İçeriğe geç

Düşman topraklar

Bölüm 7 · 3 dk okuma

Düşman topraklar

Bölüm 7

### Bölüm 7 — Zindan

Babamın “Kaç” kelimesi hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu. Fakat kaçmak yerine olduğum yerde kaldım. Muhafızlar Kael’i salonun dışına sürüklerken gözlerim onun üzerindeydi. Bir an için bakışlarımız kesişti. Gözlerinde yardım isteyen bir adam yoktu. Kuzey’in veliaht prensi vardı. Soğuk, gururlu ve hâlâ benim düşmanım olan adam.

“Onu bırakın!” diye bağırdım.

Kael başını hafifçe çevirdi. “Bırak beni, Elara.”

Sesinde teşekkür yoktu. Rica yoktu. Aksine, emrimi reddeder gibi konuşuyordu.

“Senin yardımına ihtiyacım yok.”

Kaşlarımı çattım. “Seni kurtarmaya çalışmıyorum.”

“Güzel.”

Dudaklarının kenarı küçümseyici biçimde kıvrıldı.

“Çünkü seni kurtarmaya çalışacağımı da sanma.”

Muhafızlar onu götürdü.

Arkasından bakarken içimde garip bir öfke yükseldi. Birkaç dakika önce aynı adamın masum olabileceğini düşünmüştüm. Şimdi ise ona yardım etmek isteyip istemediğimi bile bilmiyordum.

Lord Adrian yanıma geldi.

“Prenses, bu kadar yaklaşmayın.”

Ona döndüm.

“Babamı kim yaraladı?”

“Kael.”

“Bunu gördün mü?”

Adrian sustu.

“Gördüm,” dedi sonunda.

Yalan söylüyordu.

Bunu nasıl bildiğimi bilmiyordum. Belki de yüzündeki sakinlikten. Belki de babamın son sözlerinden. Belki de artık üç çizgiyi gördüğüm her yerde içimde yükselen o korkudan.

“Babam neden bana kaçmamı söyledi?”

Adrian’ın bakışları sertleşti.

“Majesteleri bilincini kaybetmeden önce ne söylediğini bilmiyordu.”

“Biliyordu.”

Bir adım ona yaklaştım.

“Ve sen de bunu biliyorsun.”

Adrian’ın yüzündeki ifade değişmedi.

“Dinlenmeniz gerekiyor, prenses.”

“Beni odama götür.”

“Memnuniyetle.”

İki muhafız yanıma geçti.

Tam yürümeye başlayacaktım ki Adrian’ın cebinden küçük bir şey yere düştü.

Siyah metal.

Üç çizgi.

Adımlarım durdu.

Adrian da durdu.

İkimiz birkaç saniye boyunca mühre baktık.

Sonra Adrian eğilip onu yerden aldı.

“Bunu mu arıyordunuz?”

Sesindeki sakinlik artık beni daha çok korkutuyordu.

“Hayır,” dedim.

Yüzüme baktı.

“Emin misiniz?”

“Evet.”

Yalan söyledim.

---

Aynı saatlerde sarayın zindanlarında Kael, taş duvarların arasında tek başına oturuyordu. Ellerindeki zincirler ağırdı. Önünde duran muhafızlardan biri masaya bir belge bıraktı.

“İmzala.”

Kael belgeye baktı.

“Ne olduğunu bile bilmiyorum.”

“Prenses Elara’nın babasını öldürmeye çalıştığını kabul edeceksin.”

Kael kısa bir kahkaha attı.

“Benden bunu bekliyorsanız beni hiç tanımıyorsunuz.”

Muhafız masaya sertçe vurdu.

“Veliaht prens olman burada hiçbir şeyi değiştirmiyor.”

Kael’in yüzündeki gülümseme kayboldu.

“Benim için değiştirmiyor olabilir.”

Başını kaldırdı.

“Ama sizin için değiştirecek.”

Muhafız kaşlarını çattı.

Kael devam etti.

“Çünkü beni burada öldürürseniz Kuzey Krallığı bunu savaş ilanı olarak görecek.”

Sessizlik.

Kael arkasına yaslandı.

“Ve o zaman gerçekten istediğiniz savaşı başlatmış olacaksınız.”

Muhafızlardan biri dışarı çıktı.

Kapı kapandığında Kael’in yüzündeki soğukkanlılık kayboldu. Duvara yaslandı ve gözlerini kapattı.

Elara’ya güvenmiyordu.

Asla güvenmeyecekti.

Ama onun da tehlikede olduğunu biliyordu.

---

Gece yarısına doğru odamın kapısı açıldı.

İçeri bir hizmetçi girdi.

“Prenses, kralın durumunun kötüleştiğini söylediler.”

Ayağa kalktım.

“Beni ona götür.”

Hizmetçi başını salladı.

Koridora çıktığımda sarayın alışılmadık derecede sessiz olduğunu fark ettim.

Bir şeyler yanlıştı.

Babamın odasına giden koridor yerine beni başka bir tarafa yönlendirdiklerinde durdum.

“Burası babamın odası değil.”

Hizmetçi cevap vermedi.

Arkamı döndüm.

Kapının önünde iki muhafız duruyordu.

İçlerinden biri kılıcını çekti.

“Prenses Elara, artık saraydan çıkmanıza izin verilmiyor.”

Kalbim hızlandı.

“Kim emretti?”

Muhafız cevap vermedi.

Ama koridorun sonunda tanıdık bir ses duyuldu.

“Ben.”

Lord Adrian gölgelerin arasından çıktı.

Yavaşça bana doğru yürüdü.

“Artık babanızın yanında bulunmanıza da gerek yok.”

Gözlerimi kıstım.

“Ne yaptın ona?”

Adrian durdu.

“Henüz hiçbir şey.”

Sonra cebinden siyah mührü çıkardı.

Üç çizgi ay ışığında parladı.

“Fakat sizin ne yapacağınız, bundan sonrasını belirleyecek.”

O an anladım.

Babamın hayatı, Kael’in özgürlüğü ve krallığın geleceği aynı oyunun içine konmuştu.

Ve oyunu kuran kişi...

**Benim en güvendiğim adamlardan biriydi.**

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.