İçeriğe geç

Düşmüş melek

Bölüm 18 · 2 dk okuma

Düşmüş melek

Bölüm 18

RUHUN KARANLIK AYNASI

eve vardığımızda güneş çoktan batmış ve gökyüzü mürekkep rengi bir karanlığa bürünmüştü annem sepeti mutfağa bırakırken evdeki sessizlik her zamankinden daha ağır ve tekinsiz geliyordu babamın ayakkabılarının yerinde olmadığını görünce içimdeki o boşluk daha da derinleşti annem mirava "Sanırım biraz gecikecek" dedi hafif bir endişeyle tam o sırada kapının sert vuruluşu evin sessizliğini bıçak gibi böldü gelen komşumuz soneaydı üzerindeki koyu renkli peleriniyle kapıda duran kadının yüzünde tuhaf bir ifade vardı gözleri bir an bana kaydığında o bakışlarda saklanamayan bir nefret kıvılcımı hissettim ​annem kadını içeri buyur ettiğinde sonea "Bacak ağrılarım yine başladı belki sizin yapacağınız bir şey yardımcı olur" dedi sesi bir taşın soğukluğu kadar tınısızdı annem hemen mutfağa geçip ormandan topladığımız bitkilerle ilgilenmeye başlarken sonea oturduğu yerden ara sıra bana bakıyordu bir süre sonra sessizliği alaycı bir tonda bozdu "Eee Seriel söyle bakalım ne zaman evleniyorsun yaşın geldi geçiyor bile" dedi bu yersiz soruyla gerildim ve zihnimde bunun neden önemli olduğunu sorgularken "Zamanı gelince" diyerek kısa kestim ancak sonea durmadı "Senin yaşındaki kızlar çoktan yuva kurdu sen hala dağ bayır geziyorsun" dediğinde içimdeki o garip güç bir anlığına yüzeye çıktı kadının gözlerinin içine dik dik bakarak "Sizin yaşınızdakiler de birer birer ölüyor Sonea teyze siz ne zaman öleceksiniz" diye sordum o an odadaki hava buz kesti sonea şaşkınlık ve öfkeyle donup kalırken annem mutfaktan elinde ilaçla yetişip havayı yumuşatmaya çalıştı ​içimdeki o ağırlıkla daha fazla dayanamayıp odama geçtim günün tuhaf olayları ve o siyah çiçeğin yaydığı enerji beni tamamen yormuştu üzerimi değiştirip yatağa uzandığımda göz kapaklarımın ardında siyah çiçeğin görüntüsü bir kor gibi parlıyordu karanlık bir rüyanın kollarına düştüğümde kendimi yine tanınmayacak kadar değişmiş köy meydanında buldum sokaklarda dolaşan silüetler insan değil soluk gri ışıklar saçan ruhlardı o an parlak ama dondurucu bir ışığın içinden siyah saçlı ve teni ölüm kadar soğuk bir melek çıktı gözlerini bana dikip "Neden hep yasaklı şeyleri bulmayı başarıyorsun Seriel" dedi sakin bir sesle ​melek soğuk bir gülümsemeyle "Hiçbir zaman geç değildir pişman olup özür dilemek için" diye devam etti ama göz bebeklerinde bir anda beliren o gölge her şeyi değiştirdi "Bana göre ceza bile almadın" dedi sesi ruhuma dokunurken melek yanından geçen bir ruhun bedenine dokundu o an adamın ruhu içinden ayrılıp giderken bedeni bir çuval gibi yere yığıldı çığlık atmak istedim ama sesim çıkmadı melek bir adım daha attığında kendi ruhumun bedenimden çekildiğini hissettim ve dehşet içinde uyandım kalbim deli gibi çarparken gözlerim aynaya takıldı yansımadaki kendim değildim bir gözüm kırmızı diğeri yeşildi ve yüzümdeki damarlar siyah bir mürekkep gibi derimin altından taşıyordu ​görüntü bir anda kaybolsa da artık biliyordum o siyah çiçek sadece bir bitki değil kendi sonumu getiren o karanlık kapının anahtarıydı sırtımdaki doğum lekeleri az önceki meleğin dokunuşuyla dağlanmış gibi alev alev yanıyordu annemin mutfakta mırıldandığı o şifalı bitki şarkıları artık kulağıma birer cenaze marşı gibi geliyordu "Ben kimim" diye fısıldadım aynadaki boşluğa ama aynadan bana cevap veren tek şey damarlarımda dolaşmaya başlayan o simsiyah zehrin sessiz uğultusuydu

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.