Eric’in kaybından sonra içimdeki boşluk derinleşmişti, ama aynı zamanda bir öfke dalgası da hissettim. Bu lanet, sadece onun değil, benim de hayatımı mahvetmişti. Artık bu lanetin kökenine inmek ve Eric’in fedakarlığını boşa çıkarmamak için harekete geçmek zorundaydım.
Kiliseden uzaklaşırken, elimde Eric’in bana verdiği bir günlük vardı. Günlük, onun bu laneti araştırırken topladığı notları ve ipuçlarını içeriyordu. Her bir sayfa, hem korkutucu hem de açıklayıcıydı. Düşen meleklerin hikayesi, hiç beklemediğim kadar karışıktı. Bu melekler, bir zamanlar insanlığa yardım etmek için cenneti terk etmiş, ancak bir hata sonucu lanetlenmişlerdi. Şimdi, ruhları bu eski kilisenin derinliklerinde hapsedilmişti ve her yıl bir kurbanın ruhunu alarak lanetlerini sürdürmeye devam ediyorlardı.
Eric’in yazılarında dikkatimi çeken bir şey vardı: Laneti kırabilecek bir ritüel. Ama bu ritüel tehlikeliydi ve başarı şansı çok düşüktü. Ritüelin gerçekleştirilmesi için eski bir metin gerekiyordu, ancak bu metin kilisenin altındaki labirentlerde gizlenmişti.
Kendi kendime, “Eric’in yaptığı gibi korkmayacağım,” dedim. Artık geri dönüş yoktu. East Village’ın o terk edilmiş kilisesine bir kez daha gitmek zorundaydım. Bu sefer yalnız olacağımı biliyordum, ama içimdeki kararlılık beni ayakta tutuyordu.
Kilisenin kapısından içeri girdiğimde, hava soğuktu. Sanki eski taşlar bana dokunuyordu. Fenerimi yaktım ve aşağıya, karanlık koridorlara inmeye başladım. Her adımda taşlardan yankılanan ayak seslerim, yalnız olmadığım hissini uyandırıyordu. Kalbim hızla atıyordu, ama korkunun beni durdurmasına izin veremezdim.
Derinlere indikçe, duvarlardaki eski yazıtları fark ettim. Eric’in notlarında bahsettiği semboller bunlardı. Ancak o sırada, arkamdan gelen bir rüzgar hissettim. Hızla arkamı döndüm, ama kimse yoktu. “Sadece hayal gücüm,” diye kendimi sakinleştirdim.
Sonunda, Eric’in bahsettiği odalardan birine ulaştım. Burası, eski bir tapınak gibi görünüyordu. Ortada bir sunak vardı ve sunağın üzerinde eski bir parşömen duruyordu. Bu, ritüelin metniydi. Ama tam o anda, gölgelerden bir figür ortaya çıktı.
Görünüşü insana benzeyen, ama gözlerindeki ateşle insan olmadığını belli eden bir varlık bana doğru yaklaştı. “Sonunda geldin,” dedi, sesi derin ve yankılıydı. “Eric gibi sen de bu laneti çözmeye çalışıyorsun. Ama bedelini ödemeye hazır mısın?”
“Bedel ne olursa olsun,” dedim kararlılıkla. “Bu laneti kıracağım. Eric’in fedakarlığı boşa gitmeyecek.”
Gözleri üzerimde gezindi ve alaycı bir şekilde güldü. “Cesur olduğunu kabul etmeliyim. Ama bu ritüelin bir kuralı var: Ya kendi ruhunu feda edersin ya da sonsuza dek burada hapsolursun.”
Sözleri mideme bir yumruk gibi indi. Eric’in beni korumak için kendini feda ettiğini anlamıştım, ama şimdi aynı seçimi yapmak zorundaydım. Bu, sadece benim hikayem olmalıydı
