İçeriğe geç

Düşeş'in İntikamı

Bölüm 1 · 10 dk okuma

Düşeş'in İntikamı

Bölüm 1

Birinci Bölüm

"Biri doktoru çağırsın" gibi bir sürü ses duyuyordum ancak hiç birine verecek bir cevabım yoktu, daha doğrusu cevap veremiyordum. Etrafımda olan her şeyin farkındaydım. Bu fincanın zehirli olduğunun farkında olmam gibi, ya da buradaki insanların benim için değilde, beni zerre umursamayan babamın verebileceği ceza yüzünden bu kadar telaş yaptıklarının da... Ama içten içe ölürsem mutluluktan para ödülü bile dağıtabilme kapasitesi olduğunu biliyordum. Ne iyi baba ama?

Gözlerim kapanırken hiç bir damla göz yaşım dökülmedi gözlerimden, yada hiç bir korku yaşamadım. Bir an önce bitse de gitsek kafasında yaşıyordum. Tek istediğim bu kıza, yani bana yaşatılanların intikamını almaktı. Açık konuşmak gerekirse ölüm alakalı bir sorunum yoktu. Çünkü zaten ölmüş birini öldüremezsiniz...

...

Bembeyaz bir yerdeydim. Ölünce gördüğüm rüyaya çok benziyordu. Yine asıl ben gibi görünüyordum. Ünlü hukukçu Pınar Tan! Siyah saçlarım, kahverengi gözlerim yine eskisi gibiydi. Kolumdaki izler bile duruyordu.

Etrafıma bakınırken bir kız yanıma yaklaştı. Alev gibi kızıl saçlı, Orman gibi yemyeşil gözlü ama bir o kadar da keskin yüz hatlarıyla hem iyi hemde kötü karakter gibi görünen kişi, vücudunu ve hayatını bana veren Düşes Ariana De Giselle!

Her zamanki gibi bana o yorgun gözlerle bakıyordu. Konuşmasını bekledim, konuşmadı. Konuşmak istedim, konuşmadım. Geçen seferden farklıydı. Bana doğru yaklaştı ve elime bir şey bıraktı ve bana gülümseyip kayboldu, ama gitmeden önce bana 'umarım sana yardımı dokunur' dedi. Avucumda elmas bir kolye duruyordu.

...

Gözlerimi açtığımda odada kimse yoktu. Önemsenmeyen biri olduğum için hiç şaşırmamıştım. Burada kimsenin olmaması bana üzüntüden daha çok mutluluk vermişti. Çünkü varlıkları sadece daha fazla sinir ve daha fazla ceza demekti. Başımın dönmesine rağmen zorlanarak da olsa ayağa kalktım ve boy aynamın önünde durdum.

Düzgün yemek yemediğim için aşırı zayıftım. Gerçek düşesin aksine gözlerim keskin ve cesur bakıyordu. Her şeye rağmen oldukça güzel bir yüz yapım vardı. Keşke bu bedenle gerçek dünyada doğmuş olsaydım, o zaman bu yüzle manken yada oyuncu falan olup, paraya para demezdim.

Buraya gelmeden önceki hayatım tam anlamıyla bir karmaşaydı. Üniversitede hukuk okuyan sıradan bir öğrenciydim. Annem daha ben bebekken beni terk etmişti. Babam denecek adam ise bütün hıncını benden çıkartmış ve bir sürü işkenceye maruz bırakmıştı. Ben 10 yaşındayken ise beni rehin almıştı. Kendi binanın tepesinden atlamaya cesareti olmadığı için beni de yanında intihara zorlamıştı. İkimizde atlamıştık, ama sarhoş olduğu için birinci kattan atladığımızın farkında bile değildi. Benim sadece bacağım, üstüne düştüğüm için kırılmıştı. Ama o tam kafa üstü düştüğü için beyin kanaması geçirerek hayata gözlerini yumdu. Evet oldukça saçma bir ölümdü ama yukarıdaki bana acıdığı için onu kendi yanına almıştı. Yetimhaneler büyümüştüm o günden sonra...

Hukuk öğrencisi olduğum için amacım kadınlara ve çocuklara şiddet uygulayan kişilerin sadece aldıkları cezalar ile yırtmalarına engel olmak ve onların toplumdan tam anlamıyla dışlanmalarını sağlamaktı. Bunu neredeyse başarmıştım da... Ben ve üç arkadaşım bir eylem başlattık. Eylemimiz önce kampüste sonra şehirde sonra ülkemizde yayıldı. Şiddet oranları %8 azalmıştı. Tam dünyaya yayılmaya, her ülkeden destekçilerimizin olmaya başladığı zaman ben buraya geldim.

Hayatımı sadece bu amaç için yaşıyordum. Başka hiç bir özelliğim yoktu. Sadece resim çizmek gibi bir hobim vardı. Ancak bu oldukça önemsiz bir ayrıntıydı, çünkü neredeyse herkes resim konusunda bir şeyler yapıyordu, ve ben oldukça başarısızdım bu konuda. Ama bir sergi açmayı çok isterdim....

Eski hayatımı tamamen unutmam gerekliydi sanırım, çünkü bir daha asla geri dönemeyeceğimi biliyorum. Eski hayatım pek güzel ve iç açıcı değildi kabul ediyorum ama yine aşırı saçma bir şekilde ölmem aşırı sinir bozucu!

Tek istediğim kütüphaneye teslim etmem gereken kitabı götürmek için metroya binmekti. Yine aynı durak, aynı insanlar ve aynı kalabalıktı. Durakta bir kaç kişi dışında kimse yoktu. Benim için o günü diğer günlerden ayıran bir şey yoktu. Metronun yakınlaşmasıyla öne doğru gittim, ama ne olduysa işte o zaman oldu. Ruh hastasının biri, beni metronun önüne attı. Zaten sonrası malum, öldüm. Daha doğrusu, ölmem gerekiyordu ama...

Ben, okuduğum o elimdeki romana reenkarne oldum. Ölünce Düşes benimle iletişime geçti, yani sanırım.

Aslında ben öldüğüme emin olduğum sırada kızıl saçlı güzel bir hanımefendi benim bulunduğum karanlığa geldi. Onun gelmesiyle etraf aydınlandı ve bir anda gül bahçesinde gibiydim. Bana elini uzattı. "Hoşgeldin" dedi. "Ben şimdi öldüm mü?" diye sordum. Çünkü bu bilmem gereken bir detaydı. "Senden bir şey isteyebilir miyim?" Başımı istemsiz olarak salladım. Gülümsedi. O gülümseyince sanki güllerin kokusu daha bir güzelleşti. Hava sanki daha fazla açıldı.

"Benim için gerçekleri gün yüzüne çıkarır mısın? Benim intikamımı alır mısın?" Bana seçim şansı tanımadan anıları aklıma dolmaya başladı. Bu kadar klasik bir ölüm istemiyordum. En azından kendime özgü bir ölümüm olsun isterdim. Ancak bana çakma webtoon usulü bir ölüm hediye edilmişti. Ya da birazdan geçmişe gidip orta okul zamanında sevdiğim kızın şuan ki zamanda ölmesini falan engelleyecekdim.

Orijinal romanda, Ariana sırf zevk ve para için Prens'i isteyen bir laydidir.. Her zaman istediğini alan Düşes, prensi köylü bir kıza kaptırınca sinir krizleri geçirir. Zaten zalim olan Düşes, bütün insanlara yaptığı zorbalıklar ile bilinir. Hatta onun adına bir çok halk hikâyesi vardır. Ancak elbette o prenses değil kötü yürekli cadıdır her masalda.

Prensin sevdiği kızı çağırdığı çay partisinde zehirleyen Ariana, prensin verdiği idam kararı ile idam edilir. Masum prenses ve yakışıklı prens evlenir ve mutlu son. Ama aslında hikaye tam anlamıyla doğru değil!

Ariana, her istediğini alan, şımarık bir kız değil mesela. Aslında babasıma yaranmaya çalışan, ve bunun için türlü türlü şekilde uğraşan bir kız. Prensi gerçekten sevmiş, ama bu sevgisi için bir cinayet işlememişti. Kitaptakinin aksine Ariana, babasının emirlerini uyguluyordu. Tek istediği insanların onu sevmesiydi ama babasına karşı da gelemezdi.

Öldürecek kadar olmasa da, sevmediği bir kızı çay partisine babası istedi diye çağırdı. Demek ki, kızı öldüren kişi Dük'tü. Yazarın fantazisine ayrı, bunu popüler listesine girmesine neden olan hayranlara ayrı küfür ettim.

İşin özü benim de intikam almam gereken kişi dükten başkası değildi. Ben önceki hayatımda bile hukuğu insanları, özellikle de şiddet gören kadınları savunmak için seçmiştim. Onların hayatını zehir edenlerin hayatını, zehir etmek için seçmiştim. Hatta bunun için dernek kurmuştuk. KHS diyorduk kendi aramızda, yani 'Kadın Hakları Savunucuları'. Başta hukuk öğrencilerinden 4 tanesinin yani ben ve arkadaşlarımın kendi arasında verdiği bir sözdü. Her kadın için eylemler ve bir sürü grev yapardık. Daha sonra hukuk ve hukuk dışından öğrenciler bize katılmaya başladı. Zamanla çevre şehirlerde bizimle birlik oldu. Devlete bir zararımız yoktu ama serbest bırakılan her türlü kadın düşmanının hayatını büyük ya da küçük demeden zehir ediyorduk. Sırf baskılarımız yüzünden biri çok tacizci, tecavüzcü, katil ve şiddet uygulayan adam intihar etmişti. Bu bizim büyük bir başarımızdı. Aklıma gelenlerle gülümsedim. Dük'ün ve daha doğru düzgün ülke yönetmeyi ve haklının yanında durmayan geleceğin imparotoru'nun benden çekeceği vardı.

Aynaya bir gülücük attıktan sonra dağınık saçlarım ve pijamalarımla, sevgi değer babacığımın odasına gittim. Kapısının önünde koruması Alex vardı. Oldukça yapılı ve büyüktü, eğer benim zamanımda yani dünyamda olsa kesinlikle sporda büyük bir kariyer yapardı. İçeri girecekken beni durdurdu.

"Dük şu an önemli bir görüşmede." Gözlerimi devirdim. Bir tanecik kızı zehirlenmişken, o görüşme mi yapıyor cidden? Ne kadar iyi bir baba (!) Görüşme yapmadığını bilmenin rahatlığıyla cevap verdim.

"Daha iyi ya işte, misafirleri karşılamak lazım değil mi?" Hamle yapmasına izin vermeden içeri girdim. İçeride elbette kimse yoktu. Sevgili Dük, masasındaki belgelerden kafasını kaldırıp bana küçümseme ve tiksintiyle baktı. Arkamdan koşturarak içeri Alex girdi. Beni çıkartmak için hamle yapınca Dük ona sinirli bir bakış attı. "Dışarı çık!" dedi Alex'e.

Demek ki istenmeyen kişi ben değilmişim Sör Alex Grang. Sevgili koruma başını öne eğip üzgün olduğunu iletti ve dışarı çıktı. Benim karşımda olduğu sürece daha çok üzüleceğinin farkında değildi.

Dük benden nefret ediyordu, bunu anlamak için burada yaşamaya başladığım bir hafta bana fazlasıyla yetmişti. Hizmetçiler, uşaklar hatta bahçıvan bile bu adam yüzünden kendilerini benden daha üstün zannediyorlardı, bir de üstüne egolarını benim üzerimde tatmin etmeye çalışıyorlardı. Ancak bilmedikleri bir şey vardı, eski Düşes, çoktan ölmüştü. Artık benim gibi bir belayla uğraşmaları gerekecekti.

"Bu kılık kıyafet ve edepsizlikle ne yapmaya çalışıyorsun?" Yüzüme bakma zahmetine bile girmeden elindeki parşomenlere bakıyordu. Fakirlerin bir kağıdı bile yoktu.

"Sevgili babacığımı görmeye geldim, benim için endişe edebileceğinden korktum."

"Bu kılıkla mı?" Kendi evimmiş gibi (!) rahat rahat koltuğa yayıldım. Benim zehirlenmemden zerre etkilenmediği belliydi. Onun şu an işine yarıyordum. Yakın zamanda imparatora, prensle nişanlanmam için bir mektup gönderecekti, o yüzden tek kızını şimdilik gözden çıkaramazdı. Ama bu onun sinirlenmeyeceği anlamına gelmiyordu.

Bir hışımla ayağa kalktı. Kolumu sertçe tutup beni ayağa kaldırdı. Her şey istediğim gibi gidiyordu.

"Senin terbiye almanın vakti gelmiş!" Çekiştire çekiştire beni alt kattaki karanlık odaya götürdü. Burası küçüklükten beri Ariana'ya her türlü pisliği yaptığı yerdi. Onu daha 4 yaşındayken bir toplantısını böldüğü için bir ay bu ışıksız yere hapsetmişti. Yemek bile vermiyordu. Bir kuru ekmek ve su veriyordu sadece.

Zamanla büyüdükçe bunlar yerini farklı şeyler almaya başladı. Kemerle dövmekden tutunda, hamam böceklerini bu odaya salmasına kadar, bir sürü işkenceye maruz kaldı. Dük, yaptıklarının bedelini çok ağır ödeyecekti. Beni odanın ortasına attıktan sonra kapıyı kapattı, hemen ardından kilit sesi duyuldu.

İstediğimi almanın verdiği mutluluğu yaşıyordum. Cebimden çıkardığım mana taşı ile bir ışık yaktım. Açık konuşmak gerekirse bu dünyada sihir ve güç, bizim dünyadakinden çok daha iyiydi. Hizmetçiler, her ne kadar kibirli olsa da aşırı güzellerdi. Korumalar ve şövalyeler ise aşırı yapılıydı. Bir romandan bekleneceği üzere normalin üstüydü her şey.

Mana taşından çıkan ışığa gözlerimin alışması için bir kaç saniye verdim. Ariana'nın hafızası sayesinde burayı biliyordum ama asla ışık varken görmemişti, bu yüzden buraya ilk defa gelmiş gibi hissediyordum.

Burası, Ariana'nın doğduğu ve düşesin kan kaybından dolayı öldüğü yerdi. Dük, belkide bu yüzden benden bu kadar nefret ediyordu. Ama bu bile çok saçma olurdu. Hem dünyaya yeni gelmiş birinin üstüne bütün suçu yıkmak, hemde Düşesin hastalanmasına rağmen hamile kalmasına neden olan o iken böyle davranması tam bir saçmalık abidesiydi.

Oda yıllardır temizlenmediği belli bir yerdi. Pencerelerin olmaması ve kapının neredeyse hiç açılmaması nedeniyle havasız bir yerdi. Temizlenmediği için ise aşırı pisti. Yatakta ise kurumuş kan lekeleri vardı. Düşesin beni yani Ariana'yı doğururken kaybettiği kanlar vardı. Kanlardan ziyade işime odaklanmalıydım. Buralarda bir yerlerde bir kutu olması gerekiyordu.

Yanlış hatırlamıyorsam Ana karakter Charlotte, büyü gücünü kaybedince Ariana'nın ölümünü bahane edip buraya bir şekilde gizlice giriyor. Amacı önemli bir büyücü olan Düşes ,Her yere bakıyor ama Düşesin, yani annemin günlüğünü bulamıyor. Sonra yorulup Yatağa oturuyor, biraz dinlendikten sonra tam gitmeye karar verip kalkınca, eskimiş yatak bir anda kırılıyor. Ancak Charlotte, Kırılan yatağın altındaki kutuyu fark ediyor. Kutuda Düşesin günlüğü var. Kız, günlüğü kutudan alıyor ve saraya gidip Düşesin yazdığı gizli dili çözmek için uğraşıyor. Bunu başaramayınca bir arkadaşından yardım istiyor. Şifreli dil çözülünce Düşesin yönergelerine göre bir sürü otu birleştirip ruhlarla iletişime geçiyor.

Kimse bu durumu bilmiyordu ama onun ruhlarla konuşması, güçlü büyüler yapabilmesi ve iyileştirici güce sahip olması onun azize olarak anılmasına ve halk tarafından büyük bir saygı ve sevgi görmesini sağladı.

Bana bırakılan günlüğü çaldığı ve suçsuz oluşum ise asla bilinmedi.

Mana taşını ve günlüğü, eteğimin altındaki korseye sıkışırdım. Dışarıdan bakınca asla belli olmuyordu.

Benim amacım azize olmak değildi ama planım için buna da ihtiyacım vardı. Bana güvenen bir halk karsısında dük bile çaresiz kalırdı. Şimdi yapmam gereken ise kendimi zehirlemekti. Kolyemden küçük bir oyuk yapmıştım. Görünmesi dikkat edilemediği sürece neredeyse imkansız olan bir yerdi. O oyuğa dükün ne yapacağını anladığım zaman çayımdan bir kaç damla dökmüştüm. Kolyemi çıkarttım ve o bir kaç damlayı kafama diktim.

Bu iğrenç odadan çıkmamın tek yolu buydu. Kızını zehirleyen bir adama güveniyor olmam diğer insanlar için salaklık olabilirdi belki ama su götürmez bir gerçek vardı. Ben sevgili babacığımın işine yarıyordum. Tozlu ve hiç temizlenmemiş yatağa oturdum. Bir süre sonra gözlerim karanlığa rağmen kararmaya başladı...

...

Uyandığımda yine o saçma odadaydım. Hizmetçilerin odalarından bile daha rahatsız ve pis olan odam odam canım odamdaydım. Halsizlikle etrafa baktım. Başımda kimse yoktu. Meraktan bile olsa insan gelip bakardı ama elin gavurunda bu durum ne gezer. Başımdaki zonguldamayı yok saymaya çalışarak a

yağa kalktım.

Günlüğü açtığım zaman içindekini görmemle hayatımın şokunu yaşadım...

Bölüm sonu

1 yorum

  • https :// discord.gg / SJtpHRWMFF Sizi 7/24 aktif, 4000+ üyeli sohbet, oyun,dil sohbet (Native Ingilizlerle), kitap, vote, AI resim/chat botları temelli "Yazarlar Ansiklopedisi" isimli sunucumuza davet ediyorum. Sunucumuz gelişen yazar ve okurlardan oluşuyor. Haftanın 4 günü "eleştiri ve destek" turlarında sırayla yazarların kitapları okunup yorumlanır. Eleştiri turunda yazarın eksik ve iyi yanlarını söylüyoruz. Destek turu ise sınav vs. için az vakti olan üyeler için ve okuma zorunlu değil, zaman almıyor. Serverde farklı yarışlar vardır. 🏆Ayın Yazarı🏆 yarışında kazanana yorum, vote vs. ödülleri verilir. Serverde her yaş aralığında (çoğu 13-45) üyeler bulunuyor. Sizlere kitap, sohbet, oyun (LoL, Valorant, Gartic, Among Us, Mafya, Köstebek, Role play, Cinayet Cözme,), AI resim & chat botlar ve dil sohbeti (native İngilizlerle) gibi etkinliklerle dolu bir ortam sunuyoruz. Eğlence için owo, satranç, kelime türet, düello, adam asmaca gibi oyunlar da var. Ünlü __Dizi TV__ projemizde senarist olabilirsiniz. Her gece üyeler seslide toplanarak müzik dinliyor, sesli sohbet ediyoruz. Sunucumuza girmek için üstteki linktedi boşlukları bırakmadan oluşturup kopyalayın. Sonra tarayıcıda ya insta, Discord'da atıp üzerine tıklayın. Anlamazsanız sorun. Linkin süresi hiç geçmiyor, hep tıklayabilirsiniz. Linke panomda da var.