisiydi
Bölüm 4
Kırmızı tüylerin fısıltısı
