Yağmur yağan bir gecede savaş alanı sessizliğe gömülmüştü.
toprağa karışan kan kokusu hala havada asılıydı.yüzlerce savaşcı'nın arasında ayakta kalan
son kişi, elindeki kılıcı yere sapladı.
sevgi'nin savaşcıları zayıflatacağına inanıyordu. bu yüzden yıllar önce kılıcını eline aldığında
aşk onun için bitmişti.
o gece kral görev verdi; görevi yakındaki bir krallığın prensesini bulup öldürmek..
umut o an bilmiyordu.
bir gün o kızın gözlerine bakacağını...
ve kılıcı'nın yapamayacağını o gün kalbi yapacaktı.
Umut atına bindiğinde şafak sökmeye başlamıştı.
görevi onun için çok basitti.
düşman kralıığın prensesini öldürüp geri ailesi'nin yanına dönecekti...
en azından şimdilik öyle sanıyordu umut
üç gün boyunca ormanları,dağ geçitlerini ve terk edilmiş köyleri geçti.
dördüncü günün akşamında nehir kenarında bir ses duydu. kılıcına uzandı.
aniden genç bir kız çıktı çalıların arkasından..
sade giyimli yüzü çamur, saçları dağınıktı
bir tehtit gibi görünmüyordu.
ancak umut yıllardır öğrendiği tek şey vardı.
en tehlikeli düşmanlar masum görünürdü.
kızda onu fark etti...
"göz göze geldiler."
umut o bakışta korku görmeyi bekliyordu...
ancak gördüğü şey korku değil öfke nefret ve intikamdı.
sanki kız umudu tanıyor gibiydi aniden
konuştu
kız: demek söylentiler doğruymuş...
umut:neymiş o söylentiler?
kız geri çekildi..
kız:düşman ordusu'nun en iyi savaşcısı ölmemiş yaşıyormuş...
ama uzun sürmeyecek bugün öleceksin...
umut gülümsedi.
çünkü ilk defa biri korkuyla ona bakılmamış meydan okuyarak bakılmıştı.
bu beklemediği kadar ilgisini çekmişti umut'un.
kız tam o anda hançer çıkarttı ve fırlattı..