içimdeki o buz gibi korku yerinden bir milim bile oynamamıştı aksine karanlık odanın yarattığı o hırçın belirsizlik her geçen saniye ruhumda daha büyük bir boşluk açıyordu ne kadar mantıklı düşünmeye çalışsam da her an bir şeylerin infilak edeceği hissi tüm hücrelerimi esir almıştı babam dolaba mumları yerleştirirken mutfaktan gelen tencere sesleri annem hiçbir şey olmamış gibi "Yemek hazır Seriel hadi gel artık yemeği ye" diye seslenmesi bu tekinsiz havayı daha da ağırlaştırıyordu bana göre her ses her fısıltı patlamaya hazır bir bomba gibiydi birdenbire evin sessizliğini telefonun o keskin sesi böldü babam hala dolapla meşguldü annem ise mutfakta yemeğin son hazırlıklarını yapıyordu kimse telefona bakmayınca babamın o alışılmışın dışındaki donuk sesi duyuldu "Alo" kapının eşiğinde durmuş onu izlerken telefonun diğer ucundan tanımadığım ürkütücü bir sesin çıkacağından o kadar emindim ki yavaşça kapıyı aralayıp olan biteni anlamaya çalıştım babam ne kadar sakin ne kadar tepkisizdi karşıdakini dinlerken hiç sesini yükseltmiyor sadece "Tamam ormanda bekleyin hemen geliyorum" diyerek kısa cevaplar veriyordu babam telefonu kapattığında sanki başka bir adam olmuş gibi bir aceleyle ceketine uzandı "Ben çıkmak zorundayım Seriel bizim ekip ormanda bir aksilik yaşamış yardıma çağırdılar hemen döneceğim" sözleri beynimde yankılanırken hızla yanına atıldım "Baba nereye gidiyorsun bu saatte neyin peşindesin" diye bağırdım ancak babam sadece omuzlarını silkip sanki sıradan bir işe gidiyormuş gibi "Sen merak etme her şey yolunda sadece iş işte hadi git yemek ye" diyerek kapıya yöneldi o an içimden bir parça daha kopup gitti babamın gözlerindeki o boşluk karanlıktaki gölgenin fısıltısını hatırlatıyordu sanki ormana değil de o kuyunun içine çağrılmış gibi bir hali vardı mutfaktan gelen annem kocasının kapıdaki telaşını görünce "Hayatım ne oldu hangi saatte çıkıyorsun ne işin var dışarıda gecenin bir yarısı" diye sordu babam bir an duraksadı sanki bir cevap verecekmiş gibi oldu ama "İş arkadaşlarını yalnız bırakamam" dedi ve hiçbir şey söylemeden karanlık sokağa doğru adımını atıp evden ayrıldı elektrikler geri gelmişti her yer aydınlıktı ama hissettiklerim o zifiri karanlıktan daha koyuydu annem yavaşça yanıma gelip elini omzuma koydu ve başımı okşadı "Bir şey mi oldu kızım" diye sorarken o kadar sakindi ki onun bu aşırı huzurundan bile ürkmeye başlamıştım yavaş adımlarla yemek masasına doğru yürüdüm ama iştahım tamamen kesilmişti babamın o tuhaf gidişi ve dışarıdaki o kapkaranlık boşlukta onu neyin beklediği zihnimi durmadan kurcalıyordu yemek masasında annemle göz göze geldiğimizde oda o kadar ağır bir sessizliğe büründü ki korkularımı anlatmaya cesaret bile edemedim annem sessizliği bölerek "Baban gelene kadar bizim odada sen yat iyi uyursun korktuğun şeyler gitmiş olur" dediğinde sadece onaylar gibi başımı salladım o an yerde duran ve az önce bir gölgeye karşı savurduğum o ağır baltayı fark ettim "Baba" diye fısıldadım içimden ama kendi sesimi bile duyduğumdan emin değildim çünkü evin içindeki bu sakinlik dışarıdaki fırtınanın sadece bir perdesiydi ve sırtımdaki o lekeler babam kapıdan çıktığı andan beri ilk kez bu kadar çok yanıyordu
Bölüm 11
GECEYİ BÖLEN TELEFON
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.