Güzellik sandığım uykumdan yeni uyanmış giyiniyordum. Her zamanki gibi yine iş görüşmesine gidecektim ama lanet olsun ki bir türlü iş bulamıyordum. Daha doğrusu işe alınmıyordum.. Baştan anlatayım ben sikremin gezmeyen, otuz yaşında, genç, çıtır ve ayakları üzerinde durmaya çalışan bir kadınım. Ben kadınım!! Aylardır iş arıyorum, aileme bakmaya çalışıyorum. annem, babam ve on bir kardeşten oluşan sıcak bir ailem vardı.(sıcak derken gerçekten sıcak, her oda dolu sıkış tepis yasayamayip gidiyoruz..) Bugünde bir şirkette iş görüşmem vardı. Heyecandan ossurmaktan korkuyordum. Aynadan kendime baktım uzun, siyah, kalem bir etek, siyah, uzun kolları olan gömlek ve pembe çiçekli eşarbım ile kombinim uyum içerisindeydi.

"Harikasın sikremin kap şu işi diva " diyerek kendimi motive etmeye çalıştım. Ve son olarak çantamı da alarak ev halkını uyandırmadan hemen evden ayrıldım(gitmeden önce ossurdugum için umarım uyanmamışlardır🫢). Çıktığım gibi ne kısmetse karşıdan gelen bir taksi görüp durdurdum ve bindim. Kendimi bir kitabın main karakteri gibi hissediyordum ve içimden fav, en sevdiğim o soft, tam şirket iş görüşmesine gidilirken söylenen şarkıyı sanki adiyaman tütünü çekmiş cigerlerimle söylemeye başladım. "Teldeki güvercin yalidaki şığllık, kaldırım da bıllığk sana da gud mornınk, şarkıda ki perçe , camdaki fıssoo, uykulu aşık sanağ da gud mornınk...."O muazzam nağmelerim eşliğinde holdingin önüne havalı bir giriş yaptım. Parayı eşarbımı havalı sandigim harektle savurup ödedim ve "üstü kalsın" dedim. Taksici elindeki elli kuruşa mala bakar gibi bakarak "Hanımefendi üstünü tamamlarsanız kalacak 249 buçuk eksiğiniz var " dedi. Ah kahretsin!! Elli kuruş bu tırreğe fazlaydı bile çok uzatmadan kardeşimin kumbarasindan çalmış olduğum bir miktar parayı kokuşmuş topuklu ayakkabımin altından cikarip beklmeketen sıkılmış adama uzattım. Adam şok olmuş bana bakiyordu "ne bakiyorsun lan dingil kurabiye vağr simiğt vağr diyerek elimde sabah almış olduğum kurabiye ve simit poşetini gosterdim. Adam cin görmüş gibi parayı alıp ucarcasina uzaklaştı. Onun tuhaf harektlerini umursamadan şirkete girip mülakat odasına doğru adeta bir KUİNN gibi giriş yaptim.Şirketin devasa kapısından içeri adım attığım an mülakat odasını buldum.
Kapıyı açıp içeri girdiğimde jüri koltuğunda oturan kişiyi görmemle şok olmam bir oldu. Karşımda, bana geçmişte en büyük kötülüğü yapan, stajyerken beni haksız yere suçlayıp kariyerimi mahveden baş düşmanım ossurukevladı İn-ho oturuyordu!! Meğer bu devasa holding tamamen ona aitmiş. Beni görür görmez o kibirli suratıyla sırıttı. Sırf benimle tekrar dalga geçmek ve beni kendi mekanında ezebileceğini sanarak beni buraya çağırtmıştı. Ama karşılarında kimin olduğunu unutuyorlardı.
Ayağa kalktı, yanıma geldi ve o sinir bozucu, ukala sesiyle fısıldadı:
"Terk et burayı sikremin" dedi. Ne yapacağımı bilemez halde avel avel suratına bakıyordum. Onu umursamadığımı belli etmek adına eşarbımla yüzüne adeta tokat atarak karşısına geçtim...Kendimi tanıtırken içimden, "Aman tanrım sanırım heyecandan gerçekten ossuracagim!! Hayır sikremin şimdi hiç sırası değil" diyerek içimden konuşarak kendimi tutmaya çalıştım. O kadar sıkmıştım ki kendimi, divalığımdan ödün vermemek için adeta bir taş kesilmiştim. Neyse ki bu seferlik o büyük kazayı ertelemeyi başarmıştım ama içimdeki o patlamaya hazır bombayla İn-ho'nun karşısında dimdik duruyordum.
"Beni buraya sırf aşağılamak için çağırdın değil mi İn-ho? Ama ben eski stajyer Sikremin değilim, ben diğer kızlara benzemem! Ben bir taneyim fıssek senii!!" diye kükredim.
İn-ho tam beni güvenlik çağırıp kapı dışarı edecekken, mülakat odasının kapısı aniden açıldı. İçeriye jilet gibi takım elbiseli, yaşlı ama aşırı karizmatik bir adam girdi. Meğer bu adam İn-ho'nun holdingdeki en büyük ortağı ve yönetim kurulu başkanıymış! İn-ho'nun çalışanlara ve insanlara olan bu kibirli tavırlarından aylardır bıkıp usanmış durumdalarmış. Yaşlı ortak, benim İn-ho’nun karşısında bir adım bile geri atmayan o asil ve dik duruşumu görünce hayran kaldı(ne diyebilirim ki herkes hayranım olmuş 😏)
İn-ho öfkeyle, "Bu kadını hemen dışarı atın, işe falan alınmıyor!" diye bağırırken, yaşlı ve keltoş ortak elindeki bastonu yere vurup İn-ho'yu susturdu: "Tam tersine İn-ho! Holdingimize senin bu şımarık tavırlarına karşı dimdik duracak, ezilmeyecek böyle asil ve ciğerli kadınlar lazım. Sikremin Gezmeyen Hanım, işe alındınız!"
Aman tanğrımm yaşlı keltoş sayesinde işe alınmıştım. Şok olmuştum!!!

İn-ho sinirden ve hırstan kıpkırmızı kesilmiş, nefret dolu gözlerle bana bakıyordu. Bense pembe çiçekli eşarbımı şööyle havalı bir şekilde arkaya savurayim derken yanlışlıkla yaşlı moruğun bastonuna dolandı. Omennn Tanğrımm!! Yaşlı moruk tuhaf gözlerle bana bakarak eşarbımı bastonundan çekti ve bana doğru savurdu!! Bu keltoş bunak in-honun yanında beni överken aynı zamanda küçük düşürüyordu. Ona yapacağımı bilirim. Bir şu şirkette işe alinsam hepsine tek tek haddini bildirip yüzlerine karşı ossurarak göndereceğim!!! Hayaller dalmış giderken daha fazla orada durmamam gerektiğini hatırladim. Adıyaman tütünü çekmiş ciğerlerime derin ve asil bir nefes çekip holding koridorlarını topuklu ayakkabılarımın

o fakir gıcırtı sesleriyle inlettim. Şirket onun olabilirdi ama bu karşılaşmanın başrolü ve kazananı bendim! O ossuruğa geçmişte bana yaptıklarını er ya da geç ogretecektim. İşe alinmanin vermiş oldugu kazanmiş hissle, ayaklarımın üzerinde dimdik yürüyüp gittim.(Arkamdan kudurarak baktıklarını hissedebiliyordum 😏)
Bu daha başlangıçtı, yarın sabah bu şirkette işe başlıyordum ve İn-ho benim asaletimin bedelini çok ağır ödeyecekti...
Kitabıma beğeni ve yorum atmayı unutmayın KUİNLERİM!! Sikreminin yeni bölümü yakında sizlerle olacak seviliyorsunuz🥹🥹🥹


